12 Ağustos 2008

Huzur İçinde Yat Can Yücel


Başka türlü birşey benim istediğim,
Ne ağaca benzer ne de buluta;
Burası gibi değil gideceğim memleket,
Denizi ayrı deniz, havası ayrı hava;
Nerde gördüklerim, nerde o beklediğim
Rengi başka, tadı başka.

Dibi Kaynıyor Dünya'nın



Atalarım kaçmışlar İkinci Dünya Savaşı zamanında, önce Artvin-Batum'a ardından da Sakarya'ya. Hâlâ ailemde Gürcüce konuşulur, folklor oyunlarını neredeyse herkes bilir ve hatta Türk değilim, Gürcüyüm ben ve Hristiyan'ım diyen de mevcuttur. Bu kadarı bana abartı gelse de, Gürcü olmaktan gurur duyuyorum diyemeyecek kadar hiç oralara -hatta Artvin'e bile- gitmemiş olsam da soyum oradan gelmekte.

İşte bu yüzden bir yanım iki aç köpek; biri tabakhane'ye demokrasi götüren siyonist tabanlı şımarık Amerika, diğeri özenti komünistlerimizin, komünistliğin özünü kavrayamadan tapındığı soğuk ülke ve Aksaray-Karaköy hattında çalışan hayat kadınlarıyla ülkemizde ün salan Rusya. Arada da benim gariban soyum, Gürcistan.

Nasıl oluyor hâlâ anlam bile veremiyorum. Amerika'nın Saakashvili ve Soros ile içine ettiği ülke hâline geldi Gürcistan. Oysa ki ben o güzel şaraplarını anlatmayı yeğlerdim şimdi burada bu yazıyı yazacağıma.

Adapazarı'ndaki Türk ordusundan bile az ordusuyla sırf Amerika'nın NATO desteğine ve ülkelerine verecekleri destek için Irak'a asker yollama pazarlığına girdiler. Bununla yetinmeyip yine ülkemizde bol bol bulunan ve benim hep bunları kardeş bildiğim "Abhazya - Güney Osetya" yönüne doğru ilerlemeye başladılar.



Acaba nasıl Amerika'nın neredeyse Irak'a bile başkalarının askerleri dururken kendi askerlerini yollamayacağını göremeyecek kadar kör oldular? Yükselen petrol fiyatları, füze kalkanı derken tekrar yavaş yavaş Süper Güç hâline gelmeye başlayan Rusya'nın yeterince tepkisini çekmişken daha fazla üstlerine gitmeye Amerika nasıl cesaret edebilir ki? Bunları düşünememiş olmalarının altında ağır bir uyuşturucu tahribatı olması gerektiğine inanıyorum.

Ve iki gün sonra geri çekildi Saakashvili. Başkanlık sarayından bile sınırlara yığılan Rus ordusunu görebilirdi zira. Açgözlülük böyle bir şey olsa gerek. Bağımsızlığını kazandıktan sonra daha fazlasını istemek? Ancak Pepsi reklamlarında olabilirdi.

Bu konu hakkında asıl şaşırdığım şey ise Rus ve Gürcü gazetelerinde bu pis işte adı geçen bir Türkiye'nin olması. Suçluymuşuz çünkü Gürcistan'ı Rusya'ya karşı destekleyip bir de 45 Milyon $'lık askeri yardım ve yüksek teknoloji silah satmışız.



Türkiye diyeceğim içim el vermiyor. Tayyip ve Gül diyelim ki Amerika'ya yalakalık yapmak için paravan olmayı kabul edip böyle bir yaptı diyelim. Hangi kaynakla bunu yaptı? O son teknoloji bizde ne ara üretildi de başkalarına satılmaya başlandı? Ben bunu anlayamıyorum ama ateş olmayan yerden de duman çıkmaz. Bu kadar uzun boylu olmasa bile bu ülkenin -ne yazık ki- başındakilerden birilerinin bu işlerde parmağı olduğunu düşünüyorum ve hepsinin köküne kibrit suyu dökmek istiyorum, gün gelir elbet.

