19 Haziran 2010

19haziran2o1o- günün maçları

Evet saygıdeğer futbolseverler,

Bugün günlerden cumartesi ve kuzey yarım kürede sıcak mı sıcak bir hava hakimiyet sürüyor. Dünya kupası için gözlerin Güney Afrika'ya çevrildiği şu günlerde, ekrana gelen kalın giyinmiş insanları gördüğünüz de sizin şaşırdınız oluyor mu? Olmasın, zira orası güney yarım küre- buranın yazı oranın kışı. ya da tam tersi.

Böyle bilmiş bilmiş konuşuyorum gibi durabilir ey okur, ama şimdi söyleyeceklerim size çok radikal gelecek biliyorum. 130 dB'lik vuvuzela'nın eşdeğeri bizim kültürümüzde mevcut. Ayrıntılara girmeden evvel, niye yazının bu şekilde devam ettiğini belirtmekte fayda var- yeni bir paragraf açıyorum.

Maçlar çok sıkıcı da ondan. 94 dünya kupasına kadar geri gidebiliyorum hafızamda; ancak bu kadar tek düze ve heyecandan uzak geçen bir dünya kupası veya avrupa şampiyonası hatırlamıyorum. (Dünya olunca kupa, kıtaya gelince şampiyona. İlginç bir ayrımcılık) Sıkılınca insan böyle şeylere kafa yorabiliyor. Günün maçlarına kültürel vuvuzela tezimden bahsettikten sonra geleceğim.

Ne diyorduk? Vuvuzela. İsmi venezuela'yı andıran alet, Güney Afrika kültüründe olduğu için muhtelif futbol ve basketbol maçlarından evvel satılan avuç "düdük"leri ile aynı görevi görüyor aslında. Tek farkı var, bizdekiler 130 dB ses çıkaramıyordur. Politik bir jest olarak, bu derecede ses çıkartan bir aletin kullanımının dünya kupasında serbest bırakılması ile ilgili bir yazı okuduğumu hatırlıyorum ama kaynak gösteremeyeceğim.[citation needed]

Türkiye yıllardır uğraşıyor olimpiyat alayım, dünya kupası alayım, avrupa şampiyonası alayım diye. Ev sahibi olayım diyor, olamıyor. Basketbolda avrupa şampiyonasına ev sahipliği yaptık, ağustos ayında da dünya kupası ülkemizde oynanacak. Madem ki böyle bir alete merak vardı, alem alet görsün deyip ZURNA'yı dünyaya tanıtalım derim. ZURNA büyük mü gelir, KAVAL var. Hem bu enstrümanlar, maçın sonucuna göre anlamlı öttürebilir de, nota falan uygulayabiliyorsun yani. Vuvuzela ile öttürüyorsun ama neye göre öttürüyorsun birader. Kendi takımın için öttürüyorsan bile bize öyle gelmiyor. Davulun sesi uzaktan hoş gelir derler. Bundan pek öyle olmuyor. Davul demişken, zurna ve kavalın yanına davulu da eklersek dadından yinmez valla organizasyon.

Bu değişik ve anlamsız önerimi dikkate alan olur mu bilmiyorum ama bu girdiyi okuyan ve elinde yeterli sermayesi bulunan girişimcilere sesleniyorum: ZURNA, KAVAL ve DAVUL imalatına başlayın. Ekonomi acayip bir şey. Millet gelir, davul ister. Zanaatkar kazanır. Zanaatkar sana satar, sen kar koyar satarsın. Sen kazanırsın. Sen Türkiye'sin, büyük düşün. Türkiye kazanır, oryental duruşumuzu koyarız ortaya.

Maçlara gelirsek, top çok kıvrak valla. Sneijder bir vurdu, bir andan Tsubasa şutuna dönüştü. Japonya, çok iyi total futbol oynadı. Savunması çok iyiydi. Ama top bu arkadaş. Girigiriverir valla. Ama Japonya geriye düştükten sonra, topu hep şişirdi. Ulan adamlar senden en az 15 cm uzun ortalama olarak, sen hala kafa topu falan kovalıyorsun. Gerçi oyuna sonradan giren japon, üst direğin üstünden topu dışarı atmak yerine, yerden uzak köşeye vurabileydi bu maç da berabere biterdi.

