05 Temmuz 2009

Hido ve Toronto

Hido'nun artık bir Raptor olduğuna dair haberler yayılmaya başladı. Kendisi 53 milyon amerikan dolarına 5 yıl için evet demiş. 50 milyon amerikan dolarlık teklifi de portland yapmıştı. peki ne diye hidayet portland'ın bu teklifini reddetti?

1) karısının isteğine saygı gösterip daha avrupai bir şehir olduğu söylenen toronto'yu seçti. açıkcası ben ne toronto'yu biliyorum, ne de portland'ı. daha etnosentrik olabilir portland; öbür tarafta toronto'da n tane farklı ırktan insan yaşıyor. yalnız, hidayet için başarı grafiğini yükselttiği orlando'dan sonra, gitmek için garip bir takım olduğu kesin eğer gitme nedeni bu ise.

2) bir önceki maddede gitmek için garip bir takım dedim; amma velakin bu takımda avrupai basketbol oynanıyor diye yazılıp çiziliyor sürekli. geçen sene pek bir varlık gösteremeseler de mitchell'a yılın koçu ödülünü kazandırdı oynatılan sistem. calderon, parker gibi avrupa deneyimi olan oyuncular da mevcut kadroda. sistemi bir üst seviyeye çıkaracağını düşünmüş olabilir hidayet.

3) hidayet'in parasını iyi yönetebilmek için iktisat ile alakalı bir bölüm okuduğunu hayal meyal hatırlıyorum. bu herif madem bu kadar parasına önem veriyor, o halde 3 milyon amerikan dolar'ının da muhabbetini yapar. her ne kadar iklimi bi zikime benzemese de toronto'yu seçer.

4) colangelo, takımın genel menejeri diye bu takımı seçmiş olabilir. gm'nin kafasındaki sistem ile hido'nun oyunu uyuşuyor gibi nihayetinde. zaten colangelo'nun phoenix'te görevinin başındayken de hido'yu kadrosuna katmasına "that close" olduğunu yazan pek çok haber de okudum. eski defterler hesabı yani.

5) carter orlando'ya giderse, ben de carter'ın carter olduğu yere giderim demiş olabilir hidayetciğim. air canada center, artık bundan böyle turkish air force base olacak.

hakkında hayırlısı olsun hido. kafanda rahatlamıştır umarım, serbest ajanlar piyasasında en çok istenilen oyuncu olarak kotardığın mukaveleyle. tolga tugsavul, iyi akıl vermiş olabilir hidayet'e. ne de olsa bu işlerden anlıyor. kafası da rahatlamış olan bir hidayet'in bu yılki şampiyonada performası artar mı azalır mı? ben açıkçası net bir şey söyleyemiyorum, zira tanjevic gibi bir hocayla bu iş zor.

sevgi, saygı.

04 Temmuz 2009

nihilism, ruslar , transfer piyasası

efenim, kimsenin günlüğe bi s.k yazmadığı şu sıralarda benim bir şeyler karalamak istemem ne kadar ironik geliyor bana sizlere anlatamam. ne yazacağım konusuna gelirsek gecenin şu saatinde hiçlik diye wikipedia'da aratıp okuduğum şeylerin alkollü kafayla pek anlaşılamadığına dair kısa birkaç replikten oluşacak.

Nietzsche veya Nitçze, şu meşhur God is Dead tişörtleriyle satış/ pazarlama harikası olan şahıs, Hiçlik olayının dibine vurmuş. Acayip yerlerden, değişik noktalardan ahlaki temellere atıta bulunarak varlığı/ yokluğu irdeliyor. Tengri'nin varoluşunu sorgulayıp, yok olduğu noktayı tayin ediyor. Açıkçası okuması ilginç bir kitap olabilir Nitçze biraderin kitabı; ancak o sabrı kendimde bulabilir miyim bilemiyorum.

Efenim, Nihilism'den aramalar yaparken o linkten bu linke tıkladım. Turgenev, Pushkin, Rus Çarları, Gogol'un ölümü- daha ne bileyim Dostoyevski falan diye bir yığın tıklamaya yer buldum. Anasını satayım ne derin bir dünya şu Rus Edebiyatı dedim kendi kendime. Bir s.k de bilmiyorum afedersiniz, ne yazsam ne etsem bulamadım. En azından bir öğüt olsun diye not alayım: Rus Edebiyatı'na ilgi gösterin, bayağı derin- acayip geniş. Hem belki kız falan tavlarsınız güney sahillerinde iki kelam ederseniz.