Evet, belki Gürcü olmaktan gurur duyuyorum diyemesem de atalarımın oradan geldiğini biliyorum, zaten nefret ettiğim şu pis "dünyevi" oyunların da onun tepesinde döndüğünü görünce üzülmekten başka bir şey yapamıyorum.

Kopacaksa kopsun kıyamet? İyi olur. Kopsun da bu dünya yanınıza kâr kalmasın.

You Don't Mess With Me!




Waterboy
ile başladı Adam Sandler sevgim ne de hoşuma gitmişti o film. Akabinde herhalde zat-ı aline hayran kaldığım; Anger Management! Spanglish, The Longest Yard, 50 First Dates, CLICK, Reign Over Me derken Adam Sandler hastalığı tavan yaptı bende.

You Don't Mess With Zohan'dan haberim bile yoktu. John Stewart'a konuk oldu, orada öğrendim. Çok övüldü falan, kısa bir bölüm gösterildi hoşuma da gitti. "Güzel film herhalde" dedim ve beklemeye koyuldum.

Gel gör ki izlediğimde büyük bir hayal kırıklığı yaşadığımı belirtmek istiyorum. (Bundan sonrası Spoiler içerebilir. Gerçi ne yazacağıma dair bir planım yok hoş. Bodoslama gidiyorum ama söyleyeyim yani)

Filmin başı güzel. O göt kadar topu sektirip en son kıç deliğine sokması hadi bir nebze güldürüyor desek de ileriki sahnede balığı falan sokması "Ne oluyor lan?" dedirtiyor.

Genel teması Filistin ve İsrail'i ti'ye almak ama bunu Recep İvedik tarzında yapmak Adam Sandler'a yakışmadı zannımca.

Bir haltlar yazarım herhalde diye spoiler alert moduna da girdik ama sanırım daha fazla yazmak istemiyorum çünkü benim gözümde hakikaten değersiz, savaş gibi kötü bir durumu kötü bir şekilde ti'ye almaya çalışan, abartı sulu bir komedi filmi olmaktan öteye gidemeyecek. Cinsellikle alakalı sulu espiriler de bizimkileri aratmadı. Ekipte Türk de göremedim gerçi.

11 Ağustos 2008

Post Rock


1990'lı yılların ortalarında boy göstermeye başlayan, deneysel alt yapılar yaratmaya yönelik temel rock enstrümanları ile birlikte arka planda bazen klasik, bazen elektronik, bazen de caz öğeleri ile pekiştirilen bir Rock Müzik alt kolu diyebiliriz özet olarak.

Ben ise arkadaşımın tavsiyesine dayanarak Mogwai'nin Glasgow Mega-Snake'i ile tanıdım. Daha sonra God Is An Astronaut, Explosion In The Sky ve Kafabindünya ile devam eden bu serüvenden dayanılmaz bir haz alıyorum. Yeni yeni keşfediyorum bir çok grubu, meğer ne de çok sanatçı varmış bilmediğim. Araştırdıkça yeni şeyler buluyorum.



Grupların merkezinde daha çok Britanya ve İskandinavya'yı görüyoruz. İrlanda ve özellikle İngiltere'nin başarılı işler çıkardığı bu dalda, Norveç ve İsveç de yadsınamaz katkılar yapıyorlar. İskandinavya ve Britanya dışında Kanada'da da gayet sağlam Post Rock grupları bulmak mümkün.

Post Rock'ın, bazı noktalarda; ve hatta çoğunda, Art Rock ile yolları kesişmektedir.

