İspanya ve İtalya futbol gündemini takip etmek, futbol- basketbol eksenli haberlere ulaşmak için neredeyse her gün girdiğim sitelerden birinde Messi, amiyane tabirle, ağzının ortasına tekme yediği bir fotoğraf gördüm. Bahsettiğim siteyi takip edenleri anlamıştır; ama konu bu değil. Niye sitenin adını doğrudan vermedim, ben de bilmiyorum. Neyse devam edelim; fotoğrafı merak edenler ilgili siteye lütfen.
Sadece futbol değil, basketbol- atletizm- koşu- tenis olmak üzere çeşnisi bol tadı güzel başka bir blog'a da sürekli girerim; acaba yeni bir "post"atılmış mı diye. Farklı bakış açıları önemli ve yazarların hepsini birebir tanımam da cabası. Henry'nin elini kullanarak attığı golün ardından, günümüzden geçmişe doğru uzanan bir liste okudum.
Fenerbahçe- Beşiktaş maçında, Kazım'ın yan hakeme "fuck you" ya da "fuck off" dediğini tahmin ediyordum yan hakem ağzını yarım yamalak kapayarak Fırat Aydınus'a durumu aktarırken. Nitekim "fuck you" diye aktarmış milliyet. Öncelikle buradan Kazım'a sevgilerimi yolluyorum. Maçtan evvel, twitter'ında "8jk" diye cikcikleyip rakip takıma "additional motivation" (ekstra motivasyon da Türkçesi) sağladın. Yetmedi takımını 10 kişi eksik bıraktın. Hoş bırakmasaydın da takımın oynu çok değişmeyecekti.
Yan hakemin yaptığı sonuna kadar doğru; ama kendisine ev sahibi takımdan bir oyuncu küfretse Aydınus'a iletir miydi bu durumu? Ya da evsahibi takımın oyuncusu Kazım olsaydı, oyuncu yine atılır mıydı? Bu noktada, kimse Türk hakemlik kurumunun birden evrim geçirdiğini söylemesin bana. Kaç oyuncu gördük anne-bacı söven herhangi bir yaptırım olmadı; Kazım'ın son dönemdeki sivriliği mi atılma sebebiydi? Aynı hakeme tribünler hep bir ağızdan küfür saydırdığında baş hakeme "anons yaptır Aydın" diyebilir mi?
Diğer bir spor ahlakıyla uyuşmadığına inandığım olay, Dünya Kupası'na gitmek için mücadele eden Mısır- Cezayir maçında yaşananlar. Afrika kıtasının sosyo- kültürel analizi ile ilgili birkaç kaynak okumak belki de yaşananları aydınlatmak açısından önemli olabilir; ama oyuncuların kafasını yarmak, otobüsünü taşlamak Türkiye'de 3. Lig maçlarında, öncesinde ve/veya sonrasında olur! Mısır- Cezayir arasında musubet 1950'lerden itibaren süregelmekteymiş. Buyrun buradan.
Tufan görünümlü Cemal Nalga haberiyle post'umuzu sonlandıralım. Galatasaray Spor Kulübü Basketbol Şubesi'nin hangi akla hizmetle bu tarz bir hareket yaptığını anlayamıyorum, anlamlandıramıyorum. Hani oynatmaya çalıştığı oyuncunun takıma getirisi 10 sayı 10 ribaund olsa anlayacağım. Ama o da yok. E nedir o zaman? Sorarım sizlere ey okurlar, nedir?
Ha bir de Süreyya Ayhan vardı, canı sıkılan. Koşan koşturan. Artık O da yok. Elini verdi, kolunu da kaptırdı sayın Süreyya Kop. Türkiye'de atletizmde biri gider; diğeri gelir mi?
spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Kasım 2009
08 Eylül 2009
berege, 08.09.2009
türkiye- litvanya maçı bitmiş, kosova'lı kutluay'lı hakyemez'li maçın ardından programının ardından TV karşısında oturmuşum. Federer- Robredo mücadelesi var eurosport'ta. yine The Bush'un solisti Gavin Rossdale orada, Barış Kuyucu'ya selam olsun. Acayip yancı bir herif izlenimi veriyor bana Gavin. neyse bana kalmadı bunu yorumlamak.
saat 01.28. uykum da yok, okuyacağım haber de bitti internette. normalde uefa.com'a pek girmeyen ben, oraya bile girip haberlere göz gezdirdim. Zaten bu yazıyı oluşturma nedenim de uefa.com'da okuduğum bir haber.
Avrupa Bayanlar Futbol Şampiyonası Almanya- Norveç yarı final maçının başlığı sıradan bir başlık olmakla beraber benim ilgimi çeken nokta golleri atan oyuncuların adlarıydı.
Zira bundan 70 küsür yıl kadar önce ari ırk yaratmak amacıyla tarihin en büyük soykırımını yapan Hitler geldi aklıma haberi okuyunca. Célia Okoyino da Mbabi ve Fatmire Bajramaj. Kemikleri sızlamıştır Führer'in heralde. Beyaz ve sarışın bir ırk yaratmaya çalışılan bir toplumda golleri Afrika ve Farsi kökenli iki bayan atıyor.
Basketbolda Mithat Demirel oyun kurucu oluyor, Mehmet Scholl Bayern Münşen kaptanı oluyor, Mesut Özil "ulusal" takımı kurtaracak kişi olarak lanse ediliyor. Okulaja diye forvet bile vardı. Gerçi Rusya'nın basketbol ulusal takımının bay/ bayan kadrosuna Amerikalı gardlar giriyor ve bu sayede şampiyon olunuyorsa sporda küreselleşme doruk noktasındadır diye kolayca söyleyebiliriz.
Türk Milli Takımının bir oyuncusu Brezilya kökenli artık. Bir şekilde Türklük bağımız olan Özbek ya da Osmanlı menşeeli Boşnak değil. Biz de spordaki küreselleşmenin içine daldık gibi.
Ekonomide küreselleşmenin bir oyuncusu olmak için çabaladığımız şu dönemde, küresel ekonomik kriz G-20 ülkelerini kendi içlerine dönmeye ve ulusalcılığa yönelime zorlayabilir. Bunun spora yansıması nasıl olur, orta/ uzun vade etkilerini şimdiden kestirmek güç. Zaten sosyal bilimlerde kesin ve nihai saptamalar yapmak güç; ama Hitler sözüm sana: Beyhude uğraşmışsın be koçum.
saat 01.28. uykum da yok, okuyacağım haber de bitti internette. normalde uefa.com'a pek girmeyen ben, oraya bile girip haberlere göz gezdirdim. Zaten bu yazıyı oluşturma nedenim de uefa.com'da okuduğum bir haber.
Avrupa Bayanlar Futbol Şampiyonası Almanya- Norveç yarı final maçının başlığı sıradan bir başlık olmakla beraber benim ilgimi çeken nokta golleri atan oyuncuların adlarıydı.
