04 Mart 2009

No Line On The Horizon

NYC Büyükşehir Belediye Başkanı Michael Bloomberg'in jestiyle 3 Mart 2009 günü New York, Broadway'deki 53. Cadde'ye adını veren oyrişlerin medar-ı iftiharı U2; on ikinci albümünün tasmasını çıkararak piyasaya salıverdi, haberi olmayan vardır belki hâlâ oralarda bir yerde... Dikkat! Isırabilir...

Grubun ilk şarkısı Get On Your Boots MySpace'te yayınlandı, bloglarına gereken bilgiler verildi. Hayırlısı olsun diyoruz ve Bono'nun gözlerinden öpüyoruz. Bu yazıyı okuyup da Bono'yu görünce akıllarına Repo gelenleri ise şiddetli bir şekilde kınıyoruz.

Lirik olarak bildiğimiz U2, müzikal olarak eskisine göre daha değişik tarzda bir U2... Albümü edinemedim daha doğal olarak, internetten bulduğum kadarıyla diyebilirim ki bu indie U2 tecrübe edilmeli.


Thumbs Up!
Rolling Stone


MySpace'teki hâli 30 sn.'lik tanıtım olduğundan tabi ki fizy'nin kollarına bırakıyoruz kendimizi...



Keith: Baby, i love you...
Elliot: I love U2!
Keith: :)
Elliot: No, no! Not you! Oh..!


Get On Your Boots

The future needs a big kiss
Winds blows with a twist
Never seen a moon like this
Can you see it too?

Night is falling everywhere
Rockets at the fun fair
Satan loves a bomb scare
But he won’t scare you

Hey, sexy boots
Get on your boots, yeah

You free me from the dark dream
Candy floss ice cream
All our kids are screaming
But the ghosts aren’t real

Here’s where we gotta be
Love and community
Laughter is eternity
If joy is real

You don’t know how beautiful
You don’t know how beautiful you are
You don’t know, and you don’t get it, do you?
You don’t know how beautiful you are

That’s someone’s stuff they’re blowing up
We’re into growing up
Women of the future
Hold the big revelations

I got a submarine
You got gasoline
I don’t want to talk about wars between nations

Not right now

Hey sexy boots…
Get on your boots, yeah
Not right now
Bossy boots

You don’t know how beautiful
You don’t know how beautiful you are
You don’t know, and you don’t get it, do you?
You don’t know how beautiful you are

Hey sexy boots
I don’t want to talk about the wars between the nations
Sexy boots, yeah

Let me in the sound
Let me in the sound
Let me in the sound, sound
Let me in the sound, sound
Meet me in the sound

Let me in the sound
Let me in the sound, now
God, I’m going down
I don’t wanna drown now
Meet me in the sound

Let me in the sound
Let me in the sound
Let me in the sound, sound
Let me in the sound, sound
Meet me in the sound

Get on your boots
Get on your boots
Get on your boots
Yeah hey hey

Saat 3.00

Saat 3:00 olmuş, resimler buruşmuş
Karlar erirken saçlarımda

Sen hep güzelsin, benimse içtiğim
Her bir damla yaralarıma vurmuş.

Koşma yorulduysan, anaforda boğulduysan
Sen de korkuyorsan yalnızlıktan
Bilme istemiyorsan, bir an bile gülmüyorsan
Sen de sıkıldıysan yalanlarımızdan.

Saat 3:00 olmuş, soğuktan deniz donmuş,
Balıklar kıyılara vurmuş.
Küçük bir kar tanesi, onca yolu uçmuş
Sonunda tam dilimin ucuna konmuş

NBA: Shadows

From the shadows to the spotlight. See it. Get it. Experience it.
The game happens here.

03 Mart 2009

Ne Oldum Değil...

Mourinho garip bir adam. Kimi insan çok seviyor, çok saygı duruyor, çok büyük teknik direktör, taktisyen diyor. Kimi insan ise hiç sevmiyor bu adamı ve ukala buluyor. Ben ikinci kısımda görüyorum kendimi bu kategoride. Her ne kadar başarılı da olsa ukalaca açıklamaları ve kibiri herşeyin önüne geçiyor benim gözümde. Mourinho'nun başarılarına ve kendisini sevenlerine saygımız sonsuz ama sevmeyenlere de sonuna kadar hak veriyorum.