Geneli sözsüz yapılan ve enstrümanların melodik duygusunu ortaya çıkarmaya çalışan bu şarkıların aleni olmasa da bir felsefesi bulunuyor bana göre. Tanrı, uzay ve uzaylı yaratıklardan esinlerek koyulan grup isimleri bolca mevcut. Bunu da dogmatik olan bu yargılar hakkında bir şeyler söylemek yerine düşündürmek ya da kendinde o duyguyu bulabilmek adına bu şekilde yapıldığını düşünüyorum. (Düşündürmüş bak hakikaten)

Örnekler vermek gerekirse bu gruplara;



Mogwai, God Is An Astronaut, Explosion In The Sky ve Godspeed You Black Emperor benim favorilerim. Biraz Art Rock ile kesişmelerine de değinecek olursak bana her zaman gizemli gelen Björk'ün memleketi İzlanda'dan da tanıdık bir grup, Sigur Rós'u, görmek pek de keyif verici. Bir de belki ucundan kıyısından alt yapılarından ötürü Blonde Redhead de Post Rock'ın, Art Rock ile kesiştiği noktada bu gruba dahil edilebilir.

Bunun dışında Russian Circles, Do Make Say Think, Change of Plans, Mono, Black Moth Super Rainbow, Magyar Posse, Destroyalldreamers, Flying Saucer Attack, Tortoise gibi gruplar da tadına bakılası Post Rock gruplarıdır.

Mogwai - Summer ile yazıma "Ahanda buna benzer bir şey işte tüm bu yazdıklarım" dercesine bir son veriyorum. İyi dinlemeler.

Tandem Vurdum Hayatımdan...

Kafamda hayata, hayatıma dair öyle güzel yağlı boya resimler var ki ve kare kare fotoğraflar, sıkı filmler ve bir sürü melodi; hiçbirini yapmayacağım için mutluyum.

Hayat ebemin .mnı tersten görmek olsa ne güzel olur. Mazoşist değilim gerçi, kendimle barışık "peace bro" geçinen bir insanım ve sizleri de böyle görmek daha da bir mutluluk verici olsun diyelim.



Sıkı sıkı saralım çarşafa kendimizi, bir nefeste çekelim. Üşümeyelim hiç. Darağacımızın ipi olmasın, kravat takalım. O kadar çalışıp okuduğumuza değsin bari.

"İmdaaaaaaaaat! Komünist var!"
"Bağırma lan beyinsiz, değilim! Benimle sevişir misin? Çok yalnızım bu gece."
"İmdaaaaaaaaat! Emperyalist var!"
"Yok artık! Eşşeğin z.ki var!"

Herkes uyuşturucu kullanıyor, kimi kandırıyoruz ki? 22 senedir televizyon seyrederim, ben böyle g.t görmedim! 6-7 senedir internete girerim, ben "onu bu halde hiç görmedim!".

"Elleyelim bacım"
"Hadi be oradan pörvırt"
"Sensin pörpırt! Elletmek elli kuruş. He de yolumuzu bulalım biz de"
"Ay çok disgasting bir insansın sen!"
"Biz kasti bir şey yapmıyoruz bacım, ekmek parası"
"Hah! Mani for nafing!"
"Nading elz madırz, fadırz, çıldrınz."
"Vaaaaaov!"
"Vaaaaaav! tabi tarrağam... Bilmiyoruz sanki o göt kadar ekrana çıkmak için yaptıklarınızı, sidir gid lan! Seni elleyeceğime nasır tutar ellerim"



Hepimiz akıllıyız, kimi kandırıyoruz ki? O kadar zekiyiz ki açlıktan nefesimiz koksa bile s.kindirik saçlarla imitasyon donları götümüze geçirmeyi bir delik uğruna marifet sanıyoruz. Hayvanlığımızı bile bile hâlâ figürler yapabiliyoruz kapı gıcırtısına. Love is gonna save us? Babayı...

