gözümün seğir defteri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gözümün seğir defteri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Temmuz 2009

berege günlükleri



bu akşam cnbc-e ve e2 arasında diziler arasında gezinirken gözüme çarpan, konuyu ve tarihi inceleyişteki farklılık ilgimi çekti. chuck'ı izlediğimde duygusal yanı bir erkeğe göre oldukça ağır, konuşması bûluğ çağına yeni erişmiş bir kıza benzeyen karakter, diziye adını veriyor. chuck ın üniversitedeki kız arkadaşı da Jordana Brewster imiş dizide, son 2 bölüm itibariyle bundan haberdar olabildim. ara not: diziye bilmemkaçıncı sezonun nereden baksan 5. bölümünden başlamak da benim durumumdaki bir aylağa uygun.

emin değilim ancak chuck'a ilgi duyan ve zamanında aralarında bir şey geçmek üzere olan sarah, aynı zamanda Moon Light'ta da oynuyor. aylak dediysek de sarah yı kimin oynadığını bulmak için http://www.imdb.com/ u kullanmamazlık edecek değilim. yalnız www koymak başına zor geldiğinden çekirdek adresi yazdım. Bimemnere 1. Sulh Mahkemesi'nce yasaklı olduğunu öğrendim. www ile çalışıyor. ilginç. yeni paragrafa geçelim.


Beth Turner

yaptığım ufak bir araştırmadan sonra meğerse chuck'taki Sarah ile MoonLight'taki Beth aynı kişi değillermiş. Sarah'yı Yvonne Strahovski, Beth'i ise Sophia Myles canlandırıyor. Ben Yvonne'u ilk kez chuck da gördüm; ancak Sophia'yı bir yerden gözüm ısırıyordu. chuck diye düşünmüştüm; ama underworld serisindenmiş. her ne kadar Kate Beckinsale varken diğer oyuncular geri planda kalsa da... Beth ve Sarah nın resimleri..


Sarah whatever

chuck için yukarıda bahsettiklerim, MoonLight ın esas oğlanı St. Mick John için pek geçerli değil.

Resim zaten kendini anlatır nitelikte st.mick.john ın nasıl biri olduğuna dair. bir vampir olmasının bu durumda payını şahsen yadsımıyorum, hatta destekliyorum. ama vampir olmasına rağmen insan ırkına karşı sahip olduğu merhamet ile iyilik meleği rolünde. chuck ise iyi niyetiyle tüm olayları arap saçına çevirebilen bir çaylaklığından prim yapıyor.

Ara not 2: yazının buraya kadar olan kısmıyla, aşağıdaki resimden sonra yaptığım bağlama arasındaki bağlantı çok incedir, dikkatli olunuz.



bu iki dizi dışında bir de madmen'e tutulup izlemeye başladım. x'inci sezonun z'inci bölümünden. bayağı sağlam tutuldum anlayacağınız. yukarıdaki bayan January Jones, dizinin ana karakterlerinden Don Draper'ın eşini oynuyor dizide. diğer 2 dizideki sarışınlarla bayağı benzeşiyor ya da gecenin bir yarısında bana öyle geliyor.

neyse, ilk başta dikkatimi çeken kennedy'nin başkanlığı döneminde ('60 lar diye aklımda kalmış, bir yorum bırakırıverin değilse) iş yerlerinde içki de serbestmiş, sigara da. hatta günlük hayatta o kadar çok sigara içiliyormuş ki dedim kendime, yönetmen bunu seyirciye hissettirmek adına dizinin her yerine sigara sinmiş. birkaç görüntü koyarak yazıya görsellik ekleyeyim.





resimlerden 60 lar havasını almışsınızdır umarım. renkler, kıyafetler, saç stili, mobilyalar vs..

zamanında arkadaşın biri resim koy diye eleştiride bulunmuştu. şimdi de çok koydum gibime geldi. neyse bu da böyle bir yazı olsun.

yavaş yavaş yazıyı bir sonuca bağlamak gerekiyor. chuck daki sönüklüğü, madmen de eşi aldatma- iş yerinde içki- sağlıksız yaşam için gereken tüm unsurlar ile atabilirsiniz. hayatı sorgular hale gelebilir, böyle çalışılır mı lan? böyle içerek sigarayı ciğerlere bu sıklıkta çekerek ömrüm ne kadar olur diye sorgulayabilirsiniz. yeşilay'a yakınlık duyarsınız. moonlight için bir şey diyemeyeceğim, en azından hayat tarzı açısında; adam sonuçta vampir. yemiyor, içiyor bizim gibi. içkisi 0 Rh+, yemeği B negatif.