İtalya'ya geldiğinde yine İngiltere'de olduğu gibi iğneleyici ve rakiplerini küçük gören açıklamalar yapmıştı. Fakat İtalya'da işler biraz farklı olduğundan güzel karşılıklar da almıştı. Mourinho konuşan ve medyaya sürekli malzeme veren bir adam olduğu için de medya kendisiyle sürekli uğraşıyor doğal olarak. Inter ne zaman puan kaybetse veya kötü bir maç çıkarsa gözler Mourinho'ya yöneliyor doğal olarak.

Inter hafta sonu kendi sahasında Roma ile oynanan maçta beraberliği zar zor kurtarınca tüm İtalya'nın gözü Mourinho'daydı yine. Mourinho da sürekli kendisine gösterilen bu ilgi ve baskıdan bunalmış olacak ki biraz sitemkar bir açıklama da bulunmuş sonunda. Topu biraz da rakiplerine atarak kendini durumdan kurtarmaya çalışmış.

"No-one has spoken about Roma who have great players, but they will win nothing at the end of the season.

No-one has spoken about Milan who are 11 points behind us and they will win nothing at the end of the season.

The same with Juventus who have won many points as a result of refereeing errors. We only saw one game where there was a ref mistake with us and that was at Siena."

Sezon başlamadan şöyle şampiyon olacaz, böyle ortalığı dağıtacaz diyen Mourinho'ya uzaklardan sormak isterim yukarıdaki takımlardan hangisinin teknik direktörü çıkıp da seninki gibi açıklamalarda bulundu acaba? Bugüne kadar ne Spalletti'yi ne de Ranieri'yi çıkıp medyaya iddialı açıklamalarda bulunurken görmedim, doğal olarak da medya onlarla değil açıklamaları yapanlarla uğraşacak bunun neresi yanlış?

Bakalım haftaya Old Trafford'daki maçtan sonra olası bir yenilgi sonrası ne gibi açıklamalarda bulunacak, iki hafta sonrası son şampiyonu elememizi kutluyor olacağız demeçlerinin ardından.

Kupa Çocuğu

Michael Skibbe

Önce Galatasaray'dan gönderildi, memlekete döndü ordada rahat bırakmadılar... Skibbe'ye bir şok da Almanya'dan. İki yıl önce arabasıyla kaza yapan Skibbe'nin o sırada telefonu çalınmış. Çalınan telefonda söylentiye göre Skibbe ve kız arkadaşının cinsellik içeren görüntüleri de mevcutmuş. 2 yıl sonra gündeme gelen olayla beraber 160.000€ ödemesini istemişler. Skibbe de olayı polise bildirmiş ve şu anda olay adli makamlara intikal etmiş durumda.

Geliyorlar Soldan Soldan...

Portsmouth'lu defans oyuncusu Sol Campbell, geçtiğimiz Eylül ayında Fratton Park'ta oynanan Tottenham maçında konuk ekibin taraftarlarının kendisi aleyhinde yaptığı ırkçı ve cinsel (kendisinin homofobik olduğunu iddaa etmişler) tezaruhatlardan sonra açtığı davada 11 kişi sanık sandalyesine oturtmuştu. Bunlardan dördü için mahkeme sonuçlandı... 4 Tottenham taraftarı önümüzdeki üç yıl boyunca herhangi bir stadta maç izleme zevkinden mahrum kalacaklar. Diğer 7 taraftar içinse karar Mayıs ayında verilecek. Kararı pek beğenmeyen Campbell ise bu kararın diğer saldırıları engellemeyeceğini belirterek olayın gerekirse UEFA ve FIFA'da görüşülmesi gerektiğini söylemiş.

The Big Galactus

"I think I'm the only player who looks at each and every center and says to myself, 'That's barbecued chicken down there.'"

