21 Mart 2012

Rastlantısal rastlaşma

Bu yazıda geçen kişiler tamamen gerçek olup, yaşananlar da gerçektir. Kurgusunu iyi ayarlamayacağını düşündüğümü önceden belirtip özeleştiri ile yazıya başlıyorum.

Hikaye İstanbul'da geçiyor. Yıl 2012, aylardan ise Mart. Bendeniz askere gitmeden evvel muhtelif arkadaş muhitim ile buluşuyorum. Olayların birkaç güne yayılması ve beni ve çevremdekileri bu kadar tesadüfi şekilde sarmalaması esasındabeni yazmaya iten kuvvet oldu. (Güç değil)

İlk olarak muhitleri sizlere tanıtayım. i) Batug. ii) Sabancı'daki halı saha takımım, Çorumspor. iii) Sabancı Meka iv) Lise tayfası. Bu birbirinden ayrı 4 kamp 4 gün boyunca bir şekilde birbirine temas etti, ben de ne oluyor lan dedim her seferinde.

Cuma akşamı Oğuz'un doğumgünü kutlaması için Nevizade'ye gittik. Panpam bana saat 20.30 gibi başlarız. Ben de keskin adamımdır bu tarz hususlarda. 20.30'da mekanın girişine geldim. İçeri adımımı atmadan evvel girişteki görevliye bizim organizasyonun hangi katta olduğunu sordum, "Çorumlular grubu mu abi o?" diye cevap aldım. Aha dedim, Çorum'un laneti yine geldi. (Bilenler bilir çok pis bir şeydir o lanet, uzak dursun)
Çorum lafının telaffuz edilmesi bile başlı başına lanet için yeterli bir sebep iken yetmedi; biz Çorum grubu ile karşılıklı oturduk. Lanet!

Oğuz ve ben karşılıklı 1 saat hoş beş konuştuk, ne gelen var ne giden doğumgünü kutlamasına. 21.30'da teşrifler başladı yavaştan. Ben de bir yandan Oğuz ile konuşurken diğer yandan Çorum ne alaka lan diyorum. Leblebi falan çok gelmez benim aklıma Çorum dendiğinde. Çorumspor ile oynadığımız maçlar aklıma gelir her seferinde. Nevizade'de farklı olmadı. Zira keyifli anılarım oldu. 
Burada okuyucu sorabilir niye takımın adı Çorumspor? Takımı kuran, herkesi bir araya getiren adam, takımın kaptanı Çorumlu da ondan! Takım da bir de ileri uç oyuncumuz Çorumlu'ydu. Başka bir Allah'ın kulu da Çorumlu değildi; ama adımız Çorumspor'du. Orjinal Çorumspor maç formamız bile vardı.
Parantezi kapadım ve mekana geri döndüm, Çorumspor anılarıma. Ulan dedim Çorumlular buradaymış bizim Ahmet de burada olur mu? Ama adam içki ağzına sürmüyor, ne işi olur dedim kendi kendime burada diye. Ancak bir taraftan da hissiyat geldi, tanıdık biri ile beklenmedik bir şekilde karşılaşacağım diye. Tam bizim doğumgünü tayfası gelmeye başlamıştı ki, bir de ne göreyim: Bizim Ahmet! Dedim, "Ne işin var oğlum burada?" Bezmiş ve yorgun bir ifadeyle, fuara geldikleri müşteriler ile yemeğe geldiklerini söyledi. İçmeden zaman geçirmek zor zanaat meyhanede; ama muvaffak bir şekilde mekandan ayrılmayı bildi gece sonunda. Sıkıntıdan bayılmadan ve içki içmeden.

Bu gecenin doğumgünü katılımcılarından Ercan'ı unutmayın. İlerleyen dakikalarda karşımıza çıkacak.

Neyse. Doğumgünü hengamesi bitti, ayrıldık, ayıldık. Cumartesi günü derbi günü. Tarafsız sahada maç izlemeyi uygun gördük mekacı kardeşlerim ile. Kozmopolit bir yapıdaydık. Beşiktaş çarşıyı tercih ettik. Dışarıda götümüz dona dona, sıkış tıkış bir vaziyette maç izledik. En yakın arkadaşlarım Cem- Irmak- Muhsincan ve resmen kader ortağım olan Suat (nedenini birazdan anlayacaksınız) ve çok sevdiğim dostum Cihat ile beraberdik.
Suat, benim hem mekadan hem MBA'den sınıf arkadaşım. 2 yıl ev arkadaşım. İş arkadaşım. Çorumspor'dan takım arkadaşım. Suat da içki içmez. FB-GS maçını izledik, bitirdik. 2-0'ı koruyamadığımız için üzgün ama son dakikada yenilebileceğimiz için de sahip olduğumuza şükür bir şekilde masadan kalktık. Biz takılmaya devam ettik Suat hariç. Suat ile de pazar veya pazartesi görüşmek üzere vedalaştık. Ama biz gecenin kalan kısmında bayağı uzun süre devam ettiğimizden pazar günü Suat ile buluşma gibi bir ihtimali hiç düşünmüyorum bile.  

