selami,
ben berege. rock'n coke'a yaklaşık 12 saat sonra attend edeceğim. ama hala uyanıkım. 2 gün daha öyle ya da böyle uyanık kalacağım. ama alkol da alacağım. gel gör ki sahne alacakların içinde benim için yerleri apayrı 2 grup var. the prodigy and linkin park.
first of all, i would like to thank all the guys out there to make this shit happen, u know. i mean, the prodigy.. u gotta be kidding me. this is the first band to make my adrenalin to be pumped in my veins during all the crappy shit i was man shooting at quake 2. lol.
ikinci olarak, linkin park. nsync ve backstreet boys gibi pop un dibine vurmuş 2 grubu dinlemiş bir kişi olarak, linkin park hiphop rock sentezi yapıp farklı bir müzik türünü bana sevdirmiş bir gruptur.
bunun gibi 2 tane sevdiğim grubu bir araya getiren bir organizasyon, 4 yıl boyunca zamanımın büyük çoğunluğunu geçirdiğim bir çevrede düzenleniyorsa- "çadır kurmadan" eğlencenin dibine vurarak ben 2 gün geçiririm arkadaş dedim, gitmeye karar verdim. gelmeyi düşünen varsa ben orada olacağım, bana ulaşmak isteyen bir şekilde ulaşır zaten.
the prodigy'nin eski albümlerinden efsane şarkılarını zaten bekliyor olacağım; ama son albümünden omen, invaders must die, thunder çalınmazsa üzüleceğim. linkin park için konuşmam gerekirse ilk 3 albümünden ne çalarsa çalsın bana O.K. ama son albümünden mümkün olduğunca az çalar umarım, tarz değişikliğine gittiler ve benden uzakta kaldılar. frekansımız uyuşamadı maalesef.
rock'n coke' tan sonra da mümkünse izlenimlerimle ilgili bir yazı döktürürüm. sağlıcakla.
kendimce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kendimce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Temmuz 2009
16 Temmuz 2009
berege günlükleri
bu akşam cnbc-e ve e2 arasında diziler arasında gezinirken gözüme çarpan, konuyu ve tarihi inceleyişteki farklılık ilgimi çekti. chuck'ı izlediğimde duygusal yanı bir erkeğe göre oldukça ağır, konuşması bûluğ çağına yeni erişmiş bir kıza benzeyen karakter, diziye adını veriyor. chuck ın üniversitedeki kız arkadaşı da Jordana Brewster imiş dizide, son 2 bölüm itibariyle bundan haberdar olabildim. ara not: diziye bilmemkaçıncı sezonun nereden baksan 5. bölümünden başlamak da benim durumumdaki bir aylağa uygun.
emin değilim ancak chuck'a ilgi duyan ve zamanında aralarında bir şey geçmek üzere olan sarah, aynı zamanda Moon Light'ta da oynuyor. aylak dediysek de sarah yı kimin oynadığını bulmak için http://www.imdb.com/ u kullanmamazlık edecek değilim. yalnız www koymak başına zor geldiğinden çekirdek adresi yazdım. Bimemnere 1. Sulh Mahkemesi'nce yasaklı olduğunu öğrendim. www ile çalışıyor. ilginç. yeni paragrafa geçelim.
Beth Turner
yaptığım ufak bir araştırmadan sonra meğerse chuck'taki Sarah ile MoonLight'taki Beth aynı kişi değillermiş. Sarah'yı Yvonne Strahovski, Beth'i ise Sophia Myles canlandırıyor. Ben Yvonne'u ilk kez chuck da gördüm; ancak Sophia'yı bir yerden gözüm ısırıyordu. chuck diye düşünmüştüm; ama underworld serisindenmiş. her ne kadar Kate Beckinsale varken diğer oyuncular geri planda kalsa da... Beth ve Sarah nın resimleri..
chuck için yukarıda bahsettiklerim, MoonLight ın esas oğlanı St. Mick John için pek geçerli değil.
Resim zaten kendini anlatır nitelikte st.mick.john ın nasıl biri olduğuna dair. bir vampir olmasının bu durumda payını şahsen yadsımıyorum, hatta destekliyorum. ama vampir olmasına rağmen insan ırkına karşı sahip olduğu merhamet ile iyilik meleği rolünde. chuck ise iyi niyetiyle tüm olayları arap saçına çevirebilen bir çaylaklığından prim yapıyor.