02 Mart 2009

The Day The Earth Stood Still #3

Oyum tabi ki Manchester'a oldu. Penaltılara kalacağına pek ihtimal vermiyorum, hatta uzatmalara bile gideceğine ihtimal vermiyorum. Ya Inter alır efendi gibi döner İtalya'ya ya da terledikleriyle kalırlar ki zaten öyle olacak. Gel bakalım Inter.

Şef'in Listesi: "Buena Vista Social Club"

Konser öncesi es geçmedik Havana efsanelerini.

MÖNÜ

Ah Bendtner !!!


''I'm very sorry to see Adebayor injured as we need him fit and to be playing in the league, but it does not really matter to me who is fit and available.

'I should start every game, I should be playing every minute of every match and always be in the team.'

I've never seen Arshavin. I did not watch Euro 2008. I've no idea what sort of player he is.''

***

Bentdner'ın şu sözlerine ne desem bilemedim hakkaten. Böyle adamların hakkını en güzel "papasito" dayım verir aslında, ona sormak lazım. Demek ki zamanında Adebayor boşuna kafa atmamış bu adama.

Sergio Leonel 'Kun' Agüero del Castillo

Atletico Madrid : 4 - 3: Barcelona

Photo: PEDRO ARMESTRE/AFP/Getty Images

01 Mart 2009

Canım Çekti İyi Mi..?



Don't Make Me Angry

"It was a simple plan in the fourth: Get them to take a shot at Dwyane and make him bleed," Spoelstra said. "It took an incident like that to spark us. I said to them, 'Get the [heck] out of Dwyane's way.' I have not seen that look in his eye since Dallas."

NTV'de sinir katsayımın artmasına sebep olan Orlando mağlubiyeti ardından, Orkun Çolakoğlu'nun anlattığı Miami-New York maçına zapladım. Açtığım anda, Wade, Gallinari'nin dirsek darbesi sonucu yere yığıldı. Miami faul beklerken hakemler kayıtsız kalınca sinirlenen koç Spoelstra teknik faul aldı, Wade'in dudağı patlamış kenara geliyordu. Moladan sonra Wade sahaya girerken, Spoelstra'nın da yukarıda söylediği gibi Wade'in gözlerinden "Şimdi ananızı laciverde boyadım." edasında hırs ve sinir fışkırıyordu. Zaten topu alır almaz potaya saldırdı ve basket-faul alarak ilk korkuyu saldı New York üstüne. Sonra, sol dipten 3lük buldu, blok yaptı, top çaldı, attı attırdı... Son çeyrekte 24 sayı attı ki, 22'si dudağına aldığı darbe sonrasında geldi. Wade gibi topçum olsun milyarlarca borcum olsun diyesim geliyor. Bu arada NBA yönetimi, bir kaç post önce yazdığım bandajları takmasını yasaklamış Wade'in. Bi gidin bilader, işiniz mi yok?

Muse @Studio

Beatles'tan sonra en çok değer verdiğim, sevdiğim gruptur Muse...

Bir misafirlikte arkadaşımla oyun oynarken arka planda çalan Showbiz ile tutulmuşumdur gruba... Agresif, kullanılan enstrümanlara hakim ve enstrümanlardan maksimum verim alabilen. O dönemin şartlarında acayip efektler ve ses rengiyle bambaşka bir insan olan Matthew Bellamy ve arkadaşları (Saz arkadaşları gibi oldu biraz ama...) beni benden almayı başarmışlardı.

Tabi ki hemen diskografi arayışı, Hullaballoo ile tanışma, Origin of Symmetry, inanılmaz bir albüm Absolution ve son olarak da yoğun eleştiriler almış olmasına rağmen Blackholes and Revelations...

Kubi sırasını savdıktan sonra yapacağım ilk iş zaten Muse'un bilindik şarkılarının aksine arka planda kalmış, B-Side, Bonus Track ve Rare olarak tabir edilen her yerde çalmadıkları şarkılardan oluşan bir liste olacak.

O yüzden grupla ilgili geçmişimi, grup bilgilerini, Blackholes and Revelations albümünün eleştirilerini ve Rock'n Coke 2006 günlerini şimdilik bir yana bırakıyorum. Liste zamanı hepsini açıklayacağım, şimdilik soruları yanıtsız bırakmak zorundayım. (Ne sorusuysa...)