biliyorsunuz 19 temmuzda tüm kapalı alanlarda sigara içme yasağı ülkemizde yürürlüğe resmen giriyor. bu durumda devletin yaptırımcı yapısını irdelememe yardımcı oldu madmen. bundan 4 yıl önce yazdığım bir kompozisyonda Thomas Hobbes'un düşüncelerine şöyle değinmişim: "insanoğlu doğası gereği yıkımcıdır ve zorlayıcı bir güç olmadan, muhtemelen kimse için güvenlik veya ahlaki düzen mümkün olmayacaktır."

düşününce tarih boyunca insanoğlu, aktivitelerini ve/veya diğer bireylerle ilişkilerini kontrol etmesi adına hep kendinden daha ulu bir kuruma ihtiyaç duymuştur. devlet ve birey arasındaki sosyal mukavele bozulmadığı sürece, devletin bu yaptırımcı kuvveti genelin iyiliği için fena işlememiş sayabiliriz.

yani madmen deki ortamlardan günümüz çalışma ortamına en azından kavuşmuşuz. bundan sonra da tüm kapalı alanlarda duman solumak durumunda kalmayacağız. otobüs yolculuklarında sigara dumanından midemin bulandığı günleri hatırlarım, şu anki halimize bakınca kaydettiğimiz ilerlemeye şapka çıkartabilirim. dip not: dünya fenerbahçeliler günü ile sigarayı bırakma gününün çakışması da ayrı bir tesadüf.

sevgi, saygı vs.

04 Temmuz 2009

nihilism, ruslar , transfer piyasası

efenim, kimsenin günlüğe bi s.k yazmadığı şu sıralarda benim bir şeyler karalamak istemem ne kadar ironik geliyor bana sizlere anlatamam. ne yazacağım konusuna gelirsek gecenin şu saatinde hiçlik diye wikipedia'da aratıp okuduğum şeylerin alkollü kafayla pek anlaşılamadığına dair kısa birkaç replikten oluşacak.

Nietzsche veya Nitçze, şu meşhur God is Dead tişörtleriyle satış/ pazarlama harikası olan şahıs, Hiçlik olayının dibine vurmuş. Acayip yerlerden, değişik noktalardan ahlaki temellere atıta bulunarak varlığı/ yokluğu irdeliyor. Tengri'nin varoluşunu sorgulayıp, yok olduğu noktayı tayin ediyor. Açıkçası okuması ilginç bir kitap olabilir Nitçze biraderin kitabı; ancak o sabrı kendimde bulabilir miyim bilemiyorum.

Efenim, Nihilism'den aramalar yaparken o linkten bu linke tıkladım. Turgenev, Pushkin, Rus Çarları, Gogol'un ölümü- daha ne bileyim Dostoyevski falan diye bir yığın tıklamaya yer buldum. Anasını satayım ne derin bir dünya şu Rus Edebiyatı dedim kendi kendime. Bir s.k de bilmiyorum afedersiniz, ne yazsam ne etsem bulamadım. En azından bir öğüt olsun diye not alayım: Rus Edebiyatı'na ilgi gösterin, bayağı derin- acayip geniş. Hem belki kız falan tavlarsınız güney sahillerinde iki kelam ederseniz.

Rus edebiyatı nihilism derken aklıma ne hikmetse, zenci mi zenci Darius Vassel geldi. Ülkemizin güzide kulüplerinde Makine Kimya Endüstrisi Ankaragücü'ne 1 yılı seçmeli 3 yıllık anlaşmaya imza atmış kendisi. Bana göre tam bir menejerlik başarısı örneği bu transfer. Yoksa ne zikime gelsin Manchester City oyuncusu, Britiş Neyşnıl Pıleyır, Ankaragücü gibi takıma.(tık tık tık- kim o- öcü...)

ek olarak şunu söyleyeyim Kader Keita GS'ye geldi. Fener'im kampı başladı ne Güiza geldi, ne Alex geldi. Gerçi GS tarafında Lincoln'ün disiplinsizliği göze çarpıyor yine; fakat FB takımının Carlos'tan sonra en çok para alan oyuncularının bu kampa katılmamasına akıl sır erdirmek mümkün değil. Kov anasını satayım şu herifleri, zaten yerele yöneldin bu yıl. Bırak alsın millet Keita'yı, Vassel'i. Sen oynat Semih'i, Topuz'u. Hurmacı'yı Boral'ı. Geçmişe dönelim biraz, domestic service alalım anasını satayım. Satmayı ver forma falan a.k., birazcık taraftar olarak izlediğimiz futbolun çabasından keyif alalım.

acayip dağınık bir yazıya imzamı attım. hadi eyvallah.