"Bebişim"
"Efendim canım"
"Seni aramak çok kontörümü alıyor ya"
"Eee?"
"Sen de vodafona geçsene"
"Vodafon budafon, ne farkeder? saçmalama"
"Ama bunun beş dakkası bir kontör."
"Sanırım ilişkimizin de kontörü bitiyor, sen şöyle kenara geçsene."
"Efendim?"
"Ara verelim bir müddet diyorum"
"Tamam açık kalsın telefon, beş dakikası bir kontör"

Ama akıllı millettiz vesselam. Salak diyene, aptal diyene kızıp ana avrat küfrederek onu vatan haini bile yapıyoruz ve onun anası bunları haketmiş oluyor da bizimkiler melek! Çünkü harbiden akıllı milletiz. Biri dese ki açık açık (Şimdilik ima ediyorlar gerçi) "Lan oğlum satıyoruz ülkeyi harbi harbi. Bize oy verin size de üç beş bir şey atarız"; "Ulan açlıktan nefesimiz kokacağına az buz bir şey alırız da kenara koyarız, oğlanın bu senekiokul masrafları çıkar"der. Elalemin anasına küfreder, ilk fırsatta anasıyla birlikte Anadolu'yu satar.



Gülmeye ihtiyacımız var, özellikle bu dönemde. Niye ki? Bu dönemin neyi var, adet mi geçiriyoruz ülkece? İvediklik ve ivedilikle yapılan her şeye gülüyoruz. Saçma sapan şeyler... "Röööööööh" diyor biri "Ahahahaha nasıl korkuttu lan!" ve biri osuruyor; "Ahahahaha aynı ben!". Cesaret veriyoruz, teşvik ediyoruz. Sokarım tüketici haklarına, getir biz tüketiriz.

Ayağını yorganına, başını türbanına, kıçını rüzgara doğru uzat ki sulu sıçasın. (Caddebostan Sahili)

"Devir tasarruf devri! hepimiz biraz kemerleri sıkalım"
"Uzay devri değel miydi yav?"
"Uzay mı? Iyyy kıro! Bitti o oğlum. Hiç mi gazete okumuyorsun?"
"Tamam da başbağaaaaanım, siz niye sıkmıyorsunuz?"
"Ben selamettin giyime bol diktiriyorum peşin peşin"
"Desenize haggaten diktatörlükle yönetiliyoruz gizli gizli"

Değer verdiğimiz her şey ölüp gidiyor ellerimizde, sonra gömüyoruz onu ve basmasınlar diye bir tahta parçası koyuyoruz üstüne. Neden? "Rahat uyusun". Uyusun tabi mnkym! Uyutmadınız adamı hayatı boyunca. Gerçi uyuttunuz da... Neyse.



Ama hep sevdik biz birbirimizi çelişkilerimiz, farklı yönde doğrularımız olsa da. Öküzdük biraz ve birbirimize ayna tuttuk yıllarca. "Hahaha sana geçti, sana!"; "Hayır oradan da sekti aslında, sana geldi en son gördüm ben!"; "Sonra şey oldu böyle, ııııımhhhh evet evet. Sana geçti!"; "Sana"; "Sana" Tartışsak da hep soracağımız biri oluyordu kısmen; "Ayna ayna, söyle bana! Senden adi o. çocuğu var mı şu dünyada?"; cevap verdi ayna; "Bana ne dersen on katı sana..."

Sevdik birbirimizi ve bir gün söyledik bunu, aynı anda; "Seni seviyorum!" Düşündüm ki, bu söz o kadar güzel ki her güzel şey gibi çok kez ırzına geçildi ve artık hayvan terli, meryem kirli...

"Cips, kola, kilit kadın! Sus konuşma! Ben adını söyleyene kadar konuşamazsın ve adını bilmiyorum. Bunun adı elveda!"

I Love 90's - Vol 1 -


Şef'e dedim ki; "Ne ayaksın? Naber aaafız?". Artık nasıl dertlenmişse; "Sen de benim gibi 90'ları özlüyor musun ara sıra balkonda bir cigara yaktığında"; "Özlemem mi lan?" dedim.

Bazıları var ki harbi özlemişiz, evet. Zaten sığdıramadım ikiye böldüm. Vol 2 gelene kadar en iyisi bu.

