15 Kasım 2010

benzerlik

bugün haberlerde gördüm, obama japonya'daymış dün. buda heykelinin önünde poz vermiş.



alttaki resim ağustos ayında müslüman örf ve adetleriyle kamakura'da çekildi:


devam et barack, devam.

15 kasım 2011, lüleburgaz

ebeveynlerimle geçirdiğim lüleburgaz günlerimde, genelde durağan ve eskisi kadar aksiyonun var olmadığı şu zamanlarda yapmaya pek zaman bulamadığım spor müsabakaları takibatına sarıyorum ey okurlar.

gün boyu voleyboldan başladım, basketbola, daha sonra ata sporu futbola kadar pek çok müsabakada taraf ile taraf oldum. olmadığı noktalarda, tarafsız oldum. bazen kendimi ömer üründül gibi hissetmedim desem yalan olur. hele o voleybolu izlerken kendimi "bu kız da iyi sıçrıyor değil mi erdoğan?" veya "çok iyi smaç erdoğancım." derken buldum.

bakın size açık konuşuyorum, şu yazıyı yazmadan evvel dünya voleybol şampiyonası bayanlar finalini kim almıştı haberim yoktu. ama ruslar almış, helal olsun. niye? gamova orda diye sempatim yüksek. çok da taraflıyım bu noktada napayım a dostlar? söyleyin, önyargılarımı bir kenara nasıl bırakayım? benim gözümde bu pozitif ayrımcılıktır fenerbahçe ile zamanında ilişkisi olmuş sporculara.

fenerbahçe demişken vidmar'ın sakatlandığı pozisyonun tekrarını gördüm. yazık etmiş kendine. zamanında bu maholuğu tony allen becermişti. umarım iyileştiğinde sağlığına tam olarak kavuşur. bu aralıkta fenerbahçe pota altındaki oyuncu eksikliğini nasıl giderecek? arasındaki husumetin kaynağını bilenler bilmeyenlere anlatsın, enes kanter bu takıma dönerse hem kendine hayırlı iş yapar hem de fenerbahçe kadrosu geçmişi bir şekilde kenara bırakırsa enes'ten ziyadesiyle faydalanır.

kişisel fikrim, oyuncu kendisini cüssesi sebebiyle dev aynasında görmüştür. bunun sebebi ana-bacı-baco- baba olabilir. veya menajerdir. veya menejer. veya menacerdir. son haliyle ingilizce 'menace' köküne benzerlik gösteriyor, bence enes'in durumuna en uygun kaçan yazımdır. umarım enes, kendi geleceğine ve ülke basketbol geleceğine uygun olan çözüme yakınsar. zira tüm yasal süreçler, fenerbahçe'yi gösteriyor.

voley'den, basket'e oradan da futbol'a geçiyorum. spor toto süper lig'in bu yılki sürpriz takımı fenerbahçe. kendi gücüne yakın tüm takımlara karşı puan kaybetti ve bu hafta da 2 yıldır yenildiği antep'e bir kez daha yenildi. seriyi bozmadı sağolsun. haftaiçinde ankarada kaybettiği puanı bir kenara bırakırsam, fm oynarmışçasına takıma nokta atışı transferler yapan aykut kocaman, aldığı adamlara oynatmak istediği taktiği bir türlü oynatamadı. olmadı maalesef bugüne kadar. inşallah bundan sonra olur.

diğer bir acayiplik galatasaray cephesinde yaşanıyor. hikmet karaman önderliğindeki manisaspor'a evinde 2-0 kaybetti galatasaray. serhat ulueren, hikmet hoca'yı anında canlı yayına bağladı ve maçtan 2 değil, 4 değil veya 6 değil- tam 3 saat evvelinde, hocanın galatasaray'ı nasıl yeneceğinin taktiğini söylediğine dair haberi verdi. büyük habercilik serhat! tribünler çıldırırken, yönetiminden oyuncusuna sövdüler. hagi'yi bağrına basmaları manidardı, vefa semtten öte bir kavram oldu maç sırasınca. fakat maç sonrası galatasaray başkan yardımcısı kavalcı'nın açıklamaları, önümüzdeki günlerde adnan polat nezdinde galatasaray yönetim kadrosunda değişiklikler olacağına işaret ediyordu.

biraz da yurtdışında izlediğim maçlara değineceğim. dünkü barcelona maçında, takımın ikinci golünde messi insandan uzak göğe yakındı. bu çeşit paslaşmayı, bu ustalıkla bitirdiğini izlediğinde vay a.k. diyorsun. hele ki fenerbahçe taraftarı olarak, takımının 0-1'den 2-1 kaybettiği maçtan sonra. bana göre maçta barcelona kayırıldı: villareal'li oyuncunun valdes ile karşı karşıya kalacağı pozisyonda arkadan biçen, maxwell net kırmızıydı. barcelona'nın 3. golü ofsayttı. messi nin attığı ilk golde, barcelona'lı oyuncuların düdük çalmadan oyuna başlamaları sinsiceydi, haklarını da vermek lazım. hakem, bana göre ortada olan kararları evsahibi lehine kullandı.

la liga'nın beni "enterese" eden diğer bir maçı real madrid- sporting gijon idi. gijon taraftarı, zirve ateşli. çarşı ile kıyaslarsın, bence. bütün maç direnen gijon, maçın son 5 dk.sında golü yedi. maç içinde bana göre real lehine olumlu verilmiş kararlar mevcuttu- misal pepe'nin adamın dizine faul düdüğü çaldıktan sonra girdiği pozisyon bunlardan en barizi. maçın bana göre en kritik anı, casillas'ın gijon'lu oyuncunun kafa vuruşunu çizgiden müthiş bir refleks ile çıkarmasıydı. maçın real'in 3 puanıyla sonuçlanacağını garantileyen andı bence. gijon'lu "b" harfi ile başlayan baltanın ronaldo'yu biçme çabası da, maçı sonlandıran hamleydi. ama nihayetinde gijon ve taraftarı gönlümü kazandı, 25 (?) yıldır beşiktaşta hep dostluk 'kazan'dı.

x0xo . 0_o