Bangbus'ın hallicesi. Lost'un en tatlı sahnesiydi bence düüd
bakış acısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bakış acısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Nisan 2010
22 Kasım 2009
ahlak
İspanya ve İtalya futbol gündemini takip etmek, futbol- basketbol eksenli haberlere ulaşmak için neredeyse her gün girdiğim sitelerden birinde Messi, amiyane tabirle, ağzının ortasına tekme yediği bir fotoğraf gördüm. Bahsettiğim siteyi takip edenleri anlamıştır; ama konu bu değil. Niye sitenin adını doğrudan vermedim, ben de bilmiyorum. Neyse devam edelim; fotoğrafı merak edenler ilgili siteye lütfen.
Sadece futbol değil, basketbol- atletizm- koşu- tenis olmak üzere çeşnisi bol tadı güzel başka bir blog'a da sürekli girerim; acaba yeni bir "post"atılmış mı diye. Farklı bakış açıları önemli ve yazarların hepsini birebir tanımam da cabası. Henry'nin elini kullanarak attığı golün ardından, günümüzden geçmişe doğru uzanan bir liste okudum.
Fenerbahçe- Beşiktaş maçında, Kazım'ın yan hakeme "fuck you" ya da "fuck off" dediğini tahmin ediyordum yan hakem ağzını yarım yamalak kapayarak Fırat Aydınus'a durumu aktarırken. Nitekim "fuck you" diye aktarmış milliyet. Öncelikle buradan Kazım'a sevgilerimi yolluyorum. Maçtan evvel, twitter'ında "8jk" diye cikcikleyip rakip takıma "additional motivation" (ekstra motivasyon da Türkçesi) sağladın. Yetmedi takımını 10 kişi eksik bıraktın. Hoş bırakmasaydın da takımın oynu çok değişmeyecekti.
Yan hakemin yaptığı sonuna kadar doğru; ama kendisine ev sahibi takımdan bir oyuncu küfretse Aydınus'a iletir miydi bu durumu? Ya da evsahibi takımın oyuncusu Kazım olsaydı, oyuncu yine atılır mıydı? Bu noktada, kimse Türk hakemlik kurumunun birden evrim geçirdiğini söylemesin bana. Kaç oyuncu gördük anne-bacı söven herhangi bir yaptırım olmadı; Kazım'ın son dönemdeki sivriliği mi atılma sebebiydi? Aynı hakeme tribünler hep bir ağızdan küfür saydırdığında baş hakeme "anons yaptır Aydın" diyebilir mi?
Diğer bir spor ahlakıyla uyuşmadığına inandığım olay, Dünya Kupası'na gitmek için mücadele eden Mısır- Cezayir maçında yaşananlar. Afrika kıtasının sosyo- kültürel analizi ile ilgili birkaç kaynak okumak belki de yaşananları aydınlatmak açısından önemli olabilir; ama oyuncuların kafasını yarmak, otobüsünü taşlamak Türkiye'de 3. Lig maçlarında, öncesinde ve/veya sonrasında olur! Mısır- Cezayir arasında musubet 1950'lerden itibaren süregelmekteymiş. Buyrun buradan.
Tufan görünümlü Cemal Nalga haberiyle post'umuzu sonlandıralım. Galatasaray Spor Kulübü Basketbol Şubesi'nin hangi akla hizmetle bu tarz bir hareket yaptığını anlayamıyorum, anlamlandıramıyorum. Hani oynatmaya çalıştığı oyuncunun takıma getirisi 10 sayı 10 ribaund olsa anlayacağım. Ama o da yok. E nedir o zaman? Sorarım sizlere ey okurlar, nedir?
Ha bir de Süreyya Ayhan vardı, canı sıkılan. Koşan koşturan. Artık O da yok. Elini verdi, kolunu da kaptırdı sayın Süreyya Kop. Türkiye'de atletizmde biri gider; diğeri gelir mi?
Sadece futbol değil, basketbol- atletizm- koşu- tenis olmak üzere çeşnisi bol tadı güzel başka bir blog'a da sürekli girerim; acaba yeni bir "post"atılmış mı diye. Farklı bakış açıları önemli ve yazarların hepsini birebir tanımam da cabası. Henry'nin elini kullanarak attığı golün ardından, günümüzden geçmişe doğru uzanan bir liste okudum.
Fenerbahçe- Beşiktaş maçında, Kazım'ın yan hakeme "fuck you" ya da "fuck off" dediğini tahmin ediyordum yan hakem ağzını yarım yamalak kapayarak Fırat Aydınus'a durumu aktarırken. Nitekim "fuck you" diye aktarmış milliyet. Öncelikle buradan Kazım'a sevgilerimi yolluyorum. Maçtan evvel, twitter'ında "8jk" diye cikcikleyip rakip takıma "additional motivation" (ekstra motivasyon da Türkçesi) sağladın. Yetmedi takımını 10 kişi eksik bıraktın. Hoş bırakmasaydın da takımın oynu çok değişmeyecekti.