04 Mart 2009

Bangır Bangır!

Her şeyi anlıyorum... Seçimler yaklaşıyor, laflar savruluyor, basına malzeme çıkıyor. Biri iktidara darbe vurmak istiyor, diğeri iktidara yalakalanıp muhaliflere giydiriyor. İktidar hepsini ezmek istiyor gibi senaryolar cirit atıyor etrafta... Hepsi başım üstüne, ilgiyle okuyup takip ediyoruz her kaynaktan.

Fakat seneler oldu, şu pis ve gereksiz alışkanlığa çare bulamadılar. Hayır ben hatırlamıyorum ki Obama otobüsleri, Şıvaynzeneger ya da her neyse işte onun otobüsleri cadde cadde dolaşıyordu NY sokaklarında, Washington'da, vs... Angela Merkel Rammstein'dan beste alıp sokaklarda cirit mi attı ya da ne bileyim Gordon Brown Coldplay'den kırma şarkılarla propoganda mı yaptı?

İnsanın hastası, çoluğu çocuğu var kardeşim. Sabah 7'de insanlar besmeleyle kepenklerini açarken bunlar da besmeleyle otobüsün kilidini açıp bangır bangır dolaşıyorlar caddede. Nasıl bir mantıktır ki yani? En yüksek sesi çıkarabilene mi daha çok oy gidiyor, anlamadım gitti... Bildiğin gürültü kirliliği... Haydi Adapazarı, Haydi Bursa, Haydi Adıyaman demeyi bilen ve halkını önemsediğini vurgulayan sloganlarıyla otobüslerini etrafta dolaştıran adaylara sesleniyorum; bu seçimlerde huzurumu bozmayana-kafamı ütülemeyene basıyorum oyumu yeminle... Yeter be kardeşim...

Hadi her şeyi geçtim, diyelim ki bunlar da asabımı bozmuyor. O şarkılara ne demeli? Falanca sanatçının şarkısı alınmış, eğilip bükülüp de propaganda için kullanılır olmuş. Gel de tiksinme şimdi izni veren sanatçıdan da...

Bu en uyuz olduğum kısmı olsa da, seçim günü yaklaştıkça görülebilir ki her yerde bayraklar ve fener alayları olacak. Adaylardan sanki bir daha hatırlayacaklarmış gibi saçma sapan iş yeri ziyaratleri falan olacak... Bayraklar da zaten seçimin hemen ertesinde yerlerde, sağda solda... Gürültü kirliliği yetmezmiş gibi bir de çevre ve görüntü kirliliği...

Batılılaşmak da batılılaşmak, açılımlar yapabilmek diye bık bık öten tüm liderlere seslenmek istiyorum; Avrupa ve Amerika'daki seçimleri bizdeki seçimler gibi takip etmiyor olsak gam yemeyeceğim. Biraz feyzalsanız da biz de rahatlasak siz de rahatlasanız...

18 Şubat 2009

Gözlerim Kapalı Çıktı Oğlum Ya! Bir Daha Çek...

Kayseri'de Türk Eğitim-Sen üyeleri Hitler'in ruhu için helva dağıtmışlar, Avi Mizrahi'nin açıklamalarından sonra. Bununla da yetinmemişler, Ali İhsan Öztürk isimli 2. Şube başkanları demiş ki; "Hitler'i rüyamda gördüm. Bana 'Siz beni Yahudiler'in gözüyle tanıdınız. Ancak bugün Amerikalıların Irak'a yaptığı saldırılar, Doğu Türkistan'daki Türklere saldırılar var. Yahudiler Filistin'de soykırım yapıyor. Bunların yaptığı benimkilerden az değil' dedi."

Ulen Hitler'in sakalları mı beyazladı? Onu geç, nasıl da ukde olmuş lan içine de rüyalara girip açıklama yapıyor. Şaştım kaldım abi, bana da gelsin bak vallahi darılırım! Bak yatıyorum birazdan, valla gel!