Zira bundan 70 küsür yıl kadar önce ari ırk yaratmak amacıyla tarihin en büyük soykırımını yapan Hitler geldi aklıma haberi okuyunca. Célia Okoyino da Mbabi ve Fatmire Bajramaj. Kemikleri sızlamıştır Führer'in heralde. Beyaz ve sarışın bir ırk yaratmaya çalışılan bir toplumda golleri Afrika ve Farsi kökenli iki bayan atıyor.
Basketbolda Mithat Demirel oyun kurucu oluyor, Mehmet Scholl Bayern Münşen kaptanı oluyor, Mesut Özil "ulusal" takımı kurtaracak kişi olarak lanse ediliyor. Okulaja diye forvet bile vardı. Gerçi Rusya'nın basketbol ulusal takımının bay/ bayan kadrosuna Amerikalı gardlar giriyor ve bu sayede şampiyon olunuyorsa sporda küreselleşme doruk noktasındadır diye kolayca söyleyebiliriz.
Türk Milli Takımının bir oyuncusu Brezilya kökenli artık. Bir şekilde Türklük bağımız olan Özbek ya da Osmanlı menşeeli Boşnak değil. Biz de spordaki küreselleşmenin içine daldık gibi.
Ekonomide küreselleşmenin bir oyuncusu olmak için çabaladığımız şu dönemde, küresel ekonomik kriz G-20 ülkelerini kendi içlerine dönmeye ve ulusalcılığa yönelime zorlayabilir. Bunun spora yansıması nasıl olur, orta/ uzun vade etkilerini şimdiden kestirmek güç. Zaten sosyal bilimlerde kesin ve nihai saptamalar yapmak güç; ama Hitler sözüm sana: Beyhude uğraşmışsın be koçum.
02 Eylül 2009
SKY is the limit...
27 Nisan 2009
02 Nisan 2009
O'Sullivan
Snooker'ı babam sever bizde. O izliyorsa, oturur yanına izlerim. Olmadı denk geldikçe ancak izleyebiliyorum, öyle çok özel bir hevesim yok. İşte böyle denk gelişlerde izlemekten hazzettiğim iki oyuncu vardır. Biri Ronnie O'Sullivan diğeri de John Higgins.
Bugün denk geldiğim karşılaşma ise O'Sullivan ile Guodong arasındaki karşılaşmaydı. Uzun süredir ilk defa snooker izlerken böyle keyiflendim. Oyuna rahat başlayan ve ilk iki frame'de hiç zorlanmayan O'Sullivan, Guodong oyuna ısınıp yeteneklerini sergilemeye başlayınca biraz sıkıntı yapmadı değil. Sonuç olarak 5-3 kazandı ve son frame'de 100 barajını ıskaladı ama kolay bir mücadele olmadı kendisi için.
Uzun zamandır Snooker'da böyle zevkli bir mücadele izlememiş olduğumu belirtmiştim ama herhalde aldıkları galibiyetler sonrasında Pekin'deki Çin Açık'ta çeyrek finalde eşleşen O'Sullivan ve Higgins lafı ağzıma tıkacaklardır.22 Mart 2009
Şampiyon Arkas
05 Mart 2009
Fesupanallah

Adidas NBA ürünlerini aldığından beri Nike ile pek aram kalmadı. Her ihtiyacım için önce Adidas'a gider oldum, ama arada Nike'a da uğrar pek bir şeyler almasam da aranır bakınırıdım. Beyoğlu Nike'ta şu vitrini gördüm, artık kapısından içeri girmem. Neyin peşindesin Nike. Asıl sen neyin peşindesin be Volkan.
16 Şubat 2009
Douglas McGiven Türkiye'dir!
Kız kardeşim geldi İstanbul'a... Annemle beraber gel dedim ama annem rahatsızlanmış biraz, kardeşimi yolladı. Akşam üstü gibi aldım onu terminalden, eve geldik. Yorgundu biraz; "İstersen duş al..." dedim. "Yat uyu sonra. Kız arkadaşım gelince uyandırırım gece, tanışırsınız hem. Geldiğinden haberi yok, sürpriz olacak..."
Tamam abi, dedi. Duşunu aldı ve yattı...
Sezin gece on sularında gelmiş, mutfakta yemek yapıyordum duymadım. Ta ki ana avrat söve söve mutfağa girene kadar. Kardeşimi görmüş yatakta uyurken, onu aldatıyorum zannetmiş. Lafa bir türlü girip açıklayamadım ki, sürekli bir şeyler saydırıyor. Zaten sonunda da kapıyı vurup gitti.
Geçenlerde Kadıköy'de gördüm onu tamamen şans eseri. Beşiktaş'a geçmek için iskeleye doğru gidiyordum. Jetonu aldım, gişeden geçerken kalabalığın arasında gördüm. Bir erkekle kol kola... Hatırlıyorum, ağız dolusu laf ettim. Çok kırıldı, önce ona danışmam ve eğer tepki göstereceksem ondan sonra göstermem gerektiğinden falan bahsetti. Amcasının oğluymuş, ne bileyim. Bilemem tabi, teyid edilene kadar da somurtmaya devam ettim.
Artık bunun intikamı mıydı yoksa işine öyle geldiğinden miydi bilemem ama sonuç olarak açıklamama bile izin vermeden çıktı, gitti işte bir ton küfür ve laftan sonra.
Tamam abi, dedi. Duşunu aldı ve yattı...
Sezin gece on sularında gelmiş, mutfakta yemek yapıyordum duymadım. Ta ki ana avrat söve söve mutfağa girene kadar. Kardeşimi görmüş yatakta uyurken, onu aldatıyorum zannetmiş. Lafa bir türlü girip açıklayamadım ki, sürekli bir şeyler saydırıyor. Zaten sonunda da kapıyı vurup gitti.
Geçenlerde Kadıköy'de gördüm onu tamamen şans eseri. Beşiktaş'a geçmek için iskeleye doğru gidiyordum. Jetonu aldım, gişeden geçerken kalabalığın arasında gördüm. Bir erkekle kol kola... Hatırlıyorum, ağız dolusu laf ettim. Çok kırıldı, önce ona danışmam ve eğer tepki göstereceksem ondan sonra göstermem gerektiğinden falan bahsetti. Amcasının oğluymuş, ne bileyim. Bilemem tabi, teyid edilene kadar da somurtmaya devam ettim.
Artık bunun intikamı mıydı yoksa işine öyle geldiğinden miydi bilemem ama sonuç olarak açıklamama bile izin vermeden çıktı, gitti işte bir ton küfür ve laftan sonra.
Bir hafta boyunca hiç konuşmadık. Daha sonra zehir zemberek bir mesaj atmış onu hayal kırıklığına uğrattığıma ve onda sebep olduğum yıkıntılara dair. İlişkimiz için ne kadar çok çaba sarfettiğinden falan bahsetmiş. Buluşalım, dedim. Buluşalım ve yüz yüze konuşalım bunları...Kardeşim de etkilendi tabi olanlardan, iki gün kaldı geri döndü Adapazarı'na... Biz de Sezin'le ertesi gün Papermoon'da yemek yiyip olanları konuşmak için sözleşmiştik. Biraz ondan, biraz da kardeşimin suçu kendinde bulmasından ötürü üzgün olduğumdan erken yattım o gece.