Yan hakemin yaptığı sonuna kadar doğru; ama kendisine ev sahibi takımdan bir oyuncu küfretse Aydınus'a iletir miydi bu durumu? Ya da evsahibi takımın oyuncusu Kazım olsaydı, oyuncu yine atılır mıydı? Bu noktada, kimse Türk hakemlik kurumunun birden evrim geçirdiğini söylemesin bana. Kaç oyuncu gördük anne-bacı söven herhangi bir yaptırım olmadı; Kazım'ın son dönemdeki sivriliği mi atılma sebebiydi? Aynı hakeme tribünler hep bir ağızdan küfür saydırdığında baş hakeme "anons yaptır Aydın" diyebilir mi?
Diğer bir spor ahlakıyla uyuşmadığına inandığım olay, Dünya Kupası'na gitmek için mücadele eden Mısır- Cezayir maçında yaşananlar. Afrika kıtasının sosyo- kültürel analizi ile ilgili birkaç kaynak okumak belki de yaşananları aydınlatmak açısından önemli olabilir; ama oyuncuların kafasını yarmak, otobüsünü taşlamak Türkiye'de 3. Lig maçlarında, öncesinde ve/veya sonrasında olur! Mısır- Cezayir arasında musubet 1950'lerden itibaren süregelmekteymiş. Buyrun buradan.
Tufan görünümlü Cemal Nalga haberiyle post'umuzu sonlandıralım. Galatasaray Spor Kulübü Basketbol Şubesi'nin hangi akla hizmetle bu tarz bir hareket yaptığını anlayamıyorum, anlamlandıramıyorum. Hani oynatmaya çalıştığı oyuncunun takıma getirisi 10 sayı 10 ribaund olsa anlayacağım. Ama o da yok. E nedir o zaman? Sorarım sizlere ey okurlar, nedir?
Ha bir de Süreyya Ayhan vardı, canı sıkılan. Koşan koşturan. Artık O da yok. Elini verdi, kolunu da kaptırdı sayın Süreyya Kop. Türkiye'de atletizmde biri gider; diğeri gelir mi?
16 Temmuz 2009
berege günlükleri
bu akşam cnbc-e ve e2 arasında diziler arasında gezinirken gözüme çarpan, konuyu ve tarihi inceleyişteki farklılık ilgimi çekti. chuck'ı izlediğimde duygusal yanı bir erkeğe göre oldukça ağır, konuşması bûluğ çağına yeni erişmiş bir kıza benzeyen karakter, diziye adını veriyor. chuck ın üniversitedeki kız arkadaşı da Jordana Brewster imiş dizide, son 2 bölüm itibariyle bundan haberdar olabildim. ara not: diziye bilmemkaçıncı sezonun nereden baksan 5. bölümünden başlamak da benim durumumdaki bir aylağa uygun.
emin değilim ancak chuck'a ilgi duyan ve zamanında aralarında bir şey geçmek üzere olan sarah, aynı zamanda Moon Light'ta da oynuyor. aylak dediysek de sarah yı kimin oynadığını bulmak için http://www.imdb.com/ u kullanmamazlık edecek değilim. yalnız www koymak başına zor geldiğinden çekirdek adresi yazdım. Bimemnere 1. Sulh Mahkemesi'nce yasaklı olduğunu öğrendim. www ile çalışıyor. ilginç. yeni paragrafa geçelim.
Beth Turner
yaptığım ufak bir araştırmadan sonra meğerse chuck'taki Sarah ile MoonLight'taki Beth aynı kişi değillermiş. Sarah'yı Yvonne Strahovski, Beth'i ise Sophia Myles canlandırıyor. Ben Yvonne'u ilk kez chuck da gördüm; ancak Sophia'yı bir yerden gözüm ısırıyordu. chuck diye düşünmüştüm; ama underworld serisindenmiş. her ne kadar Kate Beckinsale varken diğer oyuncular geri planda kalsa da... Beth ve Sarah nın resimleri..
chuck için yukarıda bahsettiklerim, MoonLight ın esas oğlanı St. Mick John için pek geçerli değil.
Resim zaten kendini anlatır nitelikte st.mick.john ın nasıl biri olduğuna dair. bir vampir olmasının bu durumda payını şahsen yadsımıyorum, hatta destekliyorum. ama vampir olmasına rağmen insan ırkına karşı sahip olduğu merhamet ile iyilik meleği rolünde. chuck ise iyi niyetiyle tüm olayları arap saçına çevirebilen bir çaylaklığından prim yapıyor.
Ara not 2: yazının buraya kadar olan kısmıyla, aşağıdaki resimden sonra yaptığım bağlama arasındaki bağlantı çok incedir, dikkatli olunuz.
bu iki dizi dışında bir de madmen'e tutulup izlemeye başladım. x'inci sezonun z'inci bölümünden. bayağı sağlam tutuldum anlayacağınız. yukarıdaki bayan January Jones, dizinin ana karakterlerinden Don Draper'ın eşini oynuyor dizide. diğer 2 dizideki sarışınlarla bayağı benzeşiyor ya da gecenin bir yarısında bana öyle geliyor.
neyse, ilk başta dikkatimi çeken kennedy'nin başkanlığı döneminde ('60 lar diye aklımda kalmış, bir yorum bırakırıverin değilse) iş yerlerinde içki de serbestmiş, sigara da. hatta günlük hayatta o kadar çok sigara içiliyormuş ki dedim kendime, yönetmen bunu seyirciye hissettirmek adına dizinin her yerine sigara sinmiş. birkaç görüntü koyarak yazıya görsellik ekleyeyim.