Zi zo fifu kalın.

10 Ağustos 2008

Aslan Parçası


"20-25 gün önce 125 kilo silkme yaparken sakatlandım. Şimdi bu sonucu görünce çok üzülüyorum ..."

Sakatsan orda ne işin var Nurcan ? Sorarlar adama...

Sunrise and Sunset



Müzik: Kafabindünya - Binlerce Özür

09 Ağustos 2008

Hürriyet İstiyoruz, Zürriyet Değil!


Bu yaz Hürriyet Gazetesi'ne şöyle bir göz atanlar bilir. Hürriyet Gazetesi ve TCDD işbirliğiyle 1 Temmuz'da, Kars'tan, "Hürriyet Hakkımızdır" sloganıyla yola çıkan bir tren var ortada. Bu trenle gazete yazar ve çalışanları belirli garlara uğruyor, halkın nabzını tutuyor ve buralarda çeşitli konser vs. organizasyonlar düzenleniyor. Her gün de gazetenin 4.sayfasında bunun haberi veriliyor. Düşünmeye başlıyorum... Vay be! Şu bizim Hürriyet, Aydın Doğan'ın değil miydi? Şu hızlı kapitalistlerden; kişisel çıkarları için iktidarın yılmaz savunuculuğunu yapan, bu uğurda gazetecilik etiğine aykırı bir şekilde kurum içindeki muhalif sesleri kesmeye çalışan, sansürleyen... Çalışanlarının sendika üyesi olması yasaklanan gazete de Hürriyet değil mi? Ya da bir ölüm haberinde bile "Seksi fotoğrafları için tıklayınız." mantığıyla magazin haberciliğini ilke edinmiş gazete Hürriyet değil mi? Bırakın bu ayakları, neyin ne olduğunun farkındayız. Biz özgürlük istiyoruz, kendine demokrat, kendine özgürlükçülük değil. Temiz ve özgür bir basın istiyoruz. Biz hürriyet istiyoruz, zürriyet değil!

08 Ağustos 2008

Dünya Delikanlı Olsaydı...



"Savaş dönemiydi. Nasıl zorluklar çektik tahmin bile edemezsin evlat. Açlık diz boyuydu." derdi dedeler.



"Savaş yoktu sevişecek birilerini arıyorduk. Gel gör ki bir kızın elinden tutmak bile çok büyük bir olaydı bizim için, nereye sevişiyorsun? Açlık diz boyuydu" dedi babalar.



"Savaş vardı, sevişecek kadın boldu. Gel gör ki açlık yine de diz boyuydu" diyeceğiz çocuklarımıza.

Hiçbir şeye doyamadık ki...

07 Ağustos 2008

Genç Libero





Gittigidiyor bir yıldızını daha satış listesine koydu. Fakat bu sefer Gittigidiyor.com kargo ve oyuncunun tüm alacaklarının transfer eden takımın ödenmesi isteniyor. Dünya devleri bu star için yüksek meblağlı kargo ücretini gözden çıkarmış durumda.

İtalyan asıllı Fransız bulvar gazetesi Sambig Okazyons'a göre Chelski'nin patronu İbrahimovic bu genç libero için Gittigidiyora 10 milyon dolar, oyuncuya ise yıllık 5 milyon dolardan üç yıllık mukavele önerdi. Kargo ücreti ile birlikte tüm masraf 50 milyon doları buluyor.

İbrahimovic FBTV'ye yaptığı açıklamada; "Oğlum Lampard'ı satma baba, FM'de Freddy Adu'yu bir de Gittigidiyor'da şöyle bir Genç Libero buldum. Onları da kesinlikle takıma kat dedi ve ben de oğlumu mutlu etmek için her şeyi yaparım." diye konuştu.

Yüksek traşlı magazin dergisi YELLE ise çapkın manken Şelale Benimoyumsanakoyar'ın geçen gece Zortie'den enseye şaplak göte parmak çıktığı ve adını sır gibi sakladığı sevgilisinin bu Genç Libero olduğunu öne sürdü.