Rus edebiyatı nihilism derken aklıma ne hikmetse, zenci mi zenci Darius Vassel geldi. Ülkemizin güzide kulüplerinde Makine Kimya Endüstrisi Ankaragücü'ne 1 yılı seçmeli 3 yıllık anlaşmaya imza atmış kendisi. Bana göre tam bir menejerlik başarısı örneği bu transfer. Yoksa ne zikime gelsin Manchester City oyuncusu, Britiş Neyşnıl Pıleyır, Ankaragücü gibi takıma.(tık tık tık- kim o- öcü...)

ek olarak şunu söyleyeyim Kader Keita GS'ye geldi. Fener'im kampı başladı ne Güiza geldi, ne Alex geldi. Gerçi GS tarafında Lincoln'ün disiplinsizliği göze çarpıyor yine; fakat FB takımının Carlos'tan sonra en çok para alan oyuncularının bu kampa katılmamasına akıl sır erdirmek mümkün değil. Kov anasını satayım şu herifleri, zaten yerele yöneldin bu yıl. Bırak alsın millet Keita'yı, Vassel'i. Sen oynat Semih'i, Topuz'u. Hurmacı'yı Boral'ı. Geçmişe dönelim biraz, domestic service alalım anasını satayım. Satmayı ver forma falan a.k., birazcık taraftar olarak izlediğimiz futbolun çabasından keyif alalım.

acayip dağınık bir yazıya imzamı attım. hadi eyvallah.

29 Haziran 2009

berege günlükleri

yazılarımın başlığını sıklıkla günlük diye adlandırdığımın farkındayım. kafamdaki günlük kavramı içinde not almak olduğundan, kendi yazdıklarımın hiçbirinin aldığım( ya da almadığım) notlara dayanmamasından ötürü başlığımı garipsedim.

girizgahı uzatmak konusunda başarılıyım; ancak anlatacaklarıma bağlama konusunda oldukça vasatım. sanırsam anlatacaklarımın genelde ayrı konulardan olmasından ötürü, belirli seviyede bir dağınıklığı mazur görün. madem yine dağınık bir yazı olacak, en azından bir taslak vereyim aklımdakileri.

1. fenerbahçe ülker- efes pilsen serisi
2. shaq takası
3. carter takası ve hidayet'in mukavelesini feshetmesi

yazmak istediklerimi sıralayınca bile kel alaka konular olduğunun farkına varıyorum. belirli bir eksene yerleştirmekte yaşadığım sıkıntılar, murat can'ın Do This başlığı altında verdiği yazıları okudukça kendi çapında bir imrenmeye dönüşüyor.

ilk şıktan başlayayım. hayatımda bu seride izlediğim görüntüler kadar çirkinini görmediğimi en başta belirtmek istiyorum. indiana- detroit dalaşında bile işler karşılıklı çirkin idi.
ülkenin futbol seyircisinin profilini bu yaşananlarla genellemek pek doğru olmasa da, basketbol maçı için orada olanların tamamına yakını amigo kökenli, kavgacı ve sporun doğasını özümseyememiş insanlardı.

nba'deki organizasyonu, tabii ki ülkemizdeki ile kıyaslamamız mantıklı olmaz; artest'in kavgasında olaya karışanları kameradan tespit edip kişilere verilen cezaları, TBL'de gerçekleşmesini ummak hayalcilik olur. David Stern'ün Türkiye muadili olarak adlandırabileceğimiz Turgay Demirel, koltuğunu olay çıkartan Fenerbahçe camiasını borçlu olduğundan serinin gidişatı kontrolden çıkmadan önce gerekli ve zorunlu önlemleri almakta çekingen davrandı. Rasim Başak'ın velveleciliği cezalandırıldı, kulübe para cezası verildi; ancak basketbol sahasına giren 1000 kişinin yarattığı spor ile bağdaştırılamayacak görüntüler oluştuktan sonra oldu bunların tümü.

bana göre bu tarz durumlarda, olayı tüm camiaya yıkmak yerine mümkün mertebede olayı başlatan şahıslara gereken cezai yaptırımları uygulamak gerekiyor. sahaya girip tribündekiler galeyana getirici hareketleri yapanları fenerbahçe stadındakilerin çoğu az çok biliyor ve kameralar tarafından hepsi görüntülendi. kulüp cezayı karşılayacağına bu kişilerin spor müsabakalarına girişi yasaklanmalı her ne olursa olsun.
kişi demişken 0-2'den seriyi 4-2 vermeyi beceren Bogdan Tanjevic, artık uygulamaya çalıştığı mevkiisinden bir eksik ya da bir fazla mevkiilerde oynatmayı çabaladığı sistem günümüz basketbolunda pek tutmuyor. Kaan Kural'ın son birkaç yıldır yazılarında sıkça eleştirdiği bu durum, ulusal takımın aday kadrosunun oluşturulması sırasında yeniden gözüme çarptı ve şampiyona için umutlarıma gölge düşürdü.

shaq takasıyla yazıya devam ediyorum. renkli kişiliği kariyeri boyunca büyük ilgi uyandıran shaq, kariyerinin son günlerine yaklaştıkça basketbolundan çok yaptıklarıyla anılır oldu. twitter'ın da aracılığıyla kendisinin durumlara yaptığı göndermeleri takip edebiliyoruz rahatlıkla. ben kendisine aramızdaki 15 yaş farka rağmen, az laf çok iş diyorum. 37 yaşındaki birine göre istatistiklerim fazla iyi diyerek cleveland'da şov yapacağına inanan laflar etmiş "büyük kaktüs". ohio'daki lakabını merakla bekliyorum şahsen. ikincil adam rolünü wade ile yaşadıkları şampiyonlukta fena kotarmamıştı ve wade'i, troyka arasında şampiyonluğa ulaşan ilk kişi ünvanına sahip olmasını sağlamıştı. lebron'a da benzer bir kıyak çekebilir, zira etraflarını çeviren adamlar o yılki miami kadrosuyla kıyaslandığında beş yukarı üç aşağı uyuşuyor. ilgiyle takipte olacağım.