Hayırlı olsun Süleyman Çakır, papucun dama atıldı. Yiyorsa çık da al...

11 Ekim 2008

Alkolik Adam Ve Torunları

Bize diyor, uyandırayım. Ampulleriniz yansın yani. PKK da bir zamanlar üç beş çapulcuydu... Şimdi bunlara küfür etsen, iltifat sanar. Yüzüne tükürsen, tayyibim şükür der.

Atatürk'ün zannımca yarım bıraktığı ya da bir nedenden yapmak istemediği üç-beş meseleden biridir devrim zamanı şu yobazları kökten silmek. Bunu diyince de faşist derler ama ellerinde fırsat olsa -ki belki yarın, belki yarından da yakın biz bu kafayla gittikçe- ...

Şunu yapabiliyor olmanın özgürlüğünü bile borçlu oldukları insana, utanmadan çocuklarına ve torunlarına dil uzatmak... Şeriat da şeriat diyen bu adamların tapıp yer yer putlaştırdıkları İslam kültürü ve Müslümanlıkla alakası bile bulunmayan sabit fikirli inançlarında bile yeri olmayan bu davranışı yapıyor olmak...

Ajdar'dan gelsin; Nane Nane

07 Eylül 2008

Gözümün Seğir Defteri: Che...


Football Manager 2009'un reklamı yapılırken Che Guevara'nın resmi kullanılmış. Emperyalizm ve kapitalizme karşı mücadele etmiş ve bu uğurda canını vermiş bir insanın, şirketler tarafından pazarlama uğruna kullanıldığını görmek çok acı verici. Savaştığı kapitalizm tarafından şimdi kullanılmak... Rahmetlinin kemikleri sızlıyordur yattığı yerde.

04 Eylül 2008

Gözümün Seğir Defteri: Ermenistan - Türkiye


Malumunuz 6 Eylül'de Ermenistan ile olan maçımızla beraber Avrupa Şampiyonası elemeleri başlıyor, kimilerince de start alıyor ben tiksinirim bu öbekten orası ayrı refüze etmek irrite olmak da bunlardan aklıma gelen diğer birkaçı. Niye geldi dersek bilinçaltında kurduğum cümle olabilir: " 'Start alıyor' a tiksinç yaklaştığımdan irrite oluyorum ve kullanımını refüze ediyorum."

Anyway, konu dağıldı ama bunda sorumlu ben değilim, reis-i cumhurumuz sayın Abdullah Gül'de bu işin sorumluluğu.
Bana göre lobi yapma hariç hiçbir açıdan rakibimiz olmayan Ermenistan ile karşılacağımız müsabaka, rakip müsabıkımızın devlet başkanı Serj Sarkisyan'ın Erivan'da maç izleme davetini kabul ederek Türkiye'nin değişen dışişleri anlayışını ortaya koydu- hem de 15 yıl önce söyledikleriyle taban tabana zıt bir anlayış ile.


Sportif açıdan baktığımızda sürpriz kayıplar verip ileride sıkıntı çekmemek adına Ermenistan ve Belçika maçlarında 6 puanı almamız lazım, inanıyorum ki oyuncularımız bu maçlarda oyunlarıyla galibiyetleri getireceklerdir. Ama şu an mühim olan sanırsam tarihte ilk defa bir Türk Cumhurbaşkanı'nın Ermenistan'ı maç münasebetiyle ziyaret edecek olmasıdır. Sayın Gül'ün '93 yılında Refah Partisi'nde iken Süleyman Demirel Hükümeti'nin Ermenistan hakkında verilen gensoru sırasında yaptığı konuşmasında Ermenistan Cumhurbaşkanı'nın vefat eden eski cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın cenaze törenine katılmasına sert yorumlarda bulunarak yıllardır süregelen olaylara atıfta bulunarak zamanın Ermenistan Cumhurbaşkanı'nın elinin sıkılmasının ülkenin geleceğini ipotek altına almak olduğunu söylüyor.

Evet insanlar değişir gelişir; hele ki şu anki iktidarın neredeyse tüm üyelerinde bunları gözlemleyebiliyoruz. E, Abdullah Gül'ün geldiği yer de farklı olmadığından durumda bir şaşırmaca olmasa gerek diyorum ama bugüne kadar gördüğümüz değişiklikler sürekli iç dinamiklere yönelik iken, bu Ermenistan açılımı iç dinamikten çok dış dinamikle alakalı.