Muse yeni albüm için stüdyo'ya gireli oluyor bir süre, onu duyurayım istedim. İki ödül aldıkları NME ödüllerinde mikrofonlarımıza konuşan grubun solisti Bellamy demek isterdim ama elin adamının mikrofuna konuşmuş... Şöyle diyor kendisi;

We've just started writing songs for the new album, whatever it's going to be, you know? It's going great, we just started. We're right at the tip at the moment and I think the point is that we've been on the road for so long... It's really about getting back together and getting the ball rolling again and seeing whether it'll roll.


Fakat farklı bir albüm olabileceğini de belirtmeden geçemiyor;

What will come out of that is impossible to say. It may just be albums, but it may be a stream of singles, or it may just be one 50-minute symphony, do you know what I mean? Who knows?


Albümün 2009 yılı içerisinde tamamlanıp piyasaya sürülmesi bekleniyor. Ben de bekliyorum tabi, çok bekletmezsiniz di mi hacı?

Bakma öyle, bir şey söyle...

65 Amerikan



Demirhan Baylan - 65 Amerikan

S. Darko: A Donnie Darko Tale



Bu da internet sitesi...

Yönetmen koltuğunda Richard Kelly yok bu sefer... Chris Fisher adında biri devam filmi tadına çekiyor. Ben tanımıyorum kendisini ama sanırım Butterfly Effect 2'nin bünyede bıraktığı etkiyi bırakacak... Efsane filmlerin devamını çekmek bu kadar zorken ve onca film arasında başarılı olmuş örnekleri bu kadar az iken böyle bir işe hem de yönetmen farkıyla soyunmak büyük risk... Butterfly Effect 2'de yaşadık bunu.

Her ne Butterfly Effect ve Donnie Darko'nun benzer türde eserler oldukları öne sürülse de, ki yok öyle bir şey, bunun ne gereği vardı? Bu da yeni moda çıktı başımıza... Karamsar ya da önyargılı olmak istemiyorum, kanaatlerimin aksine, iyi bir şey de çıkabilir ortaya ama Richard Kelly'nin filmi çekene kadar olan öyküsünün etkisi de mevcuttu Donnie Darko'da... Merak ettiğim bir şey daha var, Richard Kelly buna nasıl izin verdi?

Samantha Darko'yu ilk filmde olduğu gibi Daveigh Chase oynuyor. 90' doğumlu oyuncu görmeyeli serpilmiş vallahi, Gençsubaylar kadrosunu katsak mı acaba?... Neyse, bizimkiler kendinden geçer, biz de şimdilik güzel hanımefendiyi geçelim. Filmin kadrosunda Gossip Girl'de Chuck Bass karakterini canlandıran Ed Westwick ve One Tree Hill'in Nathan'ı James Lafferty de oynuyor.

Görelim bakalım, ne çıkacak ortaya.

Öylesine Zırvalamalar #1

Son zamanlarda oldukça sıkıntılıydım. Bir takım sorunlardan ötürü sırtımdaki yük iyice artmıştı ve bunu taşımakta güçlük çekiyordum; bir de geçen hafta hatunun beni terk etmesi tuz biber olmuştu sanki. Geçen hafta müzmin kavgalarımızdan birinde bana, “Bıktım senin şu uyuşukluğundan.” demesi ve benim de cevap olarak “Bıktıysan siktir git.” diye atar yapmam sonucu o da gitmişti, üstelememiştim. Bütün günümü içerek ve takiben sabaha doğru sızarak geçiriyordum. Gene böyle günlerden biriydi; saat 17.30 gibi uyanmıştım ve hava yeni kararıyordu. Bir sigara yaktım ve pakette sadece bir dal kaldığını gördüm, okkalı bir küfür salladım...


