internet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
internet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Nisan 2009

80... 90... Hobbaaaa!

Şu davetlerden kaç tane aldım bugüne kadar bilmiyorum. Emin olduğum tek şey yüzü geçtiğidir. Çala çala bitiremediler anasını satayım 80'leri, 90'ları...

25 Mart 2009

Misafir

Şu son Kürdistan mevzusunu tam takip edemedim haberlerden, yoğundum biraz. Müsait olduğumda da denk gelemedim ya, bakayım dedim internet aleminden.

Haberin vahimliğine değinmek bile istemiyorum. Hele bir; "Ne diyeceğim? Yunanistan, Makedonya’ya Makedonya demiyor diye biz de demiyor değiliz. Irak Anayasası’nda ne yazıyorsa o. Kendi anayasalarında yazıyor. Şu bir gerçek ki, Irak’ın kuzeyindekiler Türkiye’yi kaybetmenin ne olduğunu iyi hesaplamalı." kısmı var ki... Papulyas Makedonya'ya, Makedonya, deseydi bu örnek verilebilirdi konuyla ilgili de bu nasıl bir savunmadır anlamadım gitti.

Fakat haberde güldüğüm bir nokta var, haber metni ile kısmen bağlantılı olarak. Yeni bir şey keşfettim, canın sıkkın olduğunda şöyle gündem haberlerinden birini açacaksın yorumları okuyacaksın. İnsanın neşesi yerine geliyor vallahi.

23 Mart 2009

Çakmak Var Mı?

İlk insanlar mağaralara çizdikleri resimlerle anlaşırlardı, sonra yerini acayip sesler aldı. İç içe yaşayan o insanlar yaşam alanları genişledikçe uzakla da irtibatta olmak istediler. Graham Bell manitasının adının baş harfleriyle seslendiği telefonu hayatımıza sokmadan önce Kızıldereli'lerin dumanla, bazı Karadenizlilerin de kuş diliyle anlaştıkları bilinirdi... Aborijinler'in ise telepati ile anlaştıkları anlatılagelmektedir. Daha uygar medeniyetler mektuplar ve güvercinlerle aşama kaydediyorlardı. Akabinde telefon geldi, telefon gelişti ama insanoğluna yetmedi. Bir İngiliz, bir Amerikalı ve bir de Temel'in geliştirdiği ve Amerikan Savunma Bakanlığı'nda kullanıldıktan sonra haberleşmede kullanılan internet günlük yaşama entegre edildi.

mIRC çıktı önce. Selam, nasılsın? ASL? ile ilk kez anne diyen bir çocuk misali internete adım attık. Akabinde uzun yıllar ICQ ve Kadıköy-Beşiktaş vapur sesi ortalığı kasıp kavurdu. MSN ise en azından bizim açımızdan orgazm noktası oldu. Artık dünyanın her yerindeki insanlar birbirleriyle her an her dakika haberleşebiliyor ve hatta görüntülerini anında birbirlerine iletebiliyorlardı. Gel gör ki MSN iletilerinden mesajlaşma icadı da bu zamanlara denk gelmektedir. işte MSN iletilerinden verilen bu mesajlar mektuplar varken duman yakmaktır uzaktakine. Farklı ve amansız olmaktır.

Süleyman, MSN'e gelince beni ara oğlum!

diye ileti düşüp Cuma namazına giden Bakkal Osman Efendi tribine girmektir. Halbuki her şey ama her şey Selam, nasılsın? ASL? kadar açık ve nettir.

04 Mart 2009

'Feys' Toplumların Afyonudur

Feysbuk Home Page'i yeniden değiştiriyor... Yakın bir zamanda da uygulamasına geçilecekmiş. Kendileri durumu şöyle açıklıyorlar;

We've updated our home page to make it easier to understand what's going on with the people you care about. Now your friends' posts are streamed in real-time and you have more control over what you see.

İyice akraba olalım, afedersiniz, bok yesek haberimiz olsun mudır amaç? Bilemem... Mevcut tasarım değiştiğinde de ciddi ciddi yaygara kopmuştu. Başka derdimiz yokmuş gibi daha iyi mi olacak yoksa daha kötü mü olacak diye fikir teattileri yapıyorduk, kalp kıranlar bile vardı abi... Sene 2008, insanlık çıldırmıştı ve kaos hakimdi internet dünyasına...

Ne diyelim? Adamlar istediğini yapar, hayırlı olsun...

28 Ocak 2009

Hayaller

What A Girl Wants?


What A Boy Wants?