Sigaramızı uzattığımız Genç Liberortaylı "Beni kulübümden kimse aramadı. Ülkeme terliğimi almak için dönmüştüm ama bir de baktım ki kontratım feshedilmiş. Sinam Eki ile idmanda su savaşı yaparken İbrahim Vatanbölünmez ile yaşadığım kavgayı da sakatlığıma katarak beni göndermeye çalışıyorlar. Aziz Zeus, sakatlığım döneminde benim takıma destek bile olmadığımı söylüyor, yalan! Otele geldim, boş oda yoktu. İğrenç bir dünya'da yaşıyoruz. Hepimiz öleceğiz!" dedi.

Douglas McGiven
Selçuk Üniversitesi Fikri Elma Isaac Newton Tesisleri, Konya, Kat 3, Numara 2

06 Ağustos 2008

Dün

Her şeyi isterim, çekinmem
İstediğim her şeyi aldırırım
Aldırdığım her şeyi kırarım
Kırdığımın ardından ağlarım
Sanki ben kırmamışım gibi utanmadan
Bir yenisini isterim annemden
Bir yenisini alır annem de

Ama seni isteyemem
Çünkü seni ben kırmadım
Kırdıysam da söyle
O zaman büzerim dudaklarımı
Ama seni yeniden isteyemem
-ki ben hâlâ sana yazıyorum-
İstesem de gelmeyeceğini biliyorum

05 Ağustos 2008

Edep Ya Hu!


Resim Hürriyeti'n internet sitesinden. Steaua Bükreş ve Partizan'ın Avrupa kupalarından ihracı ile ilgili bir haber. İhraçla karşı karşıya deniliyor, detaya girmiyorum. Beni rahatsız eden tarafı ise bunun müjdelik bir yanının olmaması. Haberi giren arkadaş o kadar kör ki, bunun müjdeyle yakından uzaktan alakası olmadığını göremiyor. Böyle bir ihtimalin varlığını müjde diye nitelendiren bu mantık, olası bir ihraçta milli bayram ilan edilmesini talep eder ihracın açıklandığı günü.

Ne müjdesi kardeşim, ne bayramı. Ön eleme oynamadan mı girelim Şampiyonlar Ligi'ne? Sonra ne olacak peki, Bükreş'i eleyemeyecek seviyedeki Galatasaray n'apıcak 3. torbadan Juve'nin girdiği grupta? Haketmiyorsak girmeyelim, çok net. Hiç kimsenin spor etiği dışına çıkıp böyle bir habere müjde etiketini yapıştırmaya hakkı yok. Kör taraftarların işi o, bilinçli ve tutkulu olan taraftarın değil.

Buna da şükür ama, daha önce rakip takımın dinamo oyuncusu sakatlandı diye müjde verdikleri de olmuştu. Nedir arkadaş bu? Edep ya hu..

Gizli Forvet




Kime sorduysam tanımıyor. Ben ise Cnbc-E'de CSI:NY ve bir iki dizinin daha sonunda adını görünce dikkate aldım. "Kim ulan bu adam? Her dizide producer olmuş. Yoksa Amerika'da dizi sektörünü elinde tutan yeni bir Yahudi mi peydah oldu?" demiştim kendi kendime ve dizi-film sektöründe bayağı aktif oluşunu tuttursam da yahudi olup olmadığı konusunda bir fikrim yok.