Ziyareti kabul sebebini "buradan" okuyabilirsiniz. Kafkaslardaki karışık durumda durağan bir konumda kalmak amaçlı bir ziyaret midir yoksa yılların iki ulus arasındaki birikimini bir nebze de olsa açmak için midir bilemiyorum ama önce Ahmedinejad'ın İstanbul'u ziyareti, ki kendi ideolojileriyle taban tabana zıt Atatürk'ün temellerini kurduğu bir cumhuriyeti ziyaret etti, sonra boğazların Montro Antlaşması'na rağmen savaş gemilerine açması benim aklımda dünyada ABD'nin borusu öter arkadaş teranesini getirdi. 3 vakte kadar Musul- Kerkük bazlı bir gelişme yaşanırsa şaşırmayacağım. Zira bizim Irak'a girmemizin de bunun için bir ön ayak olması da muhtemel.

Bu politik olaylar çok karmaşık, hele ki ABD'deki başkanlık seçimlerinden sonra Ermeni Tasarısı'na destek veren Obama'nın seçilmesi durumunda işler Ermenistan- Kafkasya eksenli daha da karmaşıklaşacak eminim. McCain'in seçilmesi durumunda ise Kerkük- Kürt odaklı bir keşmekeşliğe sürükleneceğiz gibi. En iyisi mi Milli Takım alsın şu galibiyetleri de halkın kafası rahatlasın, geçiçi unutkanlığımıza bağlanalım.

Gözümün Seğir Defteri: Emniyet Şeridi


Samed, Ous Van Baskaay ve bendeniz iftarımızı yapmışız, Kadıköy'den; "Bi turnuva daha geldi geçti" diyip öpüşerekten, sarılaraktan ayrılmışız. Oğuz evine, biz de Samed'le Sakarya Vib'e...

21.30 otobüsüne yer bulduk. Muavinin her seferinde açıkladığı gibi; "Takriben 1 saat 45 dakika" sürecekti yolculuğumuz normal şartlarda. Bu da demek oluyor ki; 23.15'te Terminalde olup bavullarımızı alıyor olacaktık. Ama olmadı tabi...

Sapanca-Kırkpınar mevkiinde bir kaza meydana gelmiş. Tam orada tıkalı yol, hiçbir ilerleme yok. "Daha yeni olmuş herhalde..." diye düşündüm. Zaten çok geçmeden şoför de kontağı kapattı. "Bari bi sigara içeyim hem de bakayım, ne ayak?" diye düşünerekten Samed'i de aldım, aşağıya indik.

Asfalt güzel hocam, zemin mahalle maçı yapmaya müsait. Bir sigara yaktım, herkes birbirine aynı soruyu soruyordu o sırada; "Ne olmuş?" Bizim otobüs tam orta şeritteydi. Sağ şeritle emniyet şeridinin arasında bekliyorduk ki ileriden parlak bir ışık vurdu gözümüze, kenara çekildik hemen.

Emniyet şeridinden araçlar geçiyor ama BMW, Mercedes ve Jeep şeklinde ayrıcalıklı arabalardı bunlar. Yani ayrıcalıklı insanlar, halk isyanlarda tabi. Krallar da pek sataşmadan yollarına gidecekler ya... Gittiler, ilerde emniyet şeridi de tıkandı. İki dakika geçmedi, ambulans geldi arkalarından.

Emniyet şeridi ilerlemiyor, ileride kaza var önde BMW, Mercedes ve Jeep arkada ambulans. Kamyoncular olaya el atınca çime çıkarıldı araçlar. Öyleydi böyleydi on dakikada anca yol açıldı ambulansa. O sırada yaralıya falan ne oldu bilmiyoruz. Öleceği yoksa da gitmiştir adam diye yorduk biz ama ne olduğunu da bilmiyoruz hâlâ. Gazetelere çıkmadı. Belki de BMW, Mercedes ve Jeep ağırlıklarını koyup engellemişlerdir olayı.

Traji-komik bir Türkiye manzarasına şahid olduk Samed'le... "Allah belanızı versin lan!" demiştik ki daha taze taze açılan yolda yaralıya giden ambulansın peşine çakıldı BMW, Mercedes ve Jeep. "Bin kat belanızı versin..." diyerek bedduamızı tamamladık. Otobüse binip çantamdan iki dakika fotoğraf makinemi almaya üşenmemiş olsam çok da güzel haber yapmış olacaktım bu kepazeleri plakalarıyla birlikte ama üşendim işte lanet olsun.