22 Kasım 2008

Mustafa Sorunsalı ve Çakallar


Üç tane mail adresim var. Biri iş için, biri alakasız günlük ıvır zıvırlar ya da forum/portal üyelikleri gibi işler için, öteki de çok eskiden aldığım bir hotmail adresim.

İçlerinden en az hotmail adresime giriyorum, eski nitekim. Az önce aklıma esti de gireyim dedim, şöyle bir şey gördüm...

MUSTAFA'DAN CAN'A MEKTUP

Utandım çocuk,


Beni anlatan bir film yapmışsın çocuk. Kızgınım, utanç içindeyim. Sana değildir kızgınlığım. Filmdeki Mustafa'dan da utanmış değilim. Başaramamışım. Bundandır utancım. Komutam altında bu vatan için kanını akıtan mehmetlerden utandım. Özgürlük demiştim çocuk, benim karakterimdir. İlim demiştim çocuk, tek yol göstericidir. Karanlıktan korkardı demişsin benim için. Korkardım evet. Bu ulusu boğmak üzere olan karanlıktan korktum. Ama insaf be çocuk, korkup da kaçmadım ya. Söküp atmadım mı o karanlığı bu ülkenin üzerinden? Diktatör demişsin bir de. Hiç okumadın mı çocuk? Nerede benim nesilleri emanet ettiğim öğretmenler? Anlatmadılar mı sana? Başkomutan olarak cepheden cepheye koşarken, ülkede hala padişahlık rejimi varken ve bütün kararları tek başıma verebilecekken neden bir meclis kurdum ben çocuk? Böyle diktatör olur mu? Ah be çocuğum. Neden, nasıl düşman ettiler seni bana? Baktım aşktan, sevgiden, aileden bahseden güzel şeyler yazmışsın bugüne kadar. Belli iyi bir insansın. Çalışkansın, zekisin. Hacıları, hocaları anlarım da çocuk, seni anlayamıyorum. Onlar hiç sevmedi beni. Yüzyıllardır süren iktidarlarını aldım ellerinden. Kara cüppeleri ile çöktükleri milletin ümüğünden çekip aldım hepsini. Sevmeyecekler beni elbette çocuk. Peki sen çocuk, sen neden kol kola girdin bu kara kalplilerle?

Dedim ya çocuk sana değil kızgınlığım. Başaramamışım. Anlatamamışım demek ki özgürlüğün kıymetini, bağımsız bir ulusun, onurlu bir bireyi olmanın ne büyük bir nimet olduğunu bunca konuşmamda. Yazık olmuş be çocuk. Onca vatan evladının kanına, onca ananın göz yaşına. Veremem ki şimdi hesabı çocuk, ne o gencecik bedenlere, ne gözü yaşlı annelere. Bu muydu uğruna bizi ölüme gönderdiğin vatan derlerse, bu nesiller miydi ölü evlatlarımızın kanıyla kurduğun ülkeyi emanet ettiğin diye sorarlarsa ne derim ben onlara be çocuk?

Olmadı be çocuk olmadı.


Taner Yenidogan
6 Kasım 2008

"Taner Yenidoğan kim ulan? Kim bu kendi düşüncelerini Atatürk'ün ağzınan yazabilecek, altına kendi imzasını atabilecek gerizekalı herif"
diye aranırken Facebook yetti imdadıma; şöyle bir tip kendisi....


İnsanlar düşüncelerini açıklayabilmeli hay hay. Zaten burayı okuyacak çoğu kişiyle düşüncelerimizi paylaştık Batug forumlarında ama hiçbirimiz, benim karşı durduğum eleştirileri yapanların hiçbiri ya da benimle aynı görüşü paylaşmışların hiçbiri Atatürk'ün ağzından ONUN HİÇ SÖYLEMEMİŞ OLDUĞU SÖZLERİ sarfedip altına da adıyla soyadıyla imzasını atmadı.

Bu yapılan düzenbazlıktır, bu yapılan adiliktir. Demek ki sadece kara kalpliler dedikleri örümcek kafalı olmuyormuş, kendisinin de pek farkı yok. Bu ne cür'et yahu!

Utandık çocuk senden, utandık. Çocuk da değilsin ki fotoğrafa bakınca. Koskoca adamsın, önce sen utan be kendinden!

12 Ekim 2008

www.gotegeldik.com

İnternet içimize öyle bir işlemiş ki haberimiz yok...

En basitinden buradaki arkadaşlarımı bir forumdan tanıdım, sonra geldim bir de onlarla birlikte internet üzerinden bildiklerimizi yazıya döküp blog oluşturmaya başladık. Bu da onun eseri olacak mesela...