***
Yemek siparişlerimizi verdik, bir şişe kırmıza şarap istedik. Bunun akabinde fırtına kopacağı belliydi zaten. Sözde sırıtıyorduk garsona aslında; "Ben de Penne Arabiatta alayım ehehe" derken. Birazdan patlayacaktık birbirimize...
- Evet, anlat bakalım konuşmak isteyen sensin...
Yemek siparişlerimizi verdik, bir şişe kırmıza şarap istedik. Bunun akabinde fırtına kopacağı belliydi zaten. Sözde sırıtıyorduk garsona aslında; "Ben de Penne Arabiatta alayım ehehe" derken. Birazdan patlayacaktık birbirimize...- Evet, anlat bakalım konuşmak isteyen sensin...
- Bak kızım bir McGiven'ın olgun duruşunun katkılarıyla filizlenen ve yükselen bu gönül paylaşımı ne yazık ki tarafından benim aleyhime kullanılarak bugünlere gelinmiştir. Benim ilişkimizdeki kaosu önlemeye yönelik çabalarım ve bu ilişkinin birleştirici unsuru olma adına gösterdiğim anlayış kendi aleyhime haksızlıklara yol açacak kadar tarafından deformasyona uğratılmıştır. 'Douglas nasılsa sesini çıkarmaz...' diye düşünüp benim üzerime oyunlar oynamaya kalkışmak Douglas'ın gücünü hafife almaktır. O kız benim öz be öz kardeşimdir!
- Nasıl ya? Gerçekten mi?
- Ne sandın? Ben haksız yere ve komik gerekçelerle cezalandırılırken senin yanlışlarının yanına kâr kaldığı gibi asıl ceza görmesi gereken kişi olan senin ise bana karşı hata yapmanın bedelini ödüllendirilerek almaya başladığını görüyorum. Bunda en büyük pay benim alttan alıp hep susuyor olmam.
- Zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışma hemen! Sen beni kuzenimle gördüğünde şu yaptıklarımdan daha azını yapmamıştın. Hatırlatmak isterim!
- Tamam da unutma ki bugüne kadar bu ilişkide çıkan tüm kavgalarda en az sorun çıkaran bendim. Benim ilişkimiz adına sergilediğim ahlâk ve anlayış çerçevesindeki duruşum hiçbir şekilde değişmemiştir. Hâl böyleyken sana soruyorum; 'Sende ne değişmiştir ki bu ucuz laflar, tepkiler şimdi havada uçuşmaktadır!?' Bu tartışmaların sonunda görülen çifte standart, iyi niyetimi pasifize etmek için gösterdiğin çabalarının arkasında hep soru işaretleri bırakmıştır.
- Sapıttın mı sen Doug? Ne diyorsun Allah aşkına? Nereden okudun bunları da acayip acayip konuşuyorsun?
- Lafımı bölme! İlişkimiz boyunca gerçekçi hiçbir yapıcı ve onarıcı ve hamle atağına kalkışmayan, somut bir faaliyet girişiminde bulunmayan, en kötü anlarda yanında oluşlarıma seyirci kalan ve bu nedenle kalbimin defalarca kırılmasına yol açan sen! Sadece ciddiyetsiz ikili ilişkilere dayalı düzeninde Douglas gerçeğini gözardı edemezsin anlıyor musun?!
- Aa yeter ama saçmalıyorsun! Gidiyorum ben!
- Git, Douglas McGiven Türkiye'dir! Başkasını bulurum!
- Nah bulursun!
- Ebedi ve ezeli aşkım Sezin; iyi ki varsın! İlişkimiz bitiyor olsa da bu dostluk yüz yıllar boyunca sürsün!
- Temennilerin için teşekkür ederim. Yaptığın bu ağır haksızlıktan sonra kendimi bu ilişkiden çekiyorum! Görüşmek üzere!
Beyaz mendili attı ve gitti. Hesabın bana kalmış olmasını bir kenara koyuyorum... Oracıkta ilişkimiz bitti. Ama elbette bu yoğunluğu yadsınamayacak bir alışkanlık. Uzun süreli bir ilişki yaşıyorsan ve bunu aynı evde yaşama aşamasına kadar ilerlettiysen bu alışkanlığın tarifini yapmak inanın çok zor, yaşayan bilir.
- Nasıl ya? Gerçekten mi?
- Ne sandın? Ben haksız yere ve komik gerekçelerle cezalandırılırken senin yanlışlarının yanına kâr kaldığı gibi asıl ceza görmesi gereken kişi olan senin ise bana karşı hata yapmanın bedelini ödüllendirilerek almaya başladığını görüyorum. Bunda en büyük pay benim alttan alıp hep susuyor olmam.
- Zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışma hemen! Sen beni kuzenimle gördüğünde şu yaptıklarımdan daha azını yapmamıştın. Hatırlatmak isterim!
- Tamam da unutma ki bugüne kadar bu ilişkide çıkan tüm kavgalarda en az sorun çıkaran bendim. Benim ilişkimiz adına sergilediğim ahlâk ve anlayış çerçevesindeki duruşum hiçbir şekilde değişmemiştir. Hâl böyleyken sana soruyorum; 'Sende ne değişmiştir ki bu ucuz laflar, tepkiler şimdi havada uçuşmaktadır!?' Bu tartışmaların sonunda görülen çifte standart, iyi niyetimi pasifize etmek için gösterdiğin çabalarının arkasında hep soru işaretleri bırakmıştır.
- Sapıttın mı sen Doug? Ne diyorsun Allah aşkına? Nereden okudun bunları da acayip acayip konuşuyorsun?
- Lafımı bölme! İlişkimiz boyunca gerçekçi hiçbir yapıcı ve onarıcı ve hamle atağına kalkışmayan, somut bir faaliyet girişiminde bulunmayan, en kötü anlarda yanında oluşlarıma seyirci kalan ve bu nedenle kalbimin defalarca kırılmasına yol açan sen! Sadece ciddiyetsiz ikili ilişkilere dayalı düzeninde Douglas gerçeğini gözardı edemezsin anlıyor musun?!
- Aa yeter ama saçmalıyorsun! Gidiyorum ben!
- Git, Douglas McGiven Türkiye'dir! Başkasını bulurum!
- Nah bulursun!
- Ebedi ve ezeli aşkım Sezin; iyi ki varsın! İlişkimiz bitiyor olsa da bu dostluk yüz yıllar boyunca sürsün!
- Temennilerin için teşekkür ederim. Yaptığın bu ağır haksızlıktan sonra kendimi bu ilişkiden çekiyorum! Görüşmek üzere!