resimlerden 60 lar havasını almışsınızdır umarım. renkler, kıyafetler, saç stili, mobilyalar vs..
zamanında arkadaşın biri resim koy diye eleştiride bulunmuştu. şimdi de çok koydum gibime geldi. neyse bu da böyle bir yazı olsun.
yavaş yavaş yazıyı bir sonuca bağlamak gerekiyor. chuck daki sönüklüğü, madmen de eşi aldatma- iş yerinde içki- sağlıksız yaşam için gereken tüm unsurlar ile atabilirsiniz. hayatı sorgular hale gelebilir, böyle çalışılır mı lan? böyle içerek sigarayı ciğerlere bu sıklıkta çekerek ömrüm ne kadar olur diye sorgulayabilirsiniz. yeşilay'a yakınlık duyarsınız. moonlight için bir şey diyemeyeceğim, en azından hayat tarzı açısında; adam sonuçta vampir. yemiyor, içiyor bizim gibi. içkisi 0 Rh+, yemeği B negatif.
biliyorsunuz 19 temmuzda tüm kapalı alanlarda sigara içme yasağı ülkemizde yürürlüğe resmen giriyor. bu durumda devletin yaptırımcı yapısını irdelememe yardımcı oldu madmen. bundan 4 yıl önce yazdığım bir kompozisyonda Thomas Hobbes'un düşüncelerine şöyle değinmişim: "insanoğlu doğası gereği yıkımcıdır ve zorlayıcı bir güç olmadan, muhtemelen kimse için güvenlik veya ahlaki düzen mümkün olmayacaktır."
düşününce tarih boyunca insanoğlu, aktivitelerini ve/veya diğer bireylerle ilişkilerini kontrol etmesi adına hep kendinden daha ulu bir kuruma ihtiyaç duymuştur. devlet ve birey arasındaki sosyal mukavele bozulmadığı sürece, devletin bu yaptırımcı kuvveti genelin iyiliği için fena işlememiş sayabiliriz.
yani madmen deki ortamlardan günümüz çalışma ortamına en azından kavuşmuşuz. bundan sonra da tüm kapalı alanlarda duman solumak durumunda kalmayacağız. otobüs yolculuklarında sigara dumanından midemin bulandığı günleri hatırlarım, şu anki halimize bakınca kaydettiğimiz ilerlemeye şapka çıkartabilirim. dip not: dünya fenerbahçeliler günü ile sigarayı bırakma gününün çakışması da ayrı bir tesadüf.
sevgi, saygı vs.
10 Temmuz 2009
G8 summit
İnternetten haber takibini genelde milliyet ile yapıyorum. Haberlerin en az %25 i plaj, bayan, moda resimlerinden oluşuyor. Zamanında bununla ilgili bir haber okumuştum; bu resimler sayesinde iran'dan ve arabistan'dan inanılmaz hit alıyormuş milliyet, e-kolay ve gazetevatan.
yine bu resimlerden biri, milliyet'te G8'in aklını başından alan hostes olarak verilmiş. Haberin ayrıntısında "Obama ve Harper'ın daha soğukkanlı bir tavır sergileyebildiği gözlemlenirken, Sarkozy ve Berlusconi'nin yüz ifadeleri bir anda değişti. Sarkozy'nin gülümsemekten kendini alamadığı gözlenirken, kadınlara olan düşkünlüğüyle adı çıkmış olan Berlusconi de Sarkozy'den geri kalmadı."
bu haberi okuduktan sonra, televizyondaki haberlerde G8 ülke başkanları, içinde bulunduğumuz "economic recession"da "fakir" ülkelere 1. devalüasyon yapmayın. 2. arazilerinizi bize satın. demiş.
devalüasyon ile ilgili iktisadi bilgim biraz sınırlı; ama 1. şık, 2. şık için asist niteliğinde. yatırımcıyı memnun etmek için mevcut para biriminin değerini yüksek tutacaksın ki olumlu ekonomik durum var göstereceksin bu yatırımcılara. daha teknik ve üstü kapalı anlayacağınız.
arazileri bize satın'a gelelim. Yukarıdaki resme bakınca her şey ortada: Siz domalın biz seçeriz. Kanada ve ABD pişkin alıcıyı oynarken, Fransa ve İtalya açgözlü abaza rollerindeler. Kuzey Amerikalı sakinliği var tabii Harper ile Obama'da. Zaten tarih boyunca mal kesme konusunda ihtisaslı Fransa'nın cumhurbaşkanının da bu tarz bir abazalığa imza atması, benim için hiç şaşırtıcı olmadı.