orlando magic, finallerde oyun tıkandığında kendi şutunu yaratabilen, pozisyon yaratan 2/3 numaranın eksikliğini yaşadı. bu maksatla kadrosuna carter'ı katmayı uygun görmüş olsa gerekler ki takas yoluyla alston- lee- battie'yi new jersey'e yolcu ettiler. kariyerindeki düşüş gözle görülür şekilde artan vince carter için orlando, kendine çekidüzen vermek için belki de son fırsat. işleyen sisteme adapta olmasının çok zor olacağını düşünmüyordum ta ki hidayet'in anlaşmasındaki maddeyi devreye sokup "serbest ajan"lar piyasasına adım atmasına kadar.

bana göre magic'in hücümlarındaki döngüyü sağlayan en önemli parça hidayet'in oyunu dikte etmesi. howard'a gereken topları en verimli şekilde indirmeyi başarabilen oyuncu hidayet ve bu toplar howard'a inmediğinde, rakip takım howard'a yardım savunmasını getirmiyor ve yaratılması umulan boş dış şutlar hayal oluyor. penetre yeteneği vasat, kendine pozisyon yaratamayan oyuncu profilindeki magic oyuncuları da performanslarında ciddi düşüşler sergiliyorlardı hidayet'in kontrolünde olmadıklarında.

şimdi hidayet'in gittiğini farz ettiğimizde nelson'ın oyunu çok iyi yönetmesi gerektiği gerçeği ortaya çıkıyor. kendi oyununu bir üst seviyeye çıkartmak zorunda olacak seneye. carter'ın 2, lewis'in 3 oynayacağını düşünürsek 4 numaraya ben Gortat'ı koyarım. fena bir 5 olmayabilir; ama Gortat biraz sırıtıyor gibi. diğer bir kombinasyon redick'i 2 ye koyup, carter'ı 3 lewis'i 4 oynatıp gortat ile howard ı veyahut lewis dinlendirmek olur ki bu çok daha mantıklı olur.
ha olur da hidayet i takımda tutmaya karar verir magic, bu durumda öncelikle ödeyecekleri lüks vergisi olacak. kadro olarak ele aldığımızda nelson ve howard'ın pozisyonları kesin, 2-3-4 numaralarda lewis/hidayet/ carter döngüsü izleyeceğiz.

mevcut magic'i bir üst seviyeye çıkarmak adına alınması çok da abes olmayan bir risk bence carter takası. o sebeple keşke her takımın otis smith gibi bir menejeri olsa. bu sayede mehmet topuz için 10 milyon euroya yakın para dökülmez, deivid'e 2.2 milyon euro yıllık verilmez, takım içi finans dengesi çok değişmeyeceğinden lugano uçuk ücret talep etmezdi. otis smith'ler kolay yetişmiyor tabii; ama darısı tüm sportif alanda varolmaya çalışan takımlara.

daha dağınık bir yazı yazamazdım heralde. hem uzun oldu, hem alakasız konulardan bahsettim. üstüne üstlük resim koymak ile de uğraşmadık ve yazının okunulurluğunu asgariye indirdim. bu noktaya kadar benimle okuyan tüm dostlara selam olsun. eyvallah.

26 Haziran 2009

MJ Gider...

Billy Jean, Smooth Criminal, Thriller, Black or White, They Don't Really Care About Us... Ecibicibokkey.. Hacıbabalardan biri daha gitti



23 Haziran 2009

Formula 1 Santander British Grand Prix 2009 - Race


Silverstone 2009
Race Results

Laps
Completed


Points
Earned

1. Sebastian Vettel Red Bull Racing 60
10pts
2. Mark Webber Red Bull Racing 60
8pts
3. Rubens Barrichello Brawn 60
6pts
4. Felipe Massa Ferrari 60
5pts
5. Nico Rosberg Williams 60
4pts
6. Jenson Button Brawn 60
3pts
7. Jarno Trulli Toyota 60
2pts
8. Kimi Raikkonen Ferrari 60
1pt
9. Timo Glock Toyota 60

10. Giancarlo Fisichella Force India 60

11. Kazuki Nakajima Williams 60

12. Nelson Piquet Jr. Renault 59

13. Robert Kubica BMW 59

14. Fernando Alonso Renault 59

15. Nick Heidfeld BMW 59

16. Lewis Hamilton McLaren 59

17. Adrian Sutil Force India 59

18. Sebastien Buemi Scuderia Toro Rosso 59

19. Sebastien Bourdais Scuderia Toro Rosso 38
Damage
20. Heikki Kovalainen McLaren 37
Damage

21 Haziran 2009

Babalar Günü Kutlu Olsun


Bütün babaları blog olarak kutluyoruz!