İçilen içkinin reklamını umuma açık bu mecrada yapmayacağım; ama gece boyu birkaç kokoreç ve kumru yememize rağmen ertesi sabah uyandığımızda, fil ırkı her birimizin şakaklarında ve beyninin ön lobundaydı. Yani gece boyu yaşanan anlamsız ama komik olaylar silsilesi, yine bizim için bir meka klasiği olmuştu. İleriki buluşmalar için güzel birer hatıra olarak yer etti anlayacağınız. Her neyse, biz pazar günü öğlenin köründe uyandık; ayılıp kendimize gelene kadar 1 saat harcadık. Sonra Ortaköy'den taksiye atladık Beşiktaş'a gittik yine. Önce bir şeyler yiyip daha sonra çarşıdan benim arabayı alıp bunları müteakip Caddebostan'a geçeceğiz. Orada da takılacağız falan falan.

Hepimiz sağa sola anlamsız bakışlar atarken, Beşiktaş Meydan'a yaklaştı taksici. Otobüs durağında ineceğiz, herkesi bir hesaba bozuk para katkısı verme telaşı aldı. Eğildik, yumulduk, avuçtaki madenileri inceliyoruz, 50 kuruş mu 1 tl mi diye. Taksinin kapısını açtım, kafamı kaldırdım. Karşımda Suat! Otobüs bekliyormuş. Bizim oraya gelmemiz ile aynı saatte. Hadi canım sen de! 2 gün üst üste bu tarz rastlantısal rastlaşma yaşamak bayağı şaşırttı beni.  Hayırdır inşallah dedim.

Cumartesi maçtan ötürü doğru düzgün sohbet edemedik, pazar da malum sebeplerden buluşamadık diye pazartesi günü için Suat ile görüşürüz diye sözleştik. Gün için planım Suat ile buluşmak ve sonrasında memlekete dönmek idi. Ancak tam Maltepe'den çıkmak üzereyken lise tayfasının Barış'ın doğumgünü için bir araya geleceğini gördüm. İyi bari dedim lisedekileri de bir arada görürüm askere gitmeden evvel deyip salı günü Lüleburgaz'a dönmeye karar verdim.

Suat da benimle buluşmadan evvel Çorumspor'dan arkadaş ile buluşacaktı. Adı Doğan. Eminönü'nde buluşmuş iki arkadaş; ama Eminönü- Üsküdar- Kadıköy derken ben 2 saate yakın bekledim Suat kankamı! Neyse ki Starbucks'ta Macchiato Caramel Mocha2mı yudumladım beklerken... Suat geldi hoş beş konuşuyor, oradan buradan. Bir baktım Ercan geldi. Arkadaş dedim alakaya bak ya. 3 günde 3 kere rastlantı. Yaşadığım şaşırmayı gecenin geç bir saatinde yazdığımdan ötürü çok iyi aktaramıyorum; ama oldukça düşük olasılıkta olaylar gerçekleşti üst üste.

Suat ile vedalaştıktan doğumgününe gitmeden evvel, Beşiktaş maçı öncesi Şairler parkı civarında Irmak ile takılmaya gittim. Orada bir tane Vişneli Tekke sokağı var. Orada takılıyoruz falan. (Beşiktaş- Taksim- Ortaköy civarındaki bu yer adlarından ve bu yerlerdeki yapılarla ilgili bir yazı yazacağım birkaç güne, bilginize) Maç saati geliyor yavaştan, biz de o tekke sokağının oradan iniyoruz stada doğru. Tam Dolmabahçe'nin oraya iniyor bilmeyenler için. Swissotel ile subay misafirhanesi arasında kalıyor.

Yeri bu kadar tarif etmenin nedeni var. Çünkü salı günü aynı sokaktan araba ile indim. Lüleburgaz'a yola çıkacağım, trafik olmasın diye dua ediyorum. Bir yandan Radyo Trafik dinliyorum hangi güzergah açık diye. Vişneli Tekke sokağının başına geldim, ana yola çıkacağım için trafiğin biraz tıkanmasını bekliyorum apaçilik olmasın diye. Velhasıl kelam otobüs biraz yavaşladı diye arkadaki beyaz Audi de yavaşladı, bana da korna yaptı. Ben baktım yavaşlıyor Audi, geç anlamında korna yaptı heralde dedim. Yola çıkardım arabanın burnunu bekliyorum. Trafik açılsın da arabayı düzeltsem diye. Bu arada Audi yine korna yaptı. Bir çevirdim kafamı ön yolcu koltuğundaki abi bana gülümsüyor. "Vay anasını" dedim, "Meğer bana yol vermemiş." Baktım karşı taraf gülüyor, ben de güldüm. Yapacak bir şey yok. Bir yandan da nüktedan sürücüler de var diye düşünüyorum. Hır çıkaracağına gülerek karşılıyor durumu.
Ben arabanın yalnız sürücüsünü göremiyorum güneşin camda kırılması ve yansımasından ötürü, onu da söyleyeyim. Zaten uykulu olduğuma dikkatimi de çok dağıtmama gayreti içerisindeyim. Trafik akmaya başladığı anda önüme baktım, trafiğe girmem inşallah telaşı ile radyoya dikkat kesildim. Dat! Dat! Dat! Yine korna. Bu sefer Audi yan şeridime geçmiş arkamdan. Fren falan yapıyor yanımda. O anda cam açıldı, ben de bakıyorum idrak etmeye çalışıyorum ne diyorlar diye. Çünkü abi hala gülüyor. İşlemcilerim zaten yavaş çalışıyor, çok kastı makineyi anlayacağınız. Daha cam indi, yansıma bitti. O da ne! Yanımda Doğan! Araba kullanıyor. Selam veriyor bana. Dedim hala açamadım uykumu kusura bakma kanka. Bu son rastlantı ile 4 günde 4 rastgelme yaşadım. 4x4'lük oldu. Neyse ki çok şükür trafik açıktı da rahat döndüm eve.