Sonuç olarak G8 zenginlerinin, fakir ülkelere önerisi "domal" yerine "döm" demek gibi kibar bir şey. O halde yazıyı bir Yiğit Özgür karikatürü ile kapayayım.
yine bu resimlerden biri, milliyet'te G8'in aklını başından alan hostes olarak verilmiş. Haberin ayrıntısında "Obama ve Harper'ın daha soğukkanlı bir tavır sergileyebildiği gözlemlenirken, Sarkozy ve Berlusconi'nin yüz ifadeleri bir anda değişti. Sarkozy'nin gülümsemekten kendini alamadığı gözlenirken, kadınlara olan düşkünlüğüyle adı çıkmış olan Berlusconi de Sarkozy'den geri kalmadı."
bu haberi okuduktan sonra, televizyondaki haberlerde G8 ülke başkanları, içinde bulunduğumuz "economic recession"da "fakir" ülkelere 1. devalüasyon yapmayın. 2. arazilerinizi bize satın. demiş.
devalüasyon ile ilgili iktisadi bilgim biraz sınırlı; ama 1. şık, 2. şık için asist niteliğinde. yatırımcıyı memnun etmek için mevcut para biriminin değerini yüksek tutacaksın ki olumlu ekonomik durum var göstereceksin bu yatırımcılara. daha teknik ve üstü kapalı anlayacağınız.
arazileri bize satın'a gelelim. Yukarıdaki resme bakınca her şey ortada: Siz domalın biz seçeriz. Kanada ve ABD pişkin alıcıyı oynarken, Fransa ve İtalya açgözlü abaza rollerindeler. Kuzey Amerikalı sakinliği var tabii Harper ile Obama'da. Zaten tarih boyunca mal kesme konusunda ihtisaslı Fransa'nın cumhurbaşkanının da bu tarz bir abazalığa imza atması, benim için hiç şaşırtıcı olmadı.
Sonuç olarak G8 zenginlerinin, fakir ülkelere önerisi "domal" yerine "döm" demek gibi kibar bir şey. O halde yazıyı bir Yiğit Özgür karikatürü ile kapayayım.
14 Nisan 2009
25 Mart 2009
Misafir
Haberin vahimliğine değinmek bile istemiyorum. Hele bir; "Ne diyeceğim? Yunanistan, Makedonya’ya Makedonya demiyor diye biz de demiyor değiliz. Irak Anayasası’nda ne yazıyorsa o. Kendi anayasalarında yazıyor. Şu bir gerçek ki, Irak’ın kuzeyindekiler Türkiye’yi kaybetmenin ne olduğunu iyi hesaplamalı." kısmı var ki... Papulyas Makedonya'ya, Makedonya, deseydi bu örnek verilebilirdi konuyla ilgili de bu nasıl bir savunmadır anlamadım gitti.
Fakat haberde güldüğüm bir nokta var, haber metni ile kısmen bağlantılı olarak. Yeni bir şey keşfettim, canın sıkkın olduğunda şöyle gündem haberlerinden birini açacaksın yorumları okuyacaksın. İnsanın neşesi yerine geliyor vallahi.
Yazar Burada Ne Anlatmış:
bakış acısı,
Fotoğraf,
gündem,
internet
23 Mart 2009
Çakmak Var Mı?
İlk insanlar mağaralara çizdikleri resimlerle anlaşırlardı, sonra yerini acayip sesler aldı. İç içe yaşayan o insanlar yaşam alanları genişledikçe uzakla da irtibatta olmak istediler. Graham Bell manitasının adının baş harfleriyle seslendiği telefonu hayatımıza sokmadan önce Kızıldereli'lerin dumanla, bazı Karadenizlilerin de kuş diliyle anlaştıkları bilinirdi... Aborijinler'in ise telepati ile anlaştıkları anlatılagelmektedir. Daha uygar medeniyetler mektuplar ve güvercinlerle aşama kaydediyorlardı. Akabinde telefon geldi, telefon gelişti ama insanoğluna yetmedi. Bir İngiliz, bir Amerikalı ve bir de Temel'in geliştirdiği ve Amerikan Savunma Bakanlığı'nda kullanıldıktan sonra haberleşmede kullanılan internet günlük yaşama entegre edildi.mIRC çıktı önce. Selam, nasılsın? ASL? ile ilk kez anne diyen bir çocuk misali internete adım attık. Akabinde uzun yıllar ICQ ve Kadıköy-Beşiktaş vapur sesi ortalığı kasıp kavurdu. MSN ise en azından bizim açımızdan orgazm noktası oldu. Artık dünyanın her yerindeki insanlar birbirleriyle her an her dakika haberleşebiliyor ve hatta görüntülerini anında birbirlerine iletebiliyorlardı. Gel gör ki MSN iletilerinden mesajlaşma icadı da bu zamanlara denk gelmektedir. işte MSN iletilerinden verilen bu mesajlar mektuplar varken duman yakmaktır uzaktakine. Farklı ve amansız olmaktır.
Süleyman, MSN'e gelince beni ara oğlum!
diye ileti düşüp Cuma namazına giden Bakkal Osman Efendi tribine girmektir. Halbuki her şey ama her şey Selam, nasılsın? ASL? kadar açık ve nettir.
Yazar Burada Ne Anlatmış:
bakış acısı,
internet,
karikatür
22 Mart 2009
Gavur Balıkları 2. Mahmut!
Bir Osmanlı Padişah'ı vardır, 2. Mahmut. Gavur Padişah dermiş halk kendisine. Sebebi ise Osmanlı'yı çöktüğü bataktan çıkarmak için türlü reformlara gidip Avrupalılaşmak adına yenilikler getirmek istemesi.Misal; sarığı, şalvarı kaldırtmıştır devlet dairelerinde. Ceketi, pantolonu getirmiştir yerine. Yeniliklerle o kadar bozmuş ki kafasını, sarayda bile o koca koca sakalları kestirip ve kendisi de kesip pantolon giymiş. Kadınları pek iplemese de erkekleri dahil ettiği bir nüfus sayımına gitmiştir Osmanlı tarihinde...