Formula 1 Santander British Grand Prix 2009 - Qualification

Formula 1 tarihinin başlangıcına ev sahipliği yapan Silverstone Pisti de tarihin tozlu sayfalarında yerini almaya doğru yol alıyor. Donnington Park'ın önümüzdeki sezona yetişmeme ihtimali halen Silverstone fanlarının son bir yarış daha umudunu canlı tutsa da Bernie daha önce "Donnington Park yetişmezse bir sene İngiltere'ye gelmeyiz" açıklamasıyla bu kapıyı kapatmıştı. Bunun bilincinde olan F1severler efsane pisti son yarış haftasonunda hınca hınç doldurmuştu. Üstelik son şampiyon Hamilton ve bu sezonun muhtemel şampiyonu Button ile F1'in zirvesinde İngiliz bayrağı dalgalanırken böyle bir veda partisi onlar için çok anlamlı olacaktı. Yıllarca Schumacher'le spora damga vuran Almanlar, bu kez de adeta onun reenkarne olmuş versiyonu olan Vettel'le İngilizler'in keyfine sekte vurdular. Sezon boyunca Brawn GP ilk kez gerçekten Red Bull'un gerisinde gözüktü. Şimdiye kadarki sıralama turlarında Vettel önde olduğunda hep bir kilo dezavantajıyla yarışa başlıyordu, ancak bu kez Button ve Barrichello ilginç bir şekilde oldukça hafif. Tabii Ross Brawn gibi bir taktisyen, İngiltere gibi yağmur ihtimalinin çok yüksek olduğu bir ülkede kısa bir ilk bölüm düşümüş olabilir ancak Button'ın bu hafif araçla daha yukarıda olması gerekirdi. İngilizlerin diğer yıldızı Hamilton ise dibe vurdu ve 19.'lukta kaldı, böylece son şampiyon üstüste 4. sıralama turunda son bölüme kalamamış oldu.

Silverstone 2009
Qualifying Results

Q1
20 minutes

Q2
15 minutes

Q3
10 minutes

1. Sebastian Vettel Red Bull Racing 1m18.685s 1m18.119s 1m19.509s
2. Rubens Barrichello Brawn 1m19.325s 1m18.335s 1m19.856s
3. Mark Webber Red Bull Racing 1m18.674s 1m18.209s 1m19.868s
4. Jarno Trulli Toyota 1m18.886s 1m18.240s 1m20.091s
5. Kazuki Nakajima Williams 1m18.530s 1m18.575s 1m20.216s
6. Jenson Button Brawn 1m18.957s 1m18.663s 1m20.289s
7. Nico Rosberg Williams 1m19.228s 1m18.591s 1m20.361s
8. Timo Glock Toyota 1m19.198s 1m18.791s 1m20.490s
9. Kimi Raikkonen Ferrari 1m19.010s 1m18.566s 1m20.715s
10. Fernando Alonso Renault 1m19.167s 1m18.761s 1m20.741s
11. Felipe Massa Ferrari 1m19.148s 1m18.927s
12. Robert Kubica BMW 1m19.730s 1m19.308s
13. Heikki Kovalainen McLaren 1m19.732s 1m19.353s
14. Nelson Piquet Jr. Renault 1m19.555s 1m19.392s
15. Nick Hedifeld BMW 1m19.559s 1m19.448s
16. Giancarlo Fisichella Force India 1m19.802s

17. Sebastien Bourdais Scuderia Toro Rosso 1m19.898s

18. Adrian Sutil Force India 1m19.909s

19. Lewis Hamilton McLaren 1m19.917s

20. Sebastien Buemi Scuderia Toro Rosso 1m20.236s



Tabii bütün bu ayrıntılara rağmen haftasonuna, ve hatta sezona damga vuran açıklama FOTA'dan geldi. Takipçilerin bildiği üzre, FIA ile FOTA gelecek sezon için uygulanmak istenen bütçe kısıtlaması ve bazı kural değişiklikleri konusunda anlaşmazlığa düşmüş ve 2010 sezonu için Ferrari, Brawn, BMW, McLaren, Toyota, Renault, Red Bull ve Toro Rosso takımları başvuru yapmamışlardı. FIA ise bütün bu takımları aday listeye almış; Red Bull, Toro Rosso ve Ferrari'nin daha önce imzalanan bir sözleşmeyle 2012'ye kadar şampiyonaya koşulsuz katılacaklarını bildirdiklerini, bu takımlar dışında kalanları ise "koşullu" ibaresiyle listeye katıldığını, kesin listenin dün açıklanacağını bildirmişti. FOTA ise bir önceki gece yayınladığı "FIA kuralları değiştirmeye yanaşmıyor, kendi serimizi kurmaktan başka çaremiz kalmadı" içerikli basın bildirisiyle işin gidişatını oldukça değiştirdi. FIA bunun üzerine dün yayınlaması gereken kesin listeyi yayınlamayıp, Ferrari ve FOTA takımları hakkında hukuki işlem başlatacağını açıkladı. Pek çok yorumcuya göre bu zaman kazanmak adına bir hamle olsa da, taraflar kopma noktasına gelirse multi-miyon dolarlık bir davaya dönüşmesi muhtemel.