Ara not 2: yazının buraya kadar olan kısmıyla, aşağıdaki resimden sonra yaptığım bağlama arasındaki bağlantı çok incedir, dikkatli olunuz.
bu iki dizi dışında bir de madmen'e tutulup izlemeye başladım. x'inci sezonun z'inci bölümünden. bayağı sağlam tutuldum anlayacağınız. yukarıdaki bayan January Jones, dizinin ana karakterlerinden Don Draper'ın eşini oynuyor dizide. diğer 2 dizideki sarışınlarla bayağı benzeşiyor ya da gecenin bir yarısında bana öyle geliyor.
neyse, ilk başta dikkatimi çeken kennedy'nin başkanlığı döneminde ('60 lar diye aklımda kalmış, bir yorum bırakırıverin değilse) iş yerlerinde içki de serbestmiş, sigara da. hatta günlük hayatta o kadar çok sigara içiliyormuş ki dedim kendime, yönetmen bunu seyirciye hissettirmek adına dizinin her yerine sigara sinmiş. birkaç görüntü koyarak yazıya görsellik ekleyeyim.
resimlerden 60 lar havasını almışsınızdır umarım. renkler, kıyafetler, saç stili, mobilyalar vs..
zamanında arkadaşın biri resim koy diye eleştiride bulunmuştu. şimdi de çok koydum gibime geldi. neyse bu da böyle bir yazı olsun.
yavaş yavaş yazıyı bir sonuca bağlamak gerekiyor. chuck daki sönüklüğü, madmen de eşi aldatma- iş yerinde içki- sağlıksız yaşam için gereken tüm unsurlar ile atabilirsiniz. hayatı sorgular hale gelebilir, böyle çalışılır mı lan? böyle içerek sigarayı ciğerlere bu sıklıkta çekerek ömrüm ne kadar olur diye sorgulayabilirsiniz. yeşilay'a yakınlık duyarsınız. moonlight için bir şey diyemeyeceğim, en azından hayat tarzı açısında; adam sonuçta vampir. yemiyor, içiyor bizim gibi. içkisi 0 Rh+, yemeği B negatif.
biliyorsunuz 19 temmuzda tüm kapalı alanlarda sigara içme yasağı ülkemizde yürürlüğe resmen giriyor. bu durumda devletin yaptırımcı yapısını irdelememe yardımcı oldu madmen. bundan 4 yıl önce yazdığım bir kompozisyonda Thomas Hobbes'un düşüncelerine şöyle değinmişim: "insanoğlu doğası gereği yıkımcıdır ve zorlayıcı bir güç olmadan, muhtemelen kimse için güvenlik veya ahlaki düzen mümkün olmayacaktır."
düşününce tarih boyunca insanoğlu, aktivitelerini ve/veya diğer bireylerle ilişkilerini kontrol etmesi adına hep kendinden daha ulu bir kuruma ihtiyaç duymuştur. devlet ve birey arasındaki sosyal mukavele bozulmadığı sürece, devletin bu yaptırımcı kuvveti genelin iyiliği için fena işlememiş sayabiliriz.
yani madmen deki ortamlardan günümüz çalışma ortamına en azından kavuşmuşuz. bundan sonra da tüm kapalı alanlarda duman solumak durumunda kalmayacağız. otobüs yolculuklarında sigara dumanından midemin bulandığı günleri hatırlarım, şu anki halimize bakınca kaydettiğimiz ilerlemeye şapka çıkartabilirim. dip not: dünya fenerbahçeliler günü ile sigarayı bırakma gününün çakışması da ayrı bir tesadüf.
sevgi, saygı vs.
13 Temmuz 2009
DENE-ME!
Saygıdeğer adaşımın sevgili Doğuş'un barındırdığı benzerliklerle ilgili yayınladığı girdiden sonra ne yazsam ne etsem günlüğümüzün devamlılığını sağlayamayacağım.
Gel gör ki kafam da iyiyken bir şeyler yazmazsam duramıyorum. Bu durumda yapacak bir şey olmadığından deneme kokulu alkolik muhabbetine bir kez daha hoş geldiniz diyorum.