Halk karşı çıkmış, yer yer ayaklanmış. Mahmut boş durur mu? Koskoca hükümdar, karşı çıkana basmış cezayı. Halk kudurur kudurmasına da cezalardan da tırsar bir yerde. İşte büzülemeyesice torba ağızlar o dönemde de büzülemeyince 2. Mahmut'un adı Gavur Padişah'a çıkıveriyor. Kendisinin ne kadar umurundaydı bilinmez.
- 1. Murat - Bizanslı Horofira (Nilüfer Hatun)
- Yıldırım Bayezit - Bulgar Marya (Gülçiçek Hatun)
- Çelebi Mehmet - Bulgar Olga
- 2. Murat - Veronika
- Fatih Sultan Mehmet - Sırp Despina (Huma Hatun)
- 2. Bayezit - Kornelya
- Kanuni Sultan Süleyman - Polonya Yahudisi Helga (Hafza Sultan)
- 2. Selim - Roksalan
- 3. Murat - Rasel (Nurbanu Sultan)
- 3. Mehmet - Venedikli Bafo (Safiye Sultan)
- 1. Ahmet - Yunan Helen (Handan Sultan)
- Genç Osman - Sırp Evdoksiya (Mahfiruz Sultan)
- 4. Murat - Sırp Anastasya (Mahpeyker Sultan)
- 4. Mehmet - Rus Nadya (Turhan Sultan)
- 2. Süleyman - Sırp Katarin (Dilasub Hatun)
- 2. Ahmet - Polonya Yahudisi Eva (Hatice Sultan)
- 2. Mustafa - Rum Evemia (Emetullah Sultan)
- 3. Ahmet - Rum Evemia (Emetullah Sultan)
- 1. Mahmut - Aleksandra (Saliha Sultan)
- 2. Osman - Sırp Mari (Şehsuvar Sultan)
- 3. Mustafa - Fransız Janet (Mihrişah Sultan)
- 1. Abdülhamit - Fransız Ida (Rabia Sermi Sultan)
- 3. Selim - Cenevizli Agnes (Mihrişah Valide Sultan)
- 4. Mustafa - Bulgar Sonya (Sineperver Sultan)
- 2. Mahmut - Fransız Rivery (Nakşidil Sultan)
- 5. Mehmet Reşat - Arnavut Sofi (Gülcemal Sultan)
- Vahdettin - Çerkes Henriet (Gülistan Sultan)

Biraz eksik olmasıyla birlikte Osmanlı hükümdarlarının, perde arkasında ne kadar etkili ve çoğu zaman entrikaların bayrak taşıyanı olduğunu bildiğimiz anneleri ve kökenleri. Bir şey ima etmeye çalışmıyorum. Demek istediğim, modernleşme adına yenilik getirmeye çalışan bir padişah ve yobaz bir halkın ona taktığı lakap buysa eğer, diğerlerinin de gavurlukta ondan aşağı kalır yanı yokmuş.
Kaldı ki Avrupalılaşmak adına yapılan her yenilik de medenileşmek olamıyor, bunu bugünlerden biliyoruz. Medenileşelim derken evde avuçta bir şey kalmıyor, birileri sefa sürerken halkın torba ağzı büzülmüyor. Bugünlerle o zamanların arasında ne de güzel bir benzerliktir bu...
İkinci Mahmut'un yeniliklerinin değeri bilinmedi belki o zamanlar ama Mustafa Kemal'in yeniliklerinin değeri bilindi, uygulandı. Sonra gün oldu devran döndü Kemalist olmak bir suç, bir yük, bir gericilik olarak lanse edilmeye başlandı. Kemalist bildiğin, laik bildiğin adamlar zart operasyonuyla ya da zurt operasyonuyla içeri alınmaya başlandı. Bazılarının gerekçesi haklıdır, bazılarının gerekçesi değildir bilinmez ama neden Kemalist olmak kötü bir şey oldu? Ayrıca Kemalistlik nedir? Atatürk ilkelerine bağlılık sergileyen herkes altı üstü bir kelime olan KEMALİST olarak yaftalanmak zorunda mıdır? Ne kadar saçma, boş...
Bölünmüşlüklerden bölünmüşlük beğeniyoruz, o raddeye geldik artık. Başı örtülü-örtüsüz, zengin-fakir, Kemalist-Dinci vs. Önce orta direği bitirdiler, sonra ortada olan her şeyi. Ya savaş dediler, ya barış...
Hey güzel ülkem, sonra da dersin ki Amerika'da, İngiltere'de, bilmem nerede yaşayan Türk kökenli bir vatandaş başarı elde ettiğinde; "Adam olsaydı da ülkesinde başarsaydı" Başımızdakiler adam olsaydı da, ülkesinde tutsaydı.