Acıkmıştım; karşı caddedeki küçük kebapçıyı aradım ve yemeğimi söyledim, yemeği getirirken de, bakkaldan bir paket kısa Winston Soft getirmesini çırağa iyice tembihledim. Yarım saat geçmişti; sokak kapısının zili bozuk olduğu için camda çırağı beklemekteydim; paketteki son dalı da bu süre zarfında tükettim. Kebapçının arabası kapıya gelmişti, hemen otomatiğe bastım ve yukarı çıktım. Paketi açtığımda, müessese ikramı olarak ezme ve salata geldiğini gördüm; salata neyse de ezmeyi pek nadir yollardı köftehorlar. Sofrayı zengin görünce, bari yanında bir şeyler içeyim dedim. Dolapta geçen geceden kalan bir büyük rakı vardı; bir göz attım, iki duble çıkardı. Bardağı doldurdum ve birinci dublemi yemeğimi yerken içtim. İkinci dubleyi de, salonda boş boş otururken bitirdim. Tam o sırada telefonum çaldı; arayan kim diye baktım. Mehmet’miş, kadim dostlarımdan. Telefonu açtım:


- Naber lan?
- İyidir babuş sen?
- N’olsun, sürünüyoruz işte. Bak ne diyeceğim, bir büyük aldım, gel sen de. Biraz dertleşiriz, moralin yerine gelir belki.
- Yok dayı, saol. Evden çıkmaya niyetim yok pek.
- Gel lan işte, biraz açılırsın. Hem sonra cilaları çakar, kokoreççi ile laflarız biraz.
- Bilmiyorum.



İşte bu nokta da bir karar vermem gerekiyordu, düşündüm.


"Devam edecek ya da etmeyecek; keyfim bilir."

Haybeden Gerçeküstü Aşk

Genelde bir kitap okuduğumda ya da film izlediğimde o eserin işleyişi içinde bulunanları da ekstradan takip ediyorsam, tabi bunda onların da göz önünde bulunmak istemesinin alakası var, sanatçı kişiliklerine olduğu kadar şahsi kişiliklerine dair de fikirlerim oluyor kendime göre, çapımca. Bunların illa doğru ya da illa yanlış olması gerekmiyor, aksi ispatlanana kadar -huyum kurusun ki- ön yargılarım olabiliyor.

Fakat ilginçtir ki Yılmaz Erdoğan söz konusu olunca eserleri dışında pek bir fikir oluşmaz bende. Belki de fazla göz önünde bulunmadığından, kendince ve diğerlerine nispeten daha düzenli bir hayat yaşadığından olabilir ama yine de böyle bir ön yargım olsun istemezdim kendisine karşı.

Yılmaz Erdoğan'ın, eğer arada kaçırdığım yoksa, tüm kitaplarını, tiyatro oyunlarını ve filmlerini seyrettim. Kendisine hayranım, icra ettiği her işin hastasıyım. Tüm kitaplarını okudum diyorum da şu an aklıma gelen bir habere göre Feriştah'ın Fantazileri'ni okumadım. Zaten Bir Demet Tiyatro zamanlarından da sevdiğim bir karakter değildir Feriştah, abartılı gelir.

Neyse, uzatmaya gerek yok. Yılmaz Erdoğan denince benim aklıma ilk olarak Sen Hiç Ateşböceği Gördün Mü? gelir. İlk gittiğim tiyatro oyunu değildir ama profesyonel anlamda, ya da şöyle diyelim, oyuncu kadrosu açısından kaliteli ve tecrübeli olan tiyatro oyunları açısından ilk izlediğim oyundur. Galatasaray'ın 4 kırmızı gördüğü, Fenerbahçe'nin derbiyi kazandığı gün. (Hiç unutmam diye başlamak istemedim nedense.) Rapaiç'li, Revivo'lu dönemleri sanırım Fenerbahçe'nin. Dayımlar, babam ve ben maçı izliyorduk. Dayım maçtan sonra gidecekti oyuna, telefon geldi. Biri gelemeyecekmiş, "Sen gelir misin?" dedi dayım. Havalara uçtum, "Gelmem mi?!"