Silverstone 2009
Post-Qualifying Car Weights

Car Weight
Kilograms

Fuel Weight
Kilograms

First Stop
Estimated Lap

1. Sebastian Vettel Red Bull Racing 666.5 56.1 23
2. Rubens Barrichello Brawn 657.5 47.6 19
3. Mark Webber Red Bull Racing 659.5 49.6 20
4. Jarno Trulli Toyota 658 48.1 20
5. Kazuki Nakajima Williams 652.5 42.6 17
6. Jenson Button Brawn 657.5 47.6 18/19
7. Nico Rosberg Williams 661.5 51.6 21
8. Timo Glock Toyota 660 50.1 19/20
9. Kimi Raikkonen Ferrari 654 44.1 18
10. Fernando Alonso Renault 654 44.1 18
11. Felipe Massa Ferrari 675 65.1 27
12. Robert Kubica BMW 689.5 79.6 33
13. Heikki Kovalainen McLaren 695.5 85.6 35
14. Nelson Piquet Jr. Renault 682.5 72.6 30
15. Nick Heidfeld BMW 665.5 55.6 23
16. Giancarlo Fisichella Force India 668 58.1 24
17. Sebastien Bourdais Scuderia Toro Rosso 687.5 77.6 32
18. Adrian Sutil Force India 692 82.1 34
19. Lewis Hamilton McLaren 666 56.1 23
20. Sebastien Buemi Scuderia Toro Rosso 672.5 62.6 26

20 Haziran 2009

Şampiyon - TBL Edition


Fenerbahçe Ülker-Efes Pilsen maçından dolayı uykularım kaçmıyor açıkçası. Abdi İpekçi'deki olası Efes Pilsen galibiyetinin böyle bir tabloyu getirebileceği konusunda endişe duymayan, bu ihtimali yok sayan birileri varsa onları içinde bulundukları dünyayla baş başa bırakıyor ve selam ediyorum bu naif insancıklara... Ama Türkiye'de durum budur ve bu ülkenin spor yönetimini kimlerin eline bıraktığı da malumdur. Bugün haklı biçimde Aziz Yıldırım, Mahmut Uslu, Murat Özaydınlı ve Ali Koç konuşuluyor. Bunlar bu kirli camianın kirli insanları ve eleştirinin en sağlamını hak ediyorlar, söyleyecek bir sözüm yok. Ancak federasyonun başkanı da Turgay Demirel mesela... Yani düzenin çarpıklığı Fenerbahçe ile başlayıp, yine Fenerbahçe ile son bulmuyor. Keşke öyle olsaydı, ama değil. Tabi tartışmayı "Fenerbahçe değil Beşiktaş da olsa, Galatasaray da olsa bu durumda aynı olaylar yaşanacaktır" noktasına taşımıyorum. Seviyesiz ve anlamsız bir yaklaşım olurdu bu. Konuşulması gerekenler bunlar değil çünkü.

Nedir peki konuşulması gerekenler? Benim, senin, herkesin öngörebildiği bu tehlikeyi altıncı maç öncesinde Efes Pilsen yönetimi de gördü, valilikten özel bir ilgi istedi. Ancak gönderilen güvenlik güçlerinin sayısı ortada. Bir düzine çevik kuvvet, olaylar geliştikten, her şey yaşanıp bittikten, hatta taraflardan birinin bir yöneticisi parke üzerine inip durumu yatıştırma çabasına girdikten sonra devreye girebiliyor. Yine de kitleyi Koç'un sözlü çalışmalarından daha çabuk yıldırabilecek silahları var ellerinde, etkili de oluyor. Bu arada antrparantez Koç'un hareketini sağduyulu bir hareket olarak görüyorum, ancak seri genelinde ve daha öncesinde takındığı tutumla birlikte düşününce "popülist" kelimesini de içinde geçirmeden noktalamamak lazım bu paragrafı. Ama asıl konu şu ki, Efes Pilsen kulübünün de belli uyarıları olmuş ilgili makamlara, bunu Ergin Ataman'ın demeçlerinde de görebilirsiniz... Valiliğin o gün İstanbul sınırları içerisindeki muhtemelen en gergin aktivite için sunabildiği imkanlar bu kadar mıdır? Bilindiği üzere emniyet güçlerini her türlü spor sahasından uzak tutan bir yönetmelik var ve tüm güvenlik çalışmalarının özel güvenlik şirketleri üzerinden yapılmasını öngörüyor bu yönetmelik. Yasa bile olabilir hatta bu, emin değilim. İkisinin farkını söyle desen, bir an cevap veremem hatta. Neyse böyle bir durum var. Ama ülkenin spor kültürünün ne düzeyde olduğu malum ve sık sık tribüne giden bir adam olarak bu özel güvenliklerin de salonda veya stadyumda bulunma amaçlarının güvenlik olduğunu söylemeye bin şahit gerek. Merdivenleri boşaltmaya çalışanı var bunların, sürekli tribünü kesip telsize bir şeyler geveleyeni var, adeta bizden biri olup çekirdek çitleyip maç izleyeni var. Ama beş maç boyunca Fenerbahçe Ülker yönetimi, her iki tarafın oyuncuları ve teknik kadroları, kendine gündem arayan medya tarafından sürekli ve kasıtlı biçimde gerilen bir final serisinin muhtemel son maçında güvenliği sağlayabilecek bir ağırlığı yok. O gün orada birileri can vermediyse ve salon sağlıklı bir şekilde boşaltılıp bir kupa merasimi yapılabildiyse, bunu sağlayan da ne sağduyulu Fenerbahçe yöneticisi, ne sağduyulu taraftar, ne saha komiseri Yusuf Erboy, ne de bir başkası. Yine o az önce bahsettiğimiz bir düzinelik çevik kuvvet. Tabi ki aşırı önlemler alınsın, Abdi İpekçi'nin önüne bir adet tank getirilsin demiyoruz, zira böyle bir ortamda olay çıkarmayacak adamın bile bir şeyler yapası gelir. Ancak son çeyreğin başında taraftarın, hem de salonun genelde ancak belli bir sosyal statüdeki insanlara hitap eden bir kısmında, kendi arasında yaşadığı kavga bazı şeylerin habercisi olabilirdi ve son mola sırasında bir güvenlik barikatı çekilebilirdi tribünlerin önüne gayet... Böylelikle en azından, zamanında Yunanistan'ın utancı olarak lanse ettiğimiz Aris-Efes Pilsen maçında yaşanan olayların bir benzerini göstermezdik dünyaya. Hem de 10 yıldan fazla bir süre sonra... Bu zaten daha ağır veya daha hafif kılmamalı suçu ama bu ülkenin dinamikleri çerçevesinde belirtmekte fayda görüyorum ki, Efes Pilsen bir Yunan takımı da değil...