Aynı terane, bangır bangır seçim arabaları. Her yer flamalar, bayraklar. Gecenin bir yarısı gruplar hâlinde oraya buraya afiş yapıştıranlar... "İzin aldınız mı bunlar için?" desen, döverler adamı. Bir de yeni moda, ev telefonları! X Partisi (İsim vermemek adına) ile zerre alakamız olmamasına rağmen bu adamlar ne hakla evimi arayıp da; "Bu seçimde kime oy vereceksiniz? Umarız güzel bir gelecek için bize oy verirsiniz..." deme cür'etini kendilerinde buluyorlar? Cılkı çıktı iyice.
Lise'de dershane sınavlarına girersin bir dolu. Şu dershane, bu dershane derken sınavların sonunda evini aramaya başlarlar. "Merhaba, oğlunuz sınavımızda bilmem kaçıncı oldu, şu kadar indirim kazandı. Dershanemize kayıt yaptırmayı düşünür müydünüz?" diye istisnasız hepsinden telefon alırdın. Bu dershaneler birbirlerini kötülemekten de geri kalmazdı. Oysa ki hepsi aynı bokun farklı renkleri ve dostça mücadelesi. Oysa ki hiçbiri diğerinden daha iyi değil. Sen çalışırsan, başarıyorsun. Gerisi %5-%10 farkeder.
Şimdi televizyonlarda ekranı ikiye, üçe bölerek partilerin mitinglerine bağlanıyorlar. Baykal, Erdoğan'a sokuyor. Erdoğan, Baykal'a giydiriyor. Bahçeli ben de varım! diye inim inim inliyor. Diğerleri de bir yerinden tutuyorlar işte. Bu dershane kavgasına benzetiyorum her denk geldiğimde. Erdoğan ve Baykal'ın Hacivat ve Karagöz benzerliğinden de bahsedecek olursam sanırım daha da uzayacak yazı...
Ne diyorduk? İkinci Mahmut, yobaz ve at gözlüklü güruh tarafından gavur ilan edilmişti. Oysa kötü şeyler de yaptığı söylenemez. Hatta o zamanın bilebildiğimiz şartlarına göre de adımlarını planlayarak, tek tek reformlarını gerçekleştirmişti. Yine de yaranamamış belli ki. Uzanamadıkları İzmir'e "Gavur Memleket" diyenler, 2. Mahmut'a "Gavur Padişah" diyenlerin torunları olabilirler mi acaba?
Kaldı ki Avrupalılaşmak adına yapılan her yenilik de medenileşmek olamıyor, bunu bugünlerden biliyoruz. Medenileşelim derken evde avuçta bir şey kalmıyor, birileri sefa sürerken halkın torba ağzı büzülmüyor. Bugünlerle o zamanların arasında ne de güzel bir benzerliktir bu...
İkinci Mahmut'un yeniliklerinin değeri bilinmedi belki o zamanlar ama Mustafa Kemal'in yeniliklerinin değeri bilindi, uygulandı. Sonra gün oldu devran döndü Kemalist olmak bir suç, bir yük, bir gericilik olarak lanse edilmeye başlandı. Kemalist bildiğin, laik bildiğin adamlar zart operasyonuyla ya da zurt operasyonuyla içeri alınmaya başlandı. Bazılarının gerekçesi haklıdır, bazılarının gerekçesi değildir bilinmez ama neden Kemalist olmak kötü bir şey oldu? Ayrıca Kemalistlik nedir? Atatürk ilkelerine bağlılık sergileyen herkes altı üstü bir kelime olan KEMALİST olarak yaftalanmak zorunda mıdır? Ne kadar saçma, boş...
Bölünmüşlüklerden bölünmüşlük beğeniyoruz, o raddeye geldik artık. Başı örtülü-örtüsüz, zengin-fakir, Kemalist-Dinci vs. Önce orta direği bitirdiler, sonra ortada olan her şeyi. Ya savaş dediler, ya barış...
Hey güzel ülkem, sonra da dersin ki Amerika'da, İngiltere'de, bilmem nerede yaşayan Türk kökenli bir vatandaş başarı elde ettiğinde; "Adam olsaydı da ülkesinde başarsaydı" Başımızdakiler adam olsaydı da, ülkesinde tutsaydı.
Aynı terane, bangır bangır seçim arabaları. Her yer flamalar, bayraklar. Gecenin bir yarısı gruplar hâlinde oraya buraya afiş yapıştıranlar... "İzin aldınız mı bunlar için?" desen, döverler adamı. Bir de yeni moda, ev telefonları! X Partisi (İsim vermemek adına) ile zerre alakamız olmamasına rağmen bu adamlar ne hakla evimi arayıp da; "Bu seçimde kime oy vereceksiniz? Umarız güzel bir gelecek için bize oy verirsiniz..." deme cür'etini kendilerinde buluyorlar? Cılkı çıktı iyice.