Beyaz mendili attı ve gitti. Hesabın bana kalmış olmasını bir kenara koyuyorum... Oracıkta ilişkimiz bitti. Ama elbette bu yoğunluğu yadsınamayacak bir alışkanlık. Uzun süreli bir ilişki yaşıyorsan ve bunu aynı evde yaşama aşamasına kadar ilerlettiysen bu alışkanlığın tarifini yapmak inanın çok zor, yaşayan bilir.
Öyle esip gürlüyoruz işte birbirimize ara sıra ama işimize gelen çok fazla şey olduğundan genelde sesimizi çıkarmıyoruz. Bin defa ayrıldık, bin defa da geri döndük birbirimize. Her zaman aynı şey her geri dönüşün sonunda; "Bir daha hiç ayrılmayalım, birbirimize hiç bağırmayalım sevgilim..." Olmuyor tabi, olmayacağını bile bile demeden de olmuyor. Acayip bir ritüel...Belime sarıldı oturduğumuz koltukta... Televizyonu açtım, dizimiz başlayacaktı. Reklamlar dönüyor... Calgon farklı adamlar ve farklı mağdurlar ile aynı ürünü tanıtıyor, Molfix ilk çıktığında da sızdırmıyordu yeni ürünü beşbin kat daha fazla sızdırmıyor, Orkid desen almış başını gitmiş. Sızdırmamanın kitabını yazmış ama hâlâ reklam çekiyor. O kadar ayrılıp barışıyoruz ama her şey sonunda hep aynı kalıyor, bıraktığımız gibi. Kazanan mı oluyoruz gerçekte yoksa kaybeden mi? diye düşündüğümde cevap bulamıyorum net olarak ama şunu iyi biliyorum ki bu ne ilk, ne de son olacak. Bu ilişki nihayete kavuşmadıkça ya da biraz da kendimize bakıp birbirimize karşı daha anlayışlı olmadıkça bu yaşanmaya devam edecek.
Yazar Burada Ne Anlatmış:
denemeler,
futbol,
spor,
Türk futbolu
03 Şubat 2009
Yeni İkon
Yeni İkon diye bahsettiğim kişi LeBron James. Kendisinin Nike tarafından Chalk diye reklam haline getirilmiş her maçtan önce yaptığı ritüel de üstte resmedilmiş durumda. Yazının LeBron ile alakası da aşağıda.
Dün akşam belki biliyordunuz SuperBowl XLIII vardı. Maçın ilk yarısını izleyebildim; 100 yardlık interception(1) touchdown (2)'ı görebilmeye nail oldum. Bunun interception touchdown olması bir kenara 110 kg'lık bir adam tarafından 100 yard, yani stadın end zone(3) ları hariç tümü, koşulması bayağı ilginçti. Bayağıdır uzak kaldığımdan sayıyı yapan adamı bilmiyordum, şu anda da adını yazmak istemiyorum girdi ile pek bir alakası olmadığından merak edenler google'a yazıp bulabilirler.
Maçı kazandıran touchdown'ı yapan arkadaşın adı Santonio Holmes. Popularitesi hakkında bir bilgim yok, oyunculugunu da arastırmadım. Ama sonuç olarak kendisi Amerikan Futbolu final maçının MVP'si. NFL'de kimi wide receiver (4)'lar sayı yaptıktan sonra sevinme ritüelleri yaparlar. Santonio Holmes'un sevinme ritüelini aşağıda görebilirsiniz. Videosunu da muhtelif sitelerden bulabilirsiniz.
Daha herhangi bir MVP'liği, şampiyonluğu olmayan bir adamın başka bir sporun MVP'si tarafından bir şekilde taklit edilmesi, LeBron'un Yeni İkon olarak artık resmen adlandırılabileceğimizi göstermiştir. Kutlu olsun.
NOTLAR:
(1) Oyun kurucunun, pas olarak attığı topun savunma oyuncusu tarafından yere düşmeden tutulması sanatı. Top çalmanın biraz daha değişiği.
(2) Hücum eden tarafın koşarak veya pası tutan oyuncunun topun kontrolünü sağladıktan sonra iki ayağının birden end zone (3)'a basmasıyla oluşan 6 puanlık sayı.
(3) Girildiğinde sayı olan yer olarak kabaca tarif edebiliriz. Genelde takımların adları yazar. Daha ayrıntıları da var; ama bu girdi için bu kadar tanım yeter.
(4) Oyun kurucunun pas oyunlarındaki ilk hedef. Genelde dışta olanlara verilen ad.
02 Şubat 2009
Michael Phelps
Pekin olimpiyatlarında 8 altın madalya alarak kırılması güç bir rekora imza atan Phelps geçtiğimiz gün nargileden esrarı çekerken görüntülenmiş... Tabii daha sonra bu görüntüler için özür dilemiş fakat testi kırıldı zaten. Yapan rekortmen yüzücü olunca kirli çamaşırlar derhal ortaya dökülüyor. Atina olimpiyatlarından sonra yapılan bir kutlama dönüşü Phelps alkollü araç kullanırken yakalanmıştı...
18 Ocak 2009
Respect the game!
Linkte Amerika'da yaşanmış garip ancak bizim ülkemiz için oldukça tanıdık olan bir olayın ardından çıkan haber var. Amerika'nın neden basketbolun beşiği olduğunu, neden bu kadar başarılı olduklarının nedeni yazıyor aslında haberde. Biz de olsa koç koçluğu, topçu topçuluğu bırakırdı.
Haberin öznüden bir alıntı:
"A Greeley girls basketball team prevented a league opponent from scoring a single field goal Tuesday night en route to a 94-1 victory."
"I've had 100 points scored on me before, and I think it's important to respect the game and to respect your opponent," Frontier Academy head coach Nathan Buxman said this morning in a phone interview. "We show the most respect for our opponents by continuing to play hard."
"A Greeley girls basketball team prevented a league opponent from scoring a single field goal Tuesday night en route to a 94-1 victory."
"I've had 100 points scored on me before, and I think it's important to respect the game and to respect your opponent," Frontier Academy head coach Nathan Buxman said this morning in a phone interview. "We show the most respect for our opponents by continuing to play hard."
09 Ocak 2009
Kawasaki Moto GP'de Yok !!!
Kawasaki 2009 yılı için Moto GP'de yarışmayacağını açıkladı. Sebebi tabiikide "bizi etkilemeyen" ekonomik kriz.."Kawasaki Heavy Industries Ltd announced today that it has decided to suspend its factory MotoGP racing activities from the 2009 season," the statement read.
"In a quick-changing business environment, Kawasaki has been promptly taking countermeasures to cope with the situation.
"As the world economy is not likely to recover in a short period due to the major impact of the financial crisis, Kawasaki decided to suspend its MotoGP racing activities from 2009 season onward and reallocate management resources more efficiently."