Facebook'la yanılmıyorsam 1,5-2 sene önce kuzenim sayesinde tanıştım, o sıralar pek bir muhabbetimiz olmadı ama sonra başka bir arkadaşım "Ya facebook acayip bir site abi bütün geçmişin çıkıyor" dedi. "O nasıl iş lan?" diye düşünüp sazanladım ve o bildiğim siteyle karşılaştım. Ulan hakikaten de eski tanıdıklarımı, yıllardır görmediklerimi çıkarmaya başladı karşıma. Onun heyecanıyla olacak ki düşünemedim; "Bre gerizekalı o ona böyle demeseydi, o da gelip bana böyle demeseydi Mark gelip de kapımızı mı çalacaktı geçmişten dostlarımızla" kimse duymasaydı kimseyi bulamazdım elbette. Sonra herkes birbirine facebook sorar oldu, en çok arkadaş kimde vardı? O bitti en çok ünlü tanıdık kimin arkadaş listesinde mevcuttu? Sandıklardan ayna karşısında, arabada, bikiniyle-boxer mayo ile verilmiş pozlar çıkarılıp albümlere konuldu; "Cnm $ok $eker Olmu$un yeaaaa" diye yorumlar eklenmeye başlandı... Kasırga dinmedi! Facebook o kadar içimize işlemiş, o kadar sırlarımıza şahit olmuştu ki artık kankaydı ve ona kısaca "Face" diye hitab ediyorlardı. Herkes çıldırmıştı, insanlar yemek yemeden albümden albüme sataşıyor ve duvarlara işiyorlardı! Derken... Bir yerden sonra rutine bağlandı her şey... Otu boku emperyalizme bağlayan insanlardan olmak istemiyorum ama emperyalizmin getirdiği hızlı tüketim çılgınlığının bir sonucu ne yazık ki bu da... Herkes sınıra dayanınca facebook modası bitti, "Face de çok baydı ya..." demek moda oldu. Espiri anlayışı dibe vurmuş film karakterlerine bile replik oldu; "Sende facebook var mı abi?" diye...

Kaç erkek webcam'den hatun soymadığını söyleyebilir ki? Denediğini diyelim bari, daha da geniş bir kitleye seslenelim. Kaç kişi hâlâ bir tarafa; "Aşk dediğin cinden farksızdır. Neden mi? İkisi de üç harflidir ve ikisi de çarpabilir mirim" yazarken öteki tarafta "Üstünde ne var yavrum? Meme uçlarını yalayabilir miyim?" diye oryantallik yapıyordur? Kimseyi gerçekten tanıyamayız, bilemeyiz. Bunları yazıyor olmama rağmen yazdığım her şey benim için de geçerlidir, en yakın arkadaşım için de. Yakın dereceden iki büyüğüm olan akrabamı bile öyle hâllerde istemeden bastım ki "Yuh artık! Yaşını başını almışsın!" demeye tereddüt etmedim. Onları o hâlde gördükten sonra herkesten şüphe ederim.
MSN iletilerimiz bizim için çok değerli. Herkes kişiliğinden ve hayatından belirli kesitler sunmak için kıçını yırtıyor. Arasıra ben de dahil oluyorum buna, kabul. İşe yarıyor ama ne yapayım? Misal eskiden iletime efendime söyleyeyim; "Film izliyorum rahatsız etmeyin", "Burada değilim..." diye abidik gubidik şeyler yazardım. Bir gün bir şimşek çaktı kafamda, artık kendimi engelliyorum. O şimşek çaktıktan hemen sonra ışığı gördüm, biri belirdi... "Bu işin sonu 'masturbasyon yapıyorum rahatsız etmeyin' yazmaya kadar gider evlat, gel vazgeç şu işten" Ak sakallı dede tabi, kim olacaktı ya? Tamam beni böyle abidiklik ve gubidikliklerden vazgeçirtti belki ama bre moruk kim yazar ki öyle bir şey?!

Şimdi nereden esti bu upuzun yazı bana da üşenmeden gecenin bir yarısı yazdım? Başka bir internet ortamında, bir arkadaşım bir yazı koymuş... O da başka bir internet ortamından arkadaşından ya da bir makaleden alıntı yapmış. Alıntısı üç pasta kaleye gol olan eleman kim bilemiyorum, o yüzden adı geçmeyecek burada kusura bakmasın. Ben ise Deniz'e teşekkür ediyorum, okursa burayı görür. (Alıntı yaptığın yazıya ait olan yorumunu da altına ekliyorum, çok hoşuma gitti. Saygı-sevgi çerçevesinde... )