Lise'de dershane sınavlarına girersin bir dolu. Şu dershane, bu dershane derken sınavların sonunda evini aramaya başlarlar. "Merhaba, oğlunuz sınavımızda bilmem kaçıncı oldu, şu kadar indirim kazandı. Dershanemize kayıt yaptırmayı düşünür müydünüz?" diye istisnasız hepsinden telefon alırdın. Bu dershaneler birbirlerini kötülemekten de geri kalmazdı. Oysa ki hepsi aynı bokun farklı renkleri ve dostça mücadelesi. Oysa ki hiçbiri diğerinden daha iyi değil. Sen çalışırsan, başarıyorsun. Gerisi %5-%10 farkeder.Şimdi televizyonlarda ekranı ikiye, üçe bölerek partilerin mitinglerine bağlanıyorlar. Baykal, Erdoğan'a sokuyor. Erdoğan, Baykal'a giydiriyor. Bahçeli ben de varım! diye inim inim inliyor. Diğerleri de bir yerinden tutuyorlar işte. Bu dershane kavgasına benzetiyorum her denk geldiğimde. Erdoğan ve Baykal'ın Hacivat ve Karagöz benzerliğinden de bahsedecek olursam sanırım daha da uzayacak yazı...
Ne diyorduk? İkinci Mahmut, yobaz ve at gözlüklü güruh tarafından gavur ilan edilmişti. Oysa kötü şeyler de yaptığı söylenemez. Hatta o zamanın bilebildiğimiz şartlarına göre de adımlarını planlayarak, tek tek reformlarını gerçekleştirmişti. Yine de yaranamamış belli ki. Uzanamadıkları İzmir'e "Gavur Memleket" diyenler, 2. Mahmut'a "Gavur Padişah" diyenlerin torunları olabilirler mi acaba?
Yazar Burada Ne Anlatmış:
bakış acısı,
denemeler,
gündem,
Tarih
18 Mart 2009
Orange & Doug Coop: Benjamin Abi!
B: Ya, olum sıkıyor gibi sanki bu biraz.C: Olsun abi iyidir. Hatta sana yarım numara küçüğünü vereyim seneye daha rahat giyersin...
B: ...
C: ...
Yazar Burada Ne Anlatmış:
anlam karmaşası,
bakış acısı,
Fotoğraf
11 Mart 2009
Hölölöyt Money League
R: Ben valimi yedirtmem Ruknettin, yedirtmem!
A: Yedirtme abi, sardır evde ısıtır sen yersin...
R: Bak onu iyi dedin.
Yok, bir şey demiyorum bu sefer harbiden. Öyle art niyetim yok, maksat takılmak olsun. Sevdiğimden 'şaka takılıyorum' öyle. (Çocukluğumda şaka takılmak diye bi laf vardı.) Tabi gururumuz, helali hoş olsun.
*End Rar*
21 Şubat 2009
İstikrar?
Beckham, Manchester United'a yıllarını vermiş ve akabinde olaylı ayrılmış bir oyuncu. Büyük ihtimalle Hall Of Fame'de o da kendisine yer bulacak.
İyi sardım bu saç mevzusuna da amacım saçtan karakter tahlili yapmak ya da saçla istikrar arasında bir bağ kurmak değil. Moda kavramıyla da pek bir ilişkim yoktur hani. Sadece internette gezinirken rastladığım bu muzip fotoğraf hoşuma gitti, es geçmek istemedim.
Yalnız en iyi savuma da Bioxin'dir, hatırlatmadan edemedim. Blog'taki tüm arkadaşlarıma önerdim...
Yanları Al Ustam, Üstler Kalsın...
"New Arsenal signing Andrey Arshavin will pay for his hairdresser from St. Petersburg to fly to London to cut his hair because his wife does not trust British stylists."Daily Express
Lejyonerlerimiz örnek alsın, Vefa sadece bir semt adı olmasın... Ne diyeyim ki başka? Eleştirsem Volkan'ın jöleli saçları muhabbetine dönecek. Bırak dayı, oynamıyorum.
Lejyonerlerimiz örnek alsın, Vefa sadece bir semt adı olmasın... Ne diyeyim ki başka? Eleştirsem Volkan'ın jöleli saçları muhabbetine dönecek. Bırak dayı, oynamıyorum.
Yazar Burada Ne Anlatmış:
Bağyan,
bakış acısı,
Premier League
19 Şubat 2009
18 Şubat 2009
Gözlerim Kapalı Çıktı Oğlum Ya! Bir Daha Çek...
Ulen Hitler'in sakalları mı beyazladı? Onu geç, nasıl da ukde olmuş lan içine de rüyalara girip açıklama yapıyor. Şaştım kaldım abi, bana da gelsin bak vallahi darılırım! Bak yatıyorum birazdan, valla gel!
Hayırlı olsun Süleyman Çakır, papucun dama atıldı. Yiyorsa çık da al...
Yazar Burada Ne Anlatmış:
bakış acısı,
gözümün seğir defteri,
yaşam
17 Şubat 2009
Feshupanallah!
Nasıl ayar oluyorum toplulukla fotoğraf çektirip daha sonra kendini o fotoğraftan kesip biçip ayırıp da tek başına koyan güruha belli değil... Nasıl bir egonun ürünüdür bu?
Yazar Burada Ne Anlatmış:
bakış acısı,
denemeler,
Fotoğraf
09 Şubat 2009
City Club Efsaneleri #1: Zamanında Sakaryaspor Pele'yi Getirtmiş Olum!
Sakaryaspor'un kurucularından Nasip Kısmet'e sorduk, cevap verdi;O zamanlar daha Sakaryaspor yok, kurma aşamasındayız. Güç bela bizim Kırıtık Ayhan'ı (Ayhan Döşemecioğlucuksun) Brezilya'ya gönderdik ki, bir Brezilya'lı alıp kulübün kuruluşunu anlı şanlı bir hâle getirelim.