27 Aralık 2008
Spor Bayramı
Malumdur ki NBA için Christmas sezonun en önemli günlerinden biridir. Her zaman normal sezonun en sağlam maçları bugüne özel olarak takvime yerleştirilir. Geçtiğimiz son bir kaç sene Kobe-Shaq ikilsinin maçları veriliyordu ancak bu sene geçen sezonun final serisinde yeniden alevlenen Boston -rival- Los Angeles mücadelesi kondu programa. Bunun yanında batıda Spurs ve Suns cebelleşti bütün Amerika için parkede.Bu uygulamanın bir benzeri de Premier lig için mevcut. Christmas'ın hemen ardından gelen gün olarak kabul edilen Boxing Day geleneği aynen NBA'de olduğu gibi Premier ligde de sahada kutlanıyor. İngiltere'de resmi tatil olan Boxing Day'e Premier ligin maçları konuyor. Bir gün içinde 10 karşılaşma oynanan ligin bu geleneği öyle sağlam ki, haftasonu yeni bir hafta daha oynanacak olmasına rağmen bu tatil günü boş geçilmiyor. Yani bir iddaa profgramında 20 İngiltere Premier Ligi maçı var bu hafta. Futbolcular 2 gün ara ile maç yapacakları için hiç hargür çıkarmıyorlar.
Muhakkak daha da örnekleri vardır bu uygulamanın. Benzerinin Afrika'da falan bile olması beni şaşırtmaz. Bu uygulamanın asıl amacı elbetteki tatil gününde insanları sahalara ve televizyon başına çekmek ve bu anlamda piyasaya günlük bir hareketlilik getirmek. Çünkü insanlar tatil günlerinde sporla daha iyi ilgilnebiliyorlar. Lig maçlarının haftasonları yapılması da bunun bir göstergesi olsa gerek. Ama bazı kurum, kuruluş ve şahısların bu gelenekten rant sağlamasından çok bu kültürün en çok taraftara yaradığını görmek işin asıl sevindirici yanı. Amerika'daki bir NBAseverin Christmas Day maçlarından aldığı keyfi ve ona olan bağlılığı herkes tarafından bilinir. Hatta Christmas Day'i "NBA'de normal sezonun orgazm olduğu gün" olarak tanımlayabiliriz.Gelelim bizim ülkemize. Lig maçlarının haftasonları yapılmasına şükrederek başlamakta fayda var. Zira onu bile özenebilirdik. Onun dışında resmi tatil olan bir güne her sene çifte derbi koyulmasını isteyebilirdim. Mesela Galatasaray - Fenerbahçe, Trabzonspor - Beşiktaş maçları aynı gün oynanabilir. Gün olarak da 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı seçilebilir. Sadece futbol için değil diğer branşlarda da bu tarz yenilikler denenebilir. Dünya üzerinde belki de Spor Bayramı olan tek ülkeyiz. Bilemedin 3-5 tane benzeri vardır. Ama biz bunu malesef pek de spor açısından değerlendiremiyoruz.
NBA ve Premier Lig kendi alanlarında en iyiler ve bu tarz gelenekler sayesinde belli yerlere geldiler. Bu açıdan bakıldığında ülkemiz için de benzer bir uygulamanın oldukça faydalı olabileceğini düşünüyorum. Elbette ki efendi gibi derbiler olması şartıyla... Sonra 19 Mayıs, 1 Mayıs'a benzemezin.
20 Aralık 2008
Robson "Robinho" de Souza
Robinho nihayet arabasına kavuşmuş, 170.000 (yazı ile yüzyetmişbin) pound karşılığında yeni bir Gallardo edinmiş... Böylesini kullanmak tabii ki Gençsubaylar'ın değil Robinho'nun hakkı fakat ilginç olan PL'in en pahalı futbolcusunun belediye otobüsünde görülmesiydi. Sen haftada 160.000 Pound harçlık!!! al sonra otobüse bin... Kimden neyi saklıyorsun Robson ?
16 Aralık 2008
Babam, Ben ve Spor
Haftasonu uzun zamandır beklediğim Tottenham - Manchester Unidet maçı vardı. Öyle ki izleyebilmek için çanak anteni, adını ilk kez duyduğum uydulara doğru çevirdim çanakçıyla. Apartmanın ortak uydusuydu, izleyebilmek için hazırdı ekipmanlarım. Maç saatine dikkat etmemiştim ama akşamüstü olsa gerek diye düşündüm. Çok güzel bir 90 dakika beni bekliyordu. Sonra maç sabahı internete girdim, tam saatini öğrenmek için maçın. Maç 19:30'daydı. Güzel ve oldukça içten bir hassiktir çektim. Babam o saatte evde akşam haberlerini izlerdi kesin. Evde başka televizyon vardı ama onlara geçemezdim. Ayarlanmamıştı hiçbiri, ayarlanacak donanımları da yoktu zaten.
Sanki babam asan kesen, hiçbir bok izletmeyen bir adam gibi oldu ama spor anlamında öyle sayılabilir. Milli maçlar dışında hiçbir maça itibar etmez, açık oturum programlarında yapılan laf kalabalığının içinde kaybolmayı tercih eder. Şunu da anlatmalyım: Pivot dergisine yazmaya başlamıştım, dergi kapanmadan önceki son 10 sayı falandı. Dergi çıktı, heyecanla gidip aldım bayiden sabahın erkeninde, pazar günüydü. Eve geldim, branch havasındaki pazar kahvaltılarımızdan birine başlıyorduk. Çıkardım dergiyi gösterdim babama. Babam alıp bakmadı dergiye. Tepkisi "Seni İstanbul'a dergilere yaz diye yollamadık. Asıl işini yap yeter." oldu. Ailemle yaptığım pazar kahvaltılarını hayatta bir çok şeye değişmem. Öyle büyüktür o kahvaltıdan aldığım haz ama o günkü kahvaltı belki de geçirdiğim en boktan pazar kahvaltısıydı.
Belki de ilk kez dinlemedim babamı adam gibi. Onun onaylamadığı bir olayın peşinden gittim ısrarla. Bu ısrarımın en büyük destekçisi de içinde bulunmaktan büyük gurur ve huzur bulduğum çok sevgili batug.com ailesinin güzelliği oldu. Çok kapılar açıldı sonra, çok iyi dostlarım oldu. Çok nane muhabbetler ettik editör yardımcısı ve yazar arkadaşlarla alkoller eşliğinde.
"Seko lan, sen topçuların karılarını incele."
"Çok sevdik be Gani..."
Maç saati yaklaştı. Babamla yalnızdık evde, tabi ki haberler açık. Arada durup durup politik yorumlar gelir oldu babamdan: "Çarşaf işi Baykal'ı götürür." Sonra çok az bir umutla istedim kumandayı. Maç başlayacaktı bir bakayım dedim çekinerek. Önce duymadı ya da duymamazlıktan geldi. Sonra bir daha istedim. Bu sefer karşı koltuktan attı kumandayı, doğruldu ve gömleğinin cebinden sigara çıkartıp yaktı. Ben de o ara hemen açtım maçı. Başlayalı 4-5 dakika olmuştu. Her maçın başında yaşanan o maça ısınma evresi sahadakiler için bitmişti. Haliyle ben de direk daldım olaya, maçın bana verdiği zevk had safhada.