...insanlara çip takılması hiç de yabancı değil aslında. yine klasik şeylerle ve komplo teorisyenlerinin yıllardır sata sata bombok ettikleri lafları bu kez farklı şekilde söyleyeceğim. nerdeyse hepimizin birer cep telefonu yok mu? artık nerdeyse tüm alış verişlerimizi, emeğimizi depoladığımız banka hesaplarımızı tek bir karta sıkıştırmıyor muyuz? nerdeyse herkesin evinde bir televizyon yok mu? şu yazıyı okuyabilen çoğunluğun nerdeyse tüm özel hayatı nette gezinmiyor mu? kişisel bilgileri hükümetin elinde değil mi? bunlara hayır diyebilir misiniz? bugün sizi birisi 'gerçekten' bulmak istese ve sizi oturduğu yerden mahfetmek istese bunu yapamaz mı? bütün bu sorulara yanıtınız evetse neden insanların çip takılmasına sıcak bakabileceğini düşünmüyorsunuz? insanlar toplu histeriyle bugün biz kaçkişiyiz gibi bir oluşuma milyonlarca üye bulabiliyorsa, kaç kişi sizce bu çiplere hayatını sıkıştırmayı düşünür? toplumun gerçekten ne kadarı tüm bunlara kuşkuyla bakar? ben söyleyeyim; çok az. aynen de bu söyleniyor zaten. 'insanlar bütün bunları kendileri isteyecek'.
Anonim
- göte geldik galiba ya...
Deniz

11 Ekim 2008

Alkolik Adam Ve Torunları

Bize diyor, uyandırayım. Ampulleriniz yansın yani. PKK da bir zamanlar üç beş çapulcuydu... Şimdi bunlara küfür etsen, iltifat sanar. Yüzüne tükürsen, tayyibim şükür der.

Atatürk'ün zannımca yarım bıraktığı ya da bir nedenden yapmak istemediği üç-beş meseleden biridir devrim zamanı şu yobazları kökten silmek. Bunu diyince de faşist derler ama ellerinde fırsat olsa -ki belki yarın, belki yarından da yakın biz bu kafayla gittikçe- ...

Şunu yapabiliyor olmanın özgürlüğünü bile borçlu oldukları insana, utanmadan çocuklarına ve torunlarına dil uzatmak... Şeriat da şeriat diyen bu adamların tapıp yer yer putlaştırdıkları İslam kültürü ve Müslümanlıkla alakası bile bulunmayan sabit fikirli inançlarında bile yeri olmayan bu davranışı yapıyor olmak...

Ajdar'dan gelsin; Nane Nane

07 Ağustos 2008

Genç Libero





Gittigidiyor bir yıldızını daha satış listesine koydu. Fakat bu sefer Gittigidiyor.com kargo ve oyuncunun tüm alacaklarının transfer eden takımın ödenmesi isteniyor. Dünya devleri bu star için yüksek meblağlı kargo ücretini gözden çıkarmış durumda.

İtalyan asıllı Fransız bulvar gazetesi Sambig Okazyons'a göre Chelski'nin patronu İbrahimovic bu genç libero için Gittigidiyora 10 milyon dolar, oyuncuya ise yıllık 5 milyon dolardan üç yıllık mukavele önerdi. Kargo ücreti ile birlikte tüm masraf 50 milyon doları buluyor.

İbrahimovic FBTV'ye yaptığı açıklamada; "Oğlum Lampard'ı satma baba, FM'de Freddy Adu'yu bir de Gittigidiyor'da şöyle bir Genç Libero buldum. Onları da kesinlikle takıma kat dedi ve ben de oğlumu mutlu etmek için her şeyi yaparım." diye konuştu.

Yüksek traşlı magazin dergisi YELLE ise çapkın manken Şelale Benimoyumsanakoyar'ın geçen gece Zortie'den enseye şaplak göte parmak çıktığı ve adını sır gibi sakladığı sevgilisinin bu Genç Libero olduğunu öne sürdü.

Sigaramızı uzattığımız Genç Liberortaylı "Beni kulübümden kimse aramadı. Ülkeme terliğimi almak için dönmüştüm ama bir de baktım ki kontratım feshedilmiş. Sinam Eki ile idmanda su savaşı yaparken İbrahim Vatanbölünmez ile yaşadığım kavgayı da sakatlığıma katarak beni göndermeye çalışıyorlar. Aziz Zeus, sakatlığım döneminde benim takıma destek bile olmadığımı söylüyor, yalan! Otele geldim, boş oda yoktu. İğrenç bir dünya'da yaşıyoruz. Hepimiz öleceğiz!" dedi.

Douglas McGiven
Selçuk Üniversitesi Fikri Elma Isaac Newton Tesisleri, Konya, Kat 3, Numara 2