Ama o barikatı çekebilecek nicelikten uzaktı görebildiğimiz kadarıyla güvenlik güçleri. Geçen sezon ya da bir öncekinde, emin değilim... Fenerbahçe Ülker şampiyon olunca, doğru dürüst sevinememişti bile. Sporculardan ziyade göbekli amcalar dolaştırdılar kupayı, hatta birisi Damir Mrsic'in boynundaki madalyaya asılmıştı. Damir'in bir bakışı yetti amcanın olay yerinden uzaklaşmasına ama bu ne demektir yahu? Bu kadar mı basit hayatınız da bir sezonluk emeği karşılığında kaptanınıza verilen madalyada hak arayabiliyorsunuz? Muhtemelen daha da basit. Ama o gün düşünmüştüm ben daha. Burada bu seyirci içeri girebiliyorsa ve böyle üçüncü dünya ülkelerine yakışır bir görüntü kirliliğine sebep olabiliyorsa, kupayı Efes Pilsen kaldırsa neler olacaktı? Gecikmeli de olsa öğrenmiş olduk, kupanın kalkmasına izin vermeyecekmiş aynı hazımsızlar... Bunu gösterdiği için de bir Efes Pilsen sempatizanı olarak organizasyonda pay sahibi herkesin gözlerinden öpüyoruz tabi. Ancak Ataman'ın demeçlerini ciddiye alan ve aynı zamanda aklı başında hiç kimse kalmadı bu ülkede. Yani ciddiye alıyorsan, diğer kriteri sağlamıyorsun. Bu böyle... O da bunun bilincine varırsa ve gelecek sezon daha az konuşup, daha çok iş yaparsa seviniriz. Oyuncular için bir şey söylemeyeceğim. İsmi Rasim Başak da olsa, Kaya Peker de olsa oyuncunun birincil amacı sahada ona ekmek parası kazandıran işte devamlı olabilmek, yararlı olabilmektir. Bunun için bazıları seyirciyle oynar, motivasyonu oradan bulur. Seyirci olarak bunu kınarsın, oyuncunun kişiliğini eleştirebilirsin, ancak olaylar bu denli büyük boyutlara ulaştığında faturayı keseceğin adres ne Kaya Peker, ne de Rasim Başak olmalıdır. Fakat sen teknik kadronun bir parçasıysan ve üzerinde takım elbiseyle kulübünü temsil ediyorsan orada daha dikkatli olmak zorundasın. Temeli olmayan iddialarda bulunamazsın ilk maç sonunda hakemlerle ilgili mesela, ya da diğer benche bakacak olursak meslektaşına Türk spor basınının önünde aptal diyemezsin, orada otoritenin temsilcisi olarak basketbol kurallarını uygulamakla görevli hakemi ne olursa olsun itekleyemezsin... Şimdi kimse de bana "Ama o kural orada o şekilde uygulanır mı" diye gelmesin.


Olay anıyla ilgili pek fotoğraf yok elimde, oradan bir kare verip sınamak isterdim insanları. Ne sınaması? Emek... Douglas McGiven, saygılar... Şu anlamda sınamak diyorum, çok da ümitvar sayılmam aslında ama. Büyük usta Andrei Tarkovsky'nin "Solaris" filminde şöyle bir replik vardır: "Utanç. Bu duygu insanlığı kurtaracak." O gün o sahaya girenler, bir sporcuya yumruğuyla hücum eden kırmızı tişörtlü insan, Sinan Güler'e ve Charles Smith'e toplam üç adet tekme savuran gözlüklü insan kendilerini televizyonda izlediklerinde insanlığı kurtaracak o duyguyu hissedebilirse ne ala. Ancak benim tahminim şu anda taraftar sitelerinden gelen tebrikleri kabul ettikleri ve torunlarına anlatacakları bu hareketle ilgili bulabildikleri her şeyi arşivlemeye çabaladıkları yönünde.