Babam da doğruldu ağzındaki sigarayı eline alıp. Kimin maçı bu dedi. Söyledim, arkasından da Ronaldo'yu gösterdim. En iyi topçu seçildi dedim. At gibi zaten diyerek cevap verdi. Maçı izledik sonra babamla. Hayatımda bir ilk gerçekleşiyordu. İlk kez babamla taraftarlık adına değil de spor adına bir maç izliyorduk. En azından babam benim için izliyordu. Arada bir sıkılmadığını göstermek için yorum yapıyordu. Çok fazla ilgilenmediği için futbolla bilmezdi maça dair yorum yapmayı. O yüzden maçın dışındaki olaylar hakkında yorum yaptı. Oyuncularda hiç itiraz yok ama, stadyum da güzelmiş, herkes oturarak izliyor maçı, arada da hiç tel örgü yok çok yakınlar sahaya gibi bir kaç yorum yaptı. İnşaat mühendisi babam, ondan dolayı da stadyumun yapısal öğelerine daha çok takıldı. Çok yağmur yağıyordu o sıra Londra'da, bir ara zeminde hiç su birikmemesine şaştı ve konuyu kendince irdeledi.
Sonra maç bitti. Hiç gol olmadı ama pozisyon zenginliği vardı. Babam memnun kalmış gibi görünüyordu, yüzü öyle gibiydi en azından. Ama maçtan dolayı değil, benim onunla maç izlememden aldığım hazdan dolayı memnundu. Çok açıktı, spor anlamında ciddi girişimler yapıp ciddi sonuçlar almamı sallamayan babam, bu haftasonu benimle belki de içimde kalan ve en çok yapmak istediğim şeyler arasında oldukça üst sıralarda olan şeyi yaptı.
Hiç tatmadığım duygular ile bitirirken maçı anladım ki insanın babasıyla maç izlemesi, spor konuşması, spor yapması hakikaten çok büyük bir zevk. Babası benim babam gibi olmayan, yani sporla oldukça içli dışlı babaları olan arkadaşlarımın baba-oğul spor anılarını dinlerken anlamazdım hiç bu üçlünün bu kadar içten, bu kadar etkili olduğunu.
Biliyorum, artık koca adam oldum ve babamla spor anlamında asıl geçirmem gereken zamanları geçiremeden büyüdüm. Eve ayda bir falan gidebiliyorum. Ancak bayramlarda seyranlarda 4-5 gün üst üste görüşebiliyoruz. Yani yıllarca her şairin, her yazarın kelimelerinde isyan ettiği hayatın acımasız gerçekleri ile ben de karşı karşıyayım. En azında az da olsa, geç de olsa bazı duyguları bugün tatmak beni oldukça rahatlatıyor. Bir daha böyle şeyler yaşamayacak oluşum bile bu rahatlığımı bozamıyor. Oysa açgözlülük hepimizin içindeki duygu, bir daha bir daha istemek. Ama ben bu isteğimin bir kez bile gerçekleşmesinden dolayı, o gün o maçı benimle birlikte sabırla izlediği için babama çok teşekkür ederim.
Diyeceğim şu ki; babam, ben ve ekranda izlediğimiz sağa sola savrulan bir top, ailece yaptığım pazar kahvaltısından bile güzelmiş. Kendi oğlumla izleyeceğim maçların tadını alana kadar pazar kahvaltısına değişebileceğim tek şey bu.
Not: Kendi babamın yanında Batug.com eşrafının büyük babası rahmetli Alparslan Evcimen'e, abimiz Batuğ Evcimen'e yaptığı spor babalığından dolayı ve bulunduğumuz ortamın hazırlanmasındaki yardımlarından dolayı teşekkür eder, kendisine saygılarımı borç bilirim. Toprağı bol olsun.
Sanki babam asan kesen, hiçbir bok izletmeyen bir adam gibi oldu ama spor anlamında öyle sayılabilir. Milli maçlar dışında hiçbir maça itibar etmez, açık oturum programlarında yapılan laf kalabalığının içinde kaybolmayı tercih eder. Şunu da anlatmalyım: Pivot dergisine yazmaya başlamıştım, dergi kapanmadan önceki son 10 sayı falandı. Dergi çıktı, heyecanla gidip aldım bayiden sabahın erkeninde, pazar günüydü. Eve geldim, branch havasındaki pazar kahvaltılarımızdan birine başlıyorduk. Çıkardım dergiyi gösterdim babama. Babam alıp bakmadı dergiye. Tepkisi "Seni İstanbul'a dergilere yaz diye yollamadık. Asıl işini yap yeter." oldu. Ailemle yaptığım pazar kahvaltılarını hayatta bir çok şeye değişmem. Öyle büyüktür o kahvaltıdan aldığım haz ama o günkü kahvaltı belki de geçirdiğim en boktan pazar kahvaltısıydı.
"Seko lan, sen topçuların karılarını incele."
"Çok sevdik be Gani..."
Maç saati yaklaştı. Babamla yalnızdık evde, tabi ki haberler açık. Arada durup durup politik yorumlar gelir oldu babamdan: "Çarşaf işi Baykal'ı götürür." Sonra çok az bir umutla istedim kumandayı. Maç başlayacaktı bir bakayım dedim çekinerek. Önce duymadı ya da duymamazlıktan geldi. Sonra bir daha istedim. Bu sefer karşı koltuktan attı kumandayı, doğruldu ve gömleğinin cebinden sigara çıkartıp yaktı. Ben de o ara hemen açtım maçı. Başlayalı 4-5 dakika olmuştu. Her maçın başında yaşanan o maça ısınma evresi sahadakiler için bitmişti. Haliyle ben de direk daldım olaya, maçın bana verdiği zevk had safhada.
Babam da doğruldu ağzındaki sigarayı eline alıp. Kimin maçı bu dedi. Söyledim, arkasından da Ronaldo'yu gösterdim. En iyi topçu seçildi dedim. At gibi zaten diyerek cevap verdi. Maçı izledik sonra babamla. Hayatımda bir ilk gerçekleşiyordu. İlk kez babamla taraftarlık adına değil de spor adına bir maç izliyorduk. En azından babam benim için izliyordu. Arada bir sıkılmadığını göstermek için yorum yapıyordu. Çok fazla ilgilenmediği için futbolla bilmezdi maça dair yorum yapmayı. O yüzden maçın dışındaki olaylar hakkında yorum yaptı. Oyuncularda hiç itiraz yok ama, stadyum da güzelmiş, herkes oturarak izliyor maçı, arada da hiç tel örgü yok çok yakınlar sahaya gibi bir kaç yorum yaptı. İnşaat mühendisi babam, ondan dolayı da stadyumun yapısal öğelerine daha çok takıldı. Çok yağmur yağıyordu o sıra Londra'da, bir ara zeminde hiç su birikmemesine şaştı ve konuyu kendince irdeledi.