Yakın sayılacak bir zamanda yazılarıma resim eklemem ve cümlelere başlarken vs. büyük harf kullanmam konusunda geri dönüşler almıştım. Açıkçası bu resim koyma işi çok yaş, bunu en başta söyleyeyim. Alkollü kafa ile bu işlere bulaşmak işkence oluyor tahmin edebileceğiniz gibi. İmla kurallarına uyduğuma şükür, fark ettiyseniz küçük/ büyük harf konusuna da ayrı bir önem veriyorum- belirtmeden geçemeyeceğim.
Mezun olduğum şu günlerde ne yapıyorum diye kendimi sorguladığımda, hiçbir şey yapmıyorum diye cevaplayabilirim rahatlıkla. Okulunu zamanında bitirebilen güruhtan biri olarak, bitirme tezi hocamın beni referans göstermesi sayesinde iş görüşmesine bile gidebilme şansına erişebildim. Gelin görün ki benim gönlümde yatan yüksek lisans yapmak olduğundan hala embesil bir şekilde, ÖSS'ye girdiğimden beri olduğu gibi, yanıt/ kabul beklemekteyim.
Lüleburgaz gibi Trakya'nın incisi, güzide bir şehirde yazı geçirmek için kesinlikle arkadaşlarına ihtiyaç duyuyorsun. Bunu özellikle bu yıl anladım. Hiçbir arkadaşım olmadığından yöre geleneği içmeyi tek başıma yapıyorum. Basketbolumu tek başıma icra ediyorum, spor salonuna tek başıma gidiyorum. Stadda tek başıma koşuyorum. Peki bunları ne s.kime buraya yazıyorum? Bilecik'te turnuva var ya, GM'lerden biri okur da değerlendirmemi ona göre yapar diye. Alkol alıp da sporunu eksiltmeyen bir tipleme bu berege diye.
Şu yazıyı yazarken yanımda bir kadeh rakı var, arka planda çalan şarkı Douzi- Myriama. Ondan önce misal Volkan Konak çalıyordu. Çok merak eden varsa Volkan Konak'tan önce çalan kim diye, cevabım Latif Doğan olacaktır. Ondan önce de Kazancı Bedih çalıyordu. Garip kafalardayım anlayacağınız. Alkolden olsa gerek.
Olsa gerek demişken, şu sıralar yaptığım etkinliklerden biri de kitap okumak, o da Sıkıntıdan olsa gerek. Birkaç girdi önce Fransız edebiyatı vs diye bir şeyler gevelemiştim. Jean Paul Sartre'ın bir kitabını okuyorum. Sıkıcı olabilir kitap; ama genel sıkıntı düzeyim kitap okuyacağım zamanki sıkılmamdan daha yüksek olduğundan kitap okumayı yeğliyorum. Bu da Türk Gençliği'nin içinde bulunduğu durum için pek iç açıcı bir durum değil sanırsam. Ata'm izindeyiz, sirozdan öleceğiz diye boşuna adapte etmemişler duruma. Gerçi eşinin dizine yaslanan bayanı görüp, çifti tartaklayan site güvenlikçisinin haberini okuduktan sonra; ülkenin olayının eğitimsel olmaktan öte temelsel boyutlara ulaştığını rahatlıkla idrak ettim. Sizler de gözlerinizi dört açın, hazır olun.
Şu yazıya bir sonuç yazmak da bayağı dert oldu an itibariyle. Pek değişik şeylere parmak bastıktan sonra, ne ile sonuçlandıracağıma gerçekten karar veremedim. Şöyle yapayım o zaman; girdiyi oluşturduğum saate istinaden CNBC-e'de yayınlanan dizilere bakalım. Malum işim olmadığından gece onlara sarıyorum.
Benim gibi zamanında Buffy the Vampir Slayer, Angel izleyenler için; pek kaliteli olmasa da, şahsi görüşüm, ilgi çekici bulup izleyebilecekleri MoonLight var. Yeni bir vampir dizisi. 2 bölüm arka arkaya geliyor. Amerikanlar'ın dediği şekilde, doubleheader. CSI: NY var daha sonra. Fena bir program değil açıkçası. O saate kadar net uykunuz gelir, olmazsa gidip 2.40 TL'ye Efes Fıçı alıp içersiniz 5 dk'da, uykunuz gelir. Gelmezse beni bulun, diğer yolları konuşuruz. Hadi eyvallah.
Gel gör ki kafam da iyiyken bir şeyler yazmazsam duramıyorum. Bu durumda yapacak bir şey olmadığından deneme kokulu alkolik muhabbetine bir kez daha hoş geldiniz diyorum.