Eve kaçta gittik di mi? Bi de o vardı... 00.30 civarı terminaldeydik. Benim eve adımımı atmam 01.00'ı buldu. Samed'in de olsa olsa 15 dk. daha geç olmuştur. Yaklaşık 75 dk.'lık bir sekme söz konusu sonuç olarak. (Dudullu'da da bir 15 dk. tıkandık aslında. Sonuç olarak yine 1 saat, ambulans falan derken heba oldu. Kaybettiğimiz zaman dert değil de acaba adama ne oldu?)

P.S. To God: Şimdi bu bela onları bulmaz da döner de bana gelirse, külahları değişiriz hocam. Onu da açık açık söyleyeyim.

15 Temmuz 2008

Gözümün Seğir Defteri: Genç Subaylar Sex Tape




Bir de bizim ülkemizin insanlarına kızarız; "Bir şey piyasada tutmaya görsün, hemen bin türlü kopyası çıkar" gibilerinden. Doğrudur da; ağa'lı diziler, eski şarkı adlarından dizi üretmeler, zart star yarışmaları hep bunların sonucu. Yalansa biri comment'a yalan yazsın.

Fakat gel gör ki Paris Hilton nasıl bir çığır açtıysa bu sex tape olayı gitgide Hollywood'da yaygınlaşmaya başladı. Tabi işin öncüsü Paris olmasa da tozlu raflardan bu mevzuları çıkardığı aşikâr.

Son dönemlerden aklıma gelenler;
Paris Hilton
Kim Kardashian
Jeniffer Aniston
Meg White
Shakira
Avril Lavigne

Bir de şöyle bir link var elimde. Kimine göre faydalı, kimine göre komik gelebilir ama Wiki'nin ne kadar aştığını gösteren bir kanıt gibi adeta;

http://en.wikipedia.org/wiki/Celebrity_sex_tape

Gözüm seğiriyor netekim; bu vakalar arttıkça gün gelir devran döner biri de bizim bir kasedimizi ortaya çıkarır. Ne bileyim Oğuz vs. Holland, Mert on the Carpet Football Pitch (O ne lan), Milf at Backstage, Mariah Carey's hidden lover Çağrı and the sex tape gibi abidik gubidik videolar görmek mümkün olabilir. Ha cigaramı yakar izlerim gülmekten katıla katıla. Yoksa ne katılacam, koca koca adamlar. Bensiz de idare ederler.

Gözüm seğiriyor bak yine!

07 Temmuz 2008

Gözümün Seğir Defteri



İbrahim Üzülmez ile İbrahim Toroman gibi kaptanlık mertebesindeki iki adamın yaptıklarını hayretler içinde okudum. Eşeğe altın semer vursan derken kendi kendime o sırada, gözüm seğirdi...

Ergenekon operasyonuyla önüne gelenin evine gece yarısı baskınları da ne ola ki? N'oluyoruz lan? Ülke alev alev kaynıyor da bu altına koyduğunuz odunlar demirden dağları değil bizi yakıp geçiyor haberiniz yok. Onu geç; ergenekon aşağı-yukarı derken beyaz eşya'ya da %35 zammı geçirmişler. Ulan bizi ayakta si... derken seğirdi gözüm.

Hasan Doğan iyi adamdı rahmetli, bir yamuğunu görmedik en azından. Bir Haluk Ulusoy kadar oturabilse o koltukta daha neler yapacaktı kim bilir? Belki daha iyi olurdu belki daha kötü ama sempatik adamdı Hasan Doğan. Mafya tafraları ile ona buna laf sokup kulüpleri birbirine düşüreyim de gün gelir bu koltuktan düşersem Galatasaray'a başkan olurum emekliliğin dadından yinmez derdinde değildi, orası kesin. Bu ani ölüme içten içe üzülürken vanbaaskay'ın bir sözü ile gözüm seğirdi; "Yine getirirler Ulusoy'u TFF'nin başına" Olur mu? Olabilir. Seğir babam seğir.

Haberleri izledikçe kararıyordu içim ve seğiriyordu gözüm. Kalkanları açtım, Elizabeth'e de dedim ki; "Bir sen varsın beni anlayan"

Kaptan D. McGiven;

07.07.2008