Hiç tatmadığım duygular ile bitirirken maçı anladım ki insanın babasıyla maç izlemesi, spor konuşması, spor yapması hakikaten çok büyük bir zevk. Babası benim babam gibi olmayan, yani sporla oldukça içli dışlı babaları olan arkadaşlarımın baba-oğul spor anılarını dinlerken anlamazdım hiç bu üçlünün bu kadar içten, bu kadar etkili olduğunu.
Biliyorum, artık koca adam oldum ve babamla spor anlamında asıl geçirmem gereken zamanları geçiremeden büyüdüm. Eve ayda bir falan gidebiliyorum. Ancak bayramlarda seyranlarda 4-5 gün üst üste görüşebiliyoruz. Yani yıllarca her şairin, her yazarın kelimelerinde isyan ettiği hayatın acımasız gerçekleri ile ben de karşı karşıyayım. En azında az da olsa, geç de olsa bazı duyguları bugün tatmak beni oldukça rahatlatıyor. Bir daha böyle şeyler yaşamayacak oluşum bile bu rahatlığımı bozamıyor. Oysa açgözlülük hepimizin içindeki duygu, bir daha bir daha istemek. Ama ben bu isteğimin bir kez bile gerçekleşmesinden dolayı, o gün o maçı benimle birlikte sabırla izlediği için babama çok teşekkür ederim.
Diyeceğim şu ki; babam, ben ve ekranda izlediğimiz sağa sola savrulan bir top, ailece yaptığım pazar kahvaltısından bile güzelmiş. Kendi oğlumla izleyeceğim maçların tadını alana kadar pazar kahvaltısına değişebileceğim tek şey bu.
Not: Kendi babamın yanında Batug.com eşrafının büyük babası rahmetli Alparslan Evcimen'e, abimiz Batuğ Evcimen'e yaptığı spor babalığından dolayı ve bulunduğumuz ortamın hazırlanmasındaki yardımlarından dolayı teşekkür eder, kendisine saygılarımı borç bilirim. Toprağı bol olsun.
12 Aralık 2008
Bayram abi! Öbür tarafa çevir bir de uyduyu, öyle bakalım...
Uzunca süredir tatildeyiz malumdur ki. Ben de bu tatili her ne kadar önümüzdeki pazartesi günü gireceğim akışkanlar mekaniği sınavının gölgesinde geçirsem de boşluktan faydalanıp spora doymak için de elimden geleni yapıyorum.
Mesela, uzun süredir görüşmediğim arkadaşlarımla halı saha ayarlama çabaları dahilinde yaptığım telefon görüşmeleri yüzünden kontörler katlediyorum ve 9 günlük tatilin çoğunu geçirmiş olmama rağmen halı saha konusunda bir dirhem yol alamıyorum. 4'erden tek pota maç yapalım diyerekten adam buluyorum, ancak bu sefer de soğuk hava sebebiyle 2 top atabilcek pota-beton ikilisi bulamıyorum. Kapalı spor salonunun bekçisi tanıdık ama dayı bayramda köyüne gitmiş. Onu da bulamıyorum. Sonra anlıyorum ki bu bayramda herhangi bir topun peşinden koşamıcam. Vazgeçiyorum o yüzden...
Madem sahada ter atamadık televizyon başında sefa sürelim diyorum bu kez. Babam sağolsun ayda bilmem kaç YTL verip Lig tv bağlattı eve. Onun sayesinde haftada 3 tane lig maçı izleyebiliorum. Ama senelerdir bildiğimiz şeyler oldukları için farklı bir haz alamıyorum maçlardan. Canım İngiltere ligi çekiyor feci halde. Onu izleyemememi de kapitalist düzenin en son marifeti olarak tanımlıyorum.
Ha bu arada, lanetli olduğuna inandığım Juande Ramos'u Madrid'in başında görmek beni oldukça şaşırttı. Toşak hoca bile zamanında daha makuldu. Belki de Premier Lige pek alışamadı. O açından Barça maçı ekstra bir merak uyandırıyor herkeste. Zenit maçı Ramon için bir kıstas değildi kesinlikle. Bakalım 3'ten az yiyebilcekler mi Nou Camp'ta?
Mesela, uzun süredir görüşmediğim arkadaşlarımla halı saha ayarlama çabaları dahilinde yaptığım telefon görüşmeleri yüzünden kontörler katlediyorum ve 9 günlük tatilin çoğunu geçirmiş olmama rağmen halı saha konusunda bir dirhem yol alamıyorum. 4'erden tek pota maç yapalım diyerekten adam buluyorum, ancak bu sefer de soğuk hava sebebiyle 2 top atabilcek pota-beton ikilisi bulamıyorum. Kapalı spor salonunun bekçisi tanıdık ama dayı bayramda köyüne gitmiş. Onu da bulamıyorum. Sonra anlıyorum ki bu bayramda herhangi bir topun peşinden koşamıcam. Vazgeçiyorum o yüzden...

Aslında ben piyasanın en taşaklı medya patronlarından biri olsam dizileri paralı yaparım arkadaş. Binbir Gece, Yaprak Dökümü, Kurtlar Vadisi falan. Milli maçlardan bile daha çok reyting alıyor bu dalgalar. Ülkemizde İngiltere ligine ayda 80 küsür lira (tam olarak ne kadar bilmiyorum.) verebilcek kadar sporu seven, onu farklı platformlarda irdelemek isteyen kaç tane adam var ki. Eminim Ferhunde'yi, Polat'ı izlemek için para vermek isteyen daha çok insan bulunur memlekette.
Hayvanımsı sınav programımın başlamasından önce elimde kalan tek haftasonunda benim için sezonun en önemli 2-3 maçından biri olan Tottenham - Manu maçı var. Uyducuyla konuşup yarın elimden geleni yapıcam maçı izlemek için. Artık Arap kanalı mı olur ne olur bilmem, bu maçı izlicez başka yolu yok modundayım. Berbatov'un maç boyunca takınacağı yüz ifadesini, White Hart Lane'de Manu formasıyla duruşunu kaçıramam. Yine Juve-Milan ve Barça-Madrid maçları da oldukça heyecan veriyor burdan bakınca. Artık devre aralarında falan çalışırım sınava.
Ha bu arada, lanetli olduğuna inandığım Juande Ramos'u Madrid'in başında görmek beni oldukça şaşırttı. Toşak hoca bile zamanında daha makuldu. Belki de Premier Lige pek alışamadı. O açından Barça maçı ekstra bir merak uyandırıyor herkeste. Zenit maçı Ramon için bir kıstas değildi kesinlikle. Bakalım 3'ten az yiyebilcekler mi Nou Camp'ta?
Yazar Burada Ne Anlatmış:
Avrupa Futbolu,
futbol,
Premier League,
spor,
yaşam
18 Kasım 2008
Douglas'la: Olum Tutmaz Ama Tutarsa Var Ya...