Yakın sayılacak bir zamanda yazılarıma resim eklemem ve cümlelere başlarken vs. büyük harf kullanmam konusunda geri dönüşler almıştım. Açıkçası bu resim koyma işi çok yaş, bunu en başta söyleyeyim. Alkollü kafa ile bu işlere bulaşmak işkence oluyor tahmin edebileceğiniz gibi. İmla kurallarına uyduğuma şükür, fark ettiyseniz küçük/ büyük harf konusuna da ayrı bir önem veriyorum- belirtmeden geçemeyeceğim.
Mezun olduğum şu günlerde ne yapıyorum diye kendimi sorguladığımda, hiçbir şey yapmıyorum diye cevaplayabilirim rahatlıkla. Okulunu zamanında bitirebilen güruhtan biri olarak, bitirme tezi hocamın beni referans göstermesi sayesinde iş görüşmesine bile gidebilme şansına erişebildim. Gelin görün ki benim gönlümde yatan yüksek lisans yapmak olduğundan hala embesil bir şekilde, ÖSS'ye girdiğimden beri olduğu gibi, yanıt/ kabul beklemekteyim.
Lüleburgaz gibi Trakya'nın incisi, güzide bir şehirde yazı geçirmek için kesinlikle arkadaşlarına ihtiyaç duyuyorsun. Bunu özellikle bu yıl anladım. Hiçbir arkadaşım olmadığından yöre geleneği içmeyi tek başıma yapıyorum. Basketbolumu tek başıma icra ediyorum, spor salonuna tek başıma gidiyorum. Stadda tek başıma koşuyorum. Peki bunları ne s.kime buraya yazıyorum? Bilecik'te turnuva var ya, GM'lerden biri okur da değerlendirmemi ona göre yapar diye. Alkol alıp da sporunu eksiltmeyen bir tipleme bu berege diye.
Şu yazıyı yazarken yanımda bir kadeh rakı var, arka planda çalan şarkı Douzi- Myriama. Ondan önce misal Volkan Konak çalıyordu. Çok merak eden varsa Volkan Konak'tan önce çalan kim diye, cevabım Latif Doğan olacaktır. Ondan önce de Kazancı Bedih çalıyordu. Garip kafalardayım anlayacağınız. Alkolden olsa gerek.
Olsa gerek demişken, şu sıralar yaptığım etkinliklerden biri de kitap okumak, o da Sıkıntıdan olsa gerek. Birkaç girdi önce Fransız edebiyatı vs diye bir şeyler gevelemiştim. Jean Paul Sartre'ın bir kitabını okuyorum. Sıkıcı olabilir kitap; ama genel sıkıntı düzeyim kitap okuyacağım zamanki sıkılmamdan daha yüksek olduğundan kitap okumayı yeğliyorum. Bu da Türk Gençliği'nin içinde bulunduğu durum için pek iç açıcı bir durum değil sanırsam. Ata'm izindeyiz, sirozdan öleceğiz diye boşuna adapte etmemişler duruma. Gerçi eşinin dizine yaslanan bayanı görüp, çifti tartaklayan site güvenlikçisinin haberini okuduktan sonra; ülkenin olayının eğitimsel olmaktan öte temelsel boyutlara ulaştığını rahatlıkla idrak ettim. Sizler de gözlerinizi dört açın, hazır olun.
Şu yazıya bir sonuç yazmak da bayağı dert oldu an itibariyle. Pek değişik şeylere parmak bastıktan sonra, ne ile sonuçlandıracağıma gerçekten karar veremedim. Şöyle yapayım o zaman; girdiyi oluşturduğum saate istinaden CNBC-e'de yayınlanan dizilere bakalım. Malum işim olmadığından gece onlara sarıyorum.
Benim gibi zamanında Buffy the Vampir Slayer, Angel izleyenler için; pek kaliteli olmasa da, şahsi görüşüm, ilgi çekici bulup izleyebilecekleri MoonLight var. Yeni bir vampir dizisi. 2 bölüm arka arkaya geliyor. Amerikanlar'ın dediği şekilde, doubleheader. CSI: NY var daha sonra. Fena bir program değil açıkçası. O saate kadar net uykunuz gelir, olmazsa gidip 2.40 TL'ye Efes Fıçı alıp içersiniz 5 dk'da, uykunuz gelir. Gelmezse beni bulun, diğer yolları konuşuruz. Hadi eyvallah.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)