- Evladım, zamanında Kaya diye bir "orospu çocuğu" vardı. Basketbolcu.
- Dede, "orospu çocuğu" ne demek?
- Şey, neyse işte bu pis adam seri boyunca bizi tahrik etti.
- Dede, "tahrik" derken?
- Ya çocuğum sen de hiçbir şeyi bilmiyorsun, babana mı çektin nedir?
- Yok dede, tahrik ne demek onu biliyorum da... Basketbolcu değil mi bu adam, ne yaptı da tahrik oldunuz?
- Yahu işte smaçtan sonra çembere asılıyor orada Ayhan Şahenk'teki maçta. Ne bileyim basketten sonra göğse yumruk vurmacalar mı istersin, Vesna diye bir hatuna çakmak falan hepsi bunda.
- Dede, eşiyle olan münasebeti seni neden tahrik ediyor? Gerçi normal ama... Neyse, senin tahrik olacağın varmış bence.
- O nasıl söz, dinimize aykırı mahdum. Ecnebi o kadın.
- ...
- Bu torun da hayırsız çıktı. Hanım, tansiyon haplarımı getir benim. Yalnız nasıl yumruk attım ama... Gözüne vururum onun, şerefsiz.

Sit Your Ass Down !!!

Anneye öyle konuşulur mı ayı!!!

19 Haziran 2009

Lily Allen

Asıl adı Lily Rose Beatrice Allen. Doğma büyüme İngiliz. Pis İngiliz tanımına uyan kişilikte biri. Hammersmith-Londra doğumludur. Anne film yapımcısı, baba oyuncu olunca ortaya böyle bir kişilik çıktı. Sorunlu bir çocukluk dönemi yaşayan Lily tam 13 okul değiştirmiş ki bunların ana sebepleri alkol ve sigara alışkanlığıymış..
İki yayınlanmış albümü var. Birincisi "Alright", Still 2006'da ikincisi "It's not me, It's you" bu yılın ocak ayında yayımlandı. Bana göre favori şarkıları : Not fair, Wanna be, Fuck you, Smile, Littlest Things, The Fear.. Fizy'de var işte hepsi link işini kavramak zor oluyo :))




Big Daddy

John Terry ülkesi İngilterede yapılan bir anket neticesinde yılın babası ödülüne layık görülmüş.. Baba naber yaa ?

Diamonds are Forever

Dünkü girdi kabaca Kanye'den ve O'nun 3. albümünden bahsediyordu. Eğer yanlış hatırlamıyorsam, zira şu anda google'da ek bir bilgi arayıp bulmak için çok üşengecim, Diamonds are Forever Kanye'nin 2. albümünden.

Hatta şarkının Diamonds from Sierra Leone diye bir sürümü de var. Sierra Leone demişken, birkaç güne belki Sierra Leone ile ilgili bir- iki kelam edebilirim, varsa takipçilerim hazır olsunlar.

Diamonds are Forever deyince benim aklıma hiç izlemediğim ama genelde methini duydum Blood Diamond filmi geliyor. Halbuki bu açıdan bakınca James Bond serisinin 'n' yılı çekimi ( mühendislik okuduk ya, o hesap) filmi de gelse çok şaşırtıcı olmaz heralde.

Yazılarımda resim yoksunluğu olduğunun farkındayım; ama bu sefer fena olmayacak 1-2 resim koyabileceğim sanırsam. Zira şu girdiyi oluştururken aklımda ne Kanye vardı, ne James Bond. Denk gele rastgeldiğim bir haberde dünyanın en pahalı içkilerinden bahsediyordu. Ahanda bu da resmidir!


Resimdeki herife ben bakınca tipe bak embesil midir nedir diye sordum, ne zikime bakıyorsun tuttuğun martini bardağına bu kadar ayrıntılı dedim. Yaklaşık 18000 $'dan giden bu martininin bardağında meğersem 1.06 karatlık pırlanta varmış. Karat ile ilgili bir yazı da oluşacak o halde, anahtar sözcük olarak not aldım.

Adamın tipinden de anlayabileceğiniz üzere kendisi Uzakdoğu'lu. Ama çoğu Uzakdoğu'lu Japonları kendilerinden görmüyor ve dışlıyorlar. Bu cümleden anlayamayan olduysa diye açıklık hatrına adam Japon, adı da Shingo Kawahara. Tokyo Ritz- Carlton barmen'iymiş. Ne varsa Japon'da var diye boşuna dememişler. Subaru, Mazda, Sony, Nintendo, hım- kım.





Ara paragraf: 1. ve 2. Dünya Savaşı sırasında ve bu savaşlar arasındaki dönemde saldırganlıklarını, toprak ele geçirme hırslarına bağlıyor genelde Çinliler. Ancak benim fikrime göre Japonlar ekonomik ve teknolojik olarak geleneksel yapıyı yıkıp kapitalist düzeni benimseyebildiğinden ilerledi ve yerelde çok dikkat çekip aykırıyı oynadı. Sebep budur. Bu da o zaman başka bir yazının konusu olsun. Not 3!