Efendim malumunuz, bu hafta içi Dünya Kupası Elemelerinde tarrak gibi maçlar var. Hani haftasonu 1 maçtan- 2 maçtan yatanlar ya da parayı bulanlar ve hafta içine banko çakıp büyük paralar yatırmak isteyenler iple çektiler çarşamba gününü. Gel gör ki öyle bir fikstür çıktı ki "teamuağa goyyim yea bu ne!" denilesi, diyene hak verilesi. Hemen bu noktada ya tutarsa namlulu gerizekalı, sürprizin de sürprizi tutmayan kuponların ustası olarak bir el atmam gerektiğine karar verdik Gürkan'la. Daha doğrusu iğrenç tahminler yapmam için beni o zorladı, sonra da taslağa bakıp "Offf çok iğrenç lan ahahahaha" yazmayı bir görev bildi. Bugün sana ikinci selam yollayışım Gürkan, bu işte bir hinlik var. Neyse, bu iyiliği ilk ve son defa yapıyorum, tutarsa tuttu, tutmazsa hiç küfretmeyin bak. Gerçi oynayan olacağını sanmıyorum da, ya tutarsa? (İçini kurutur insanın bu ihtimal)Hazırlık maçlarını ayıptır söylemesi, siktir ederek başlıyorum efenim;
231 - Bahreyn & Avustralya
Grubunun en güçlü takımı olan, biraz kassa anca Japonların zorlayacağı Avustralya 1.90'lık oranı ile adeta, saçma sapan sürpriz yapma, bak oran da iyi gel bana bas, diyor. 2
232 - Birleşik Arap Emirlikleri & İran
Olum Arapların ne zaman birleşip de adam gibi bir şey yaptıkları görülmüş? Bi git çay demle ya! Geleni geçeni almışlar, şu maçlara bak... Bu ne ya? Muhattap bile olmuyorum hocam, bırak bırak! 2
241 - Katar & Japonya
Japonlar eskisi gibi değil, Katar'ın ne yenisini ne de eskisini bilirim. O yüzden hemen bir baktım da Japonlar harbi eskisi gibi değil, Katar evinde iyi gözüküyor, beraberliğe yatan bir takım görüntüsünde. Bundan mütevellit Katar taraftar desteğini de arkasına katar diyerek Fanatik Gazetesi espirisi yaptıktan sonra maçın berabere bitebileceğini öngörüyorum. Yok artık diyenlere ise çifte şans oynamalarını büyük bir hödüklükle öneriyorum. 1/0
242 - Suudi Arabistan & Güney Kore
Malumunuz, Kurban Bayramı geliyor. Kore'de ise bayram mayram yok şu aralar. Yedeklerle çıkacaktır bu yüzden Kore, Suudi Araplar ise bayram öncesi bir hediye için tam kadro klasik Ya Allah! dizilişiyle sahada olacaktır. Suudi Arabistan, ya kore ya berabere yaya toure diyerek aptal bir Fanatik/Uykusuzluk sentezi espiri sıçtıktan sonra... 1/0
262 - San Marino - Çek Cumhuriyeti
Gelelim beni Bakırköy'e sevk ettirecek olan karşılaşma ve onun tahminine. Çek Cumhuriyeti tarafının maçtan önce San Marino'nun yüksek tirajli gazetesi La Gazette Della Mella'ya yaptığı açıklamada "Size 2 avans, top bizden başlar" dediğini gördüm. Rakibi küçümsemenin futbol için ne kadar tu kaka bir durum olduğunu bir yana koyup San Marino'nun kendi sahasındaki maçlarına bakıyorum hep 2 fark. Çek tarafında ise Kuzey İrlanda deplasmanında 0-0 beraberlik, Polonya deplasmanında 2-1 yenilgi, kendi sahasında Slovenya karşısında 1-0'lık galibiyet. Klişe bir adam olmak istemiyorum ama, nasıl koyduysak kendilerine gelememişler. Çek Cumhuriyeti kazanmak ister, istemekle olmuyor tabi. Çekler 2 atar, onu da Davor Suker atar ve handikaptan ötürü maç berabere biter. 5,50'de oran, yazmayanı s.ksinler diyor adeta. Sürprizse sürpriz hocu. Perşembe günü La Gazetta Della Mella'da "Nasıl da Çektik oradan 3 puanı!?" başlığı görürseniz "Lan bu salak herif demişti aslında. Deliye malum olmuş" dersiniz. 1/0
Not: Harbi kontrolden çıktım ya, biri dur desin. Bu ne mnkym! 1'e 170 veriyor lan!
06 Eylül 2008
Suda Phelps, karada Bolt, havada Isinbayeva...
Nette gezinirken böyle bir cümle gördüm: "Suda Phelps, karada Bolt, havada Isinbayeva..."
Olimpiyatların kısa bir özeti olmuş sanki. Dün akşam da bu üçlüden ikisi, Bolt ve Isinbayeva yine altına uzandı Brüksel'deki Golden League'de. Usain Bolt 9.77 saniye ile, Yelena Isinbayeva ise 4.72 metre ile kazanmış. İki derece de Pekin'de kırılan Dünya rekorlarının altında. Belli ki rahat kazanılmış iki altın. Ha sormazlar mı adama, sanki Olimpiyatlarda çok zorlanarak mı kazandılar diye. Sormazlar heralde, çünkü o Olimpiyat, bu ise kıytırıktan bir Golden League.
Bu arada, o kıytırık dediğim Golden League'den de Pamela Jelimo 1 milyon Dolarlık jackpot ödülünü aldı. Ben de sözümü geri aldım.
Olimpiyatların kısa bir özeti olmuş sanki. Dün akşam da bu üçlüden ikisi, Bolt ve Isinbayeva yine altına uzandı Brüksel'deki Golden League'de. Usain Bolt 9.77 saniye ile, Yelena Isinbayeva ise 4.72 metre ile kazanmış. İki derece de Pekin'de kırılan Dünya rekorlarının altında. Belli ki rahat kazanılmış iki altın. Ha sormazlar mı adama, sanki Olimpiyatlarda çok zorlanarak mı kazandılar diye. Sormazlar heralde, çünkü o Olimpiyat, bu ise kıytırıktan bir Golden League.
12 Ağustos 2008
Acaba ?!
0.08 Saniye...

In the days leading up to the 2008 Olympics, when asked about the United States team in the 4x100 meter relay race, Bernard said "The Americans? We're going to smash them. That's what we came here for".
2008 Olimpiyatları öncesinde, Fransızların dünya rekortmeni yüzücüsü Alain Bernard ABD'nin 4x100 metre bayrak yarışındaki takımı hakkında ne düşündüğü sorulduğunda, "Amerikalılar? Onları ezeceğiz. Bu yüzden buraya geldik" diyor.

ABD'nin son yüzücüsü Jason Lezak'ın 0.59 saniye önünde havuza giren Alain Bernard'ın ilk 50 metrede bu farkı 0.23 saniye daha açmasına rağmen Lezak, son metrelerde yaptığı atakla yarışı rakibinin 0.08 saniye önünde bitirdi ve ülkesine altın madalya, rakibine de bir adet iyisinden kapak hediye etti. Tabii böylece Phelps'in 8'de 8 altın hedefindeki belki de en önemli engel ortadan kalkmış oldu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