Aslına bakılacak olursa da Yılmaz Erdoğan'ın ve dolayısıyla BKM'nin kanlı canlı orada bulunarak izlediğim tek oyunudur Sen Hiç Ateşböceği Gördün Mü? oyunu. Diğerlerini CD olarak edinip izledim, kitaplar da malum zaten. En sevdiklerimden biri de Haybeden Gerçeküstü Aşk. CD'den izledim, defalarca. CD kayboldu, arkadaşımla internet'te denk geldik, yine izledim. Yine aynı arkadaşta kitabı da varmış, ödünç aldım okudum.

Kadın-erkek ilişkileri üzerine yazılmış, tamamı diyaloglardan oluşan bir kitap. Oyunlaştırılmış olmasına da şaşırmamak lazım elbette. Klasik Yılmaz Erdoğan gözlemleri, yorumlayışı ve mizahı... Daha önce Yılmaz Erdoğan eserleriyle alakadar olmamış olanlar bilmeyebilirler tabi ama aşina olanlar ne demek istediğimi anlayacaklardır.

Günümüzün teknoloji ile aynı doğrultuda gelişen, sözümona modern, aşklarına eleştirel, mizah çerçevesinde bir bakışın oyunu Haybeden Gerçeküstü Aşk. Birisi bu şekilde ya da başka bir şekilde gözümüze soktuğunda aptalca, çocukça gelen ama yapmaktan da eksik kalmadığımız kimine göre gereksiz kimine göre sempatik aşk oyunları, yakınlaşmalar, evlilik öncesi ve sonrası sorunsalları...

Burada yazıyı görüp de merak eden olursa önce kitabı okumalarını, akabinde oyunu seyretmelerini öneririm.

Ha bir de naçizane görüşüm, Demet Akbağ ile harika bir ikili oldukları yönünde. Tabi ki kendileri de farkındadırlar da belirmeden geçmeyeyim istedim. Umarım uzun yıllar ikisini de sahnelerde, beyaz perdede görürüz. (Ben ikisini karı-koca zannederdim küçükken, bu da ufak bir ayrıntı olsun.)

Kitabın da arka kapağında duran diyalog alıntısıyla bitireyim de tam olsun madem;


Adam - Kadınların sıradan bir evden çıkış hadisesini neden bu kadar ciddiye aldığını anlamıyorum. Sanki bir daha dönmeyeceğiz. Gidip evin bahçesinde köfte yiyeceğiz hepsi bu!
Kadın - Ona barbekü partisi deniyor canım.
Adam - Öyle mi? Köftelerin bundan haberi var mı? Yoksa bizim salak köfteler aşağılık bir mangalda can vereceklerini mi düşünüyorlar? Halbuki ne kızarması, parti kuruyor angutlar haberleri yok.
Kadın - Amma konuştun ha... Geliyorum tamam.
Adam - Gitmek istemediğim bir yere sayende acele ediyorum ya, ben asıl ona yanıyorum.
Kadın - Neden gitmek istemiyormuşsun?
Adam - Çünkü köfteleri mangala dizecek olan kişi senin eski sevgilin.
Kadın - Yine mi aynı konu?
Adam - Evet, aynı konu!
Kadın - Aşkım o yıllar önceydi.
Adam - Ama o yıllarda da sevgililer sevişiyordu.
Kadın - Eee?
Adam - Ne demek eee? Adamın senin memelerine bakıp, siz bir de bunları benim zamanımda görecektiniz, diye düşünmesi beni rahatsız ediyor.

Rijkaard for Chelsea?

Scolari'nin yerine gelen Hiddink'in, Rus milli takımıyla olan sözleşmesi yüzünden yazın takımı bırakacağı yönünde haberler çıkmaya başladı. Yerine gösterilen en büyük aday ise Mourinho'dan sonra da takımın başına geleceği konuşulan Frank Rijkaard. Hatta taraflar arasında resmi olmayan bir anlaşmaya varıldığı, Rijkaard'ın daha önce Hollanda milli takımında birlikte çalıştığı Hiddink'le de bir görüşme yaptığı söyleniyor. Bu görüşmede 2010 Dünya Kupası'ndan sonra Hiddink'in Rus milli takımından ayrılıp, Chelsea'de Rijkaard'la birlikte çalışma ihtimali üzerinde durulduğu spekülasyonlar arasında.