Gana- Avustralya maçını izlerken bir ara sıkıntıdan kalktım, maçı izlemeyi bıraktım. Diğer kanallarda zaman geçiriyorum falan böyle, zaten hava da sıcak. Diğer kanallarda da bir şey bulamayınca izlemeye değer, maça geri döndüm Gana maçı 1-1'e getirmiş, Kewell oyundan atılmış. Maç boyunca bir daha göremedim pozisyonu da. Çok da mühim değil bence. Gana'nın yediği gol de kalecinin kabzımallığına diyecek lafım yok. Pazarda falan çalışsaydı küçükken, karpuzu düşürmemeyi öğrenirdi atıldığında. O topu da öyle sektirmezdi. Gana'lı oyuncuların kondüsyonu, atikliği ve mücadelesi çok iyi ancak teknikten uzaklar. 10 kişi kalan turnvanın en yaşlı 2. takımına karşı bir gol daha bulamıyorsan, o da bu teknik yoksunluktandır. Kaç pozisyonda topu ayaklarına doladılar, önlerine rahatça alamadılar. Saymadım ama bayağı vardı.

Benden bu kadar. Bu yazıyı bir ara resimlendirmeyi düşünüyorum. Ama benim yerime de resimlendirmeyi adaşım yapabilir.

Eyvallah

13 Haziran 2010

ingiltere- abd

günlerdir bi vuvuzela silsilesi gidiyor twitter'da. yeter lan. beni nedense hiç rahatsız etmedi. zaten fek de twitter'ında yazdı; aynen katılıyorum: "yeter ya vuvuzelamıdır nedir anladık hepiniz rahatsız oldunuz sabahtan beri herkes 50 tane laf etti siz laf edince birşey değişmiyor bırakın"

şimdi anglosakson kültürlerin, futboldaki zirvesinin sonradan oluşmasıyla karşılaşması bence oldukça ilginçti. 1966 yılının üzerinden 44 yıl geçmiş, ada hala dünya kupası arıyor. bu yazıların görselleştirilmesi, fotoğraflandırılması ayrı bir zanaat her zaman saygı göstermişimdir; ancak ben bu işe bir türlü girişemiyorum- kusruma bakmayın. niye bu cümleyi yazdım; zira bu paragrafa espn'in görsellerinden '66 yı çeken ingiliz beygirlerinin iyi gideceğini düşünüyorum.

ama gel gör ki arkadaş böyle kalecilerle olmaz yani. baba olmaz yani. hakan arıkan bunu yapmaz. fevzi hiç yapmaz. hayrettin desen, o bile yapmaz. ingilizlerin bu kalecilere karşı acayip performansları varsa, ingilizlerin kendi milli takımlarının da kalecilerden çekmesinin tek bir açıklaması olabilir- o da karma. KARMA. o kadar.

Türk Milli Takımı bile devşirme olayına giriştiyse, İngilizler niye girişmiyor? Al lan sen de bir kaleci devişirip. Ne olacak sanki? Robinson, Green falan nedir ki yani?

Bu noktada spot ışıklarını kendimize çevirmek istiyorum. Türkler, Osmanlı'nın neredeyse tüm devlet adamlarını devşirmiş/ padişah analarını devşirmiş; spora gelince niye devşirmeye karşı böyle önyargılı? Devşireceği adamın ten rengi değişik olacağı için mi? Balkan'dan olunca farklı mı oluyor? Bugüne kadar tarihimizdeki mühim kişilerin arkaplanına bakınca Türk kavramının nasıl bu zatlara katıldığına bakılmasında büyük bir önem var. n tane adam var, ad vermiyorum.

Yalnız Green denilen adam, benimle aynı kaleciliği yapıyor. Ben böyle adamın İngiliz milli takımının kalesine yakıştıramıyorum. Bu adamın önünde oynadığı adamlar, bir gün arkasına geçerse mazallah...kamazullah.. heskey falan- ayıp olur/ üzer.

sonuçta ingiltere de, turnuvaya beraberlik ile başladı. turnuvayı takibi yarın gana, slovenya maçları ile devam edeceğim. unutmazsam maç sırasınca notlar alırım, burada paylaşırım. bilirsiniz, benim yazılarımda serbest çağrışım fazla olur.

toparlamak adına ingiltere- abd maçı:

1. green
2. rooney: olmadı babanın mevkii.
3. glen johnson: iyi çıkışlar yaptı, güzel bindirdi. sonuç alınamadı bu maçta; ancak abd'nin de oyuncuları inanılmaz kondüsyonlu. her halleriyle belli.
4. heskey: rooney'in performansında kısıtlayıcı bir rol oynuyor olabilir; fakat rooney'in geçirdiği sakatlığın da, kendi performansında etkisi olabilir.

hadi eyvallah.

12 Haziran 2010

Kadro

Bütün gün top oynarım abi

01 Haziran 2010

Mia

Mia kameralara gülümserken...