Bir buçuk yıl sonra geri geldi Kırıtık, "Abi bir adam getirdim, ortalığı sarsacak!" diye girdi içeri bir hışımla. Arkasında da esmer, kavruk bir çocuk. "Bu mu?" dedim, "Evet bu!" abi dedi. Cılız, orta boylu bir herif. Gözüm tutmadı pek, çıkarttık bizim Harmanlık sahasına denedik. Şiir gibi oynadı namussuz. Takımı 3 kere çalıma dizdi, 2 tur da antrenörler arasında attı.
O kadar mutlu oldum ki, anlatamam. Ama fiyatı yükselmesin diye bunu sahada belli etmedim. Hemen çağırdım Kırıtık'ı odama; "Çağırın bunun menajerini gelsin, hemen imza atalım. Kulübü de bir aya açarız" dedim.
Menajeri geldi, adı da Johan Fiker miydi neydi... "Abi" dedi, "Başka kulüplerden de teklif var. Fiyatı yükseltin biraz"... Baktım kulübün bütçesine... Öyle bir para istemişler ki, Pele'yi alsak takım kurmaya paramız kalmayacak. E tek adamla da maça çıkılmaz. Gerçi bunla çıksak çıkılır da, kurallar izin vermez. Vazgeçtik mecburen o gün.
Sonradan pişman da olmadık değil hani, kulübün kurulması 5 yıl gecikti be arkadaş. Herif bize denemeye geldikten iki sene sonra Dünya Kupasını kaldırdı.
Görüyorsunuz sevgili okuyucular; Türk Futbolu nice yetenekleri, nice neferleri böyle ya da farklı bir şekilde hiç etmiş sonra da başını taşlara vurmuştur. Yetkilileri buradan göreve çağırıyorum, biraz daha dikkat!
Next - Nextstar: Trabzonspor Şevçençkoyu Beğenmeyip Geri Göndermiş Lan!
Yazar Burada Ne Anlatmış:
bakış acısı,
basın,
denemeler,
Türk futbolu
03 Şubat 2009
Yeni İkon
Yeni İkon diye bahsettiğim kişi LeBron James. Kendisinin Nike tarafından Chalk diye reklam haline getirilmiş her maçtan önce yaptığı ritüel de üstte resmedilmiş durumda. Yazının LeBron ile alakası da aşağıda.
Dün akşam belki biliyordunuz SuperBowl XLIII vardı. Maçın ilk yarısını izleyebildim; 100 yardlık interception(1) touchdown (2)'ı görebilmeye nail oldum. Bunun interception touchdown olması bir kenara 110 kg'lık bir adam tarafından 100 yard, yani stadın end zone(3) ları hariç tümü, koşulması bayağı ilginçti. Bayağıdır uzak kaldığımdan sayıyı yapan adamı bilmiyordum, şu anda da adını yazmak istemiyorum girdi ile pek bir alakası olmadığından merak edenler google'a yazıp bulabilirler.
Maçı kazandıran touchdown'ı yapan arkadaşın adı Santonio Holmes. Popularitesi hakkında bir bilgim yok, oyunculugunu da arastırmadım. Ama sonuç olarak kendisi Amerikan Futbolu final maçının MVP'si. NFL'de kimi wide receiver (4)'lar sayı yaptıktan sonra sevinme ritüelleri yaparlar. Santonio Holmes'un sevinme ritüelini aşağıda görebilirsiniz. Videosunu da muhtelif sitelerden bulabilirsiniz.
Daha herhangi bir MVP'liği, şampiyonluğu olmayan bir adamın başka bir sporun MVP'si tarafından bir şekilde taklit edilmesi, LeBron'un Yeni İkon olarak artık resmen adlandırılabileceğimizi göstermiştir. Kutlu olsun.
NOTLAR:
(1) Oyun kurucunun, pas olarak attığı topun savunma oyuncusu tarafından yere düşmeden tutulması sanatı. Top çalmanın biraz daha değişiği.
(2) Hücum eden tarafın koşarak veya pası tutan oyuncunun topun kontrolünü sağladıktan sonra iki ayağının birden end zone (3)'a basmasıyla oluşan 6 puanlık sayı.
(3) Girildiğinde sayı olan yer olarak kabaca tarif edebiliriz. Genelde takımların adları yazar. Daha ayrıntıları da var; ama bu girdi için bu kadar tanım yeter.
(4) Oyun kurucunun pas oyunlarındaki ilk hedef. Genelde dışta olanlara verilen ad.
31 Ocak 2009
Rookie Pijamaları

Yukarıdaki iki atlet, 12.000 kişinin katıldığı bir yarışma sonunda seçilen, All-Star haftasonunda Sophomore-Rookie maçında giyilecek formalar. Formaları tutan genç ise, formaları tasarlayan 18 yaşında bir öğrenci olan Tim Ahmed. Blog olarak, sevgili Tim'e tasarım işlerini bırakıp acilen başka mesleklere yönelmesini, bunu 1. seçen zevk fakiri insanlara da az buçuk sanat, moda dergisi okumalarını, okumasalar bile en azından fotoğraflarına bakmalarını tavsiye ediyoruz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