Yazıyı yazarken çok fazla konudan saptığımın farkındayım; ancak bir yazıyı günlüğe yazarken açıkçası kendimi kısıtlamayı çok sevmiyorum. Gelin görün ki çok uzun yazıları kişisel olarak okumaktan kaçınan biri olarak bu yaptığım ile kendimle ne kadar çeliştiğime siz karar verin.

Kanye'den girdim, japon'lara bağladım olayı. Ama asıl amacım çok pahalı içkilerden bahsetmekti. Ha, sahi Martini'yi yapan herif Japon'du. Ben kişisel olarak pek Martini tüketmediğimden sağlam bir yorum yapamayacağım, o fiyata değer mi değmez mi gibi. Yorum yapmakta herkes özgür. Ben bu arada tarifini vereyim bu martini'nin ve girdiyi sonlandırayım daha da uzatmadan.

Dinlendirilmiş Belvedere Vodka'sını(çok kritik) bir tutam taze ıhlamur ile kıvamına gelene kadar çalkaladıktan sonra, gerekli elması kadehin içine salıyorsunuz.

"Romantik takılıp evlenme teklifi etmek isteyenler için fena bir seçenek değil gibi duruyor." Güzin Abla'ya yayınımıza katıldığı için teşekkür ediyor, başka bir girdiye kadar herkese saygı- sevgi.

18 Haziran 2009

Graduation

Kanye West'in üçüncü stüdyo albümünün güzide adı, an itibariyle bana da hitap ediyor sayın okuyucular.

Dün akşam bitirme tezimle ilgili final raporunu teslim ettiğimde içimde yaşayamadığım rahatlamayı, gün içinde aldığım hocanın raporun formatını beğenmemesiyle beraber bir nedene bağlamış oldum.

Neyse ki raporda gerekli düzenlemeleri yaptıktan sonra, biraz da sonuçları manipüle ederek tezimle ilgili olayı kapatmış bulunuyorum. Doğuş'un gördüğü elektronik devre sanırsam artık yarım yamalak da olsa çalışıyor. Benim aldığım sonuçlar da zaman zaman tutarsızlıklar yaşansa da, bundan sonra projeyle ilgilenecekler benim yarım bıraktığım çalışmayı daha ileri noktalara taşıyacaklardır.



Gelelim Kanye'nin albüme. Öncelikle albüm kapağına dikkati çekmek istiyorum sayın okurlar. Yanlış hatırlamıyorsam bir Japon sanatçısına ait bu kapak çalışması. Kanye'nin sürekli bir yenilik arayışı içinde olmasından ötürü, albümünde, kıyafetlerinde, kliplerinde sanatsal öğelerin serpiştirildiğini rahatlıkla görebiliriz. Kısa bir araştırma sonrası Takashi Murakami olduğunu öğrendim Japon sanatçının adının.


Bu albümüne kadarki diğer albümlerinde de eğitim ile ilgili albüm adları seçen Kanye( College Dropout ve Late Registration), Graduation ile Grammy ödüllerini topladı. Bu albümde en çok bilinen şarkının Stronger olduğunu tahmin ederken, Good Life, Homecoming ve Flashing Lights'ın plaseler olduğunu belirtmekte fayda görüyorum.


Bu albüm için benim önereceğim diğer pek bilinmeyen şarkıların listesiyle girdiyi sonlandırıyorum.
Can't Tell Me Nothing
Champion
The Glory

Efes Pilsen Şampiyon !!!

Keşke Fener şampiyon olsaydı da o sahaya giren büyükbaşlar insan olabilselerdi. Bi anlamı yok şampiyonluğun insan olamadıktan sonra.. Maç yazısı Cem'den gelicektir elbette..

Not: Ergin Ataman da buna dahildir.

15 Haziran 2009

Şampiyon









Rijkaard Göklerde!


Corendon havayolları uçaklarından birine Rijkaard adını verme kararı almış. Habertürk'ün haberine göre Hollanda futbolunu ve Hollandalıları çok seven firma Hollandalının Galatasaray'a gelişinden kendine de pay çıkarmış maşallah.. Bu hadiseyi sanırım en iyi sayın Özşahin bilir onunda fikrini almak gerekir :)

13 Haziran 2009

Giselle Bundchen

İnsanmısın ?

Chris Brown & Rihanna

Elbet biiiir güüün buluuşaacağııız...

Antonio Valencia United'ta

Wigan'lı kanat oyuncu Antonio Valencia 17M pound karşılığında Manchester yollarına düşmüş. Devre arasında Real Madrid ve Manchester United'ın talip olduğu topçuyu sezon sonunda Manchester renklerine bağlamış ..

Berege Tatilde !!!

Usta kalem Berege yakın arkadaşı Cissé ile tatilde. Yengeleride yanlarına alan çılgın ikili gün boyu plajda aşk tazeledi.. Uzun süredir verse'üme giremediğim için bu postta freestyle yaptım..
Benim puanım sana 9 kanka !!!