Bahsettiğim adam Jerry Bruckheimer.(Aslında tam Alman göçmeni Yahudi soyadı ya, neyse. Ne farkedecek yahudi olması bilmiyorum.) Biraz araştırdığımda hastası olduğum bir çok projenin producer'ı olarak karşıma çıktı. Onu geçtim soundtrack yapmışlığı, fotoğrafçılığı ve 5 tanesi emmy olmak üzere 14 tane ödülü var. İnsanüstü bir yaratık diyebiliriz kısaca. Bir de yaptığı işlere bakalım;

Producer

CSI: NY
CSI: Miami
Without a Trace
Cold Case
Deja Vu
Karayip Korsanları Üçlemesi
King Arthur
Bad Boys 1-2
Black Hawk Down
Pearl Harbor
Coyote Ugly
Armageddon
Top Gun
Flashdance
American Gigolo

Helal olsun diyorum. Takipçisiyiz, tanımasak da pek; yahudi olup olmadığını bilmeden. İyi iyi.

La Fa, La Sol İsmail!


MUTLU YILLAR SVETLIN

One Hit Wonder

Şef'in listesine bu hafta gecikmeli de olsa duyunca hatırlayacağınız "Harbi lan ne güzel şarkıydı, ne oldu ona?" diyeceğiniz; 80'ler, 90'lar ve 2000'li yıllardan şarkılar ekledik. Bunların çoğu bir anda parlayıp sönen şarkıcılar ya da gruplar olsa da bazı istisnalar mevcut. Onlar da tek hit ile kaybolmamış olsa da biraz daha çırpınanlardan ibaret. İyi dinlemeler diliyorum.



Afroman - Because I Got High



AHA - Take On Me



BahaMen - Who Let The Dogs Out



Des'ree - Life



Emilia - Big World



Los Del Rio - Macarena



Sugar Hill Gang - Rappers Delight



The Verve - Bitter Sweet Symphony

03 Ağustos 2008

Formula 1 ING Magyar Nagydij 2008 - Race



Klasik bir Macaristan yarışı izledik genel olarak; geçişi az, sıkıcı ve sıcak. Startta Massa'nın çok önemli atağı, Hamilton'ın lastiğinin patlaması, Kimi'nin Alonso'yu 2. pit stoplarda geçtikten sonraki atağı dışında pek heyecan verici bir olay yaşanmadı. Massa geçen yarıştaki basiretsizliğini affettirecek bir start ve ardından istikrarlı bir yarış geçirmesine rağmen bitişe 3 tur kala motor patlatarak yine hayal kırıklığı yaşattı. Tabii sorun otomobilden mi, yoksa Massa'nın pilotajından mı kaynaklandığını bilemediğimiz için kendisinde direk suç bulmuyorum. Fakat son turlarda Kovalainen'den 2 sn. daha yavaş turlar atıyordu ve böyle sıcak havalarda uzun süre yüksek tempoda gittikten sonra tempo düşürmek motorda problemlere yol açabiliyor, bunu da düşünmek lazım.





Pos
Driver Team



1
Heikki Kovalainen McLaren-Mercedes



2
Timo Glock Toyota



3
Kimi Räikkönen Ferrari



4
Fernando Alonso Renault



5
Lewis Hamilton McLaren-Mercedes



6
Nelsinho Piquet Renault



7
Jarno Trulli Toyota



8
Robert Kubica BMW Sauber



9
Mark Webber Red Bull-Renault



10
Nick Heidfeld BMW Sauber



11
David Coulthard Red Bull-Renault



12
Jenson Button Honda



13
Kazuki Nakajima Williams-Toyota



14
Nico Rosberg Williams-Toyota



15
Giancarlo Fisichella Force India-Ferrari



16
Rubens Barrichello Honda



17
Felipe Massa Ferrari



18
Sebastien Bourdais STR-Ferrari



Ret
Adrian Sutil Force India-Ferrari



Ret
Sebastian Vettel STR-Ferrari


Zico & Aziz Yıldırım

Zico Begins

Aziz Yıldırım'ın ne yaptığını bilmediği 42 kayıp günün ertesinde takıma geldi. 99 yıllık Fenerbahçe tarihinin en sıkıntılı dönemlerinden biri olduğu kesin. Üstüne 100. yılda başarılı olma baskısı cabası. Tecrübesizdi, Avrupa futbolu hakkında öğreneceği çok şey vardı. Takımın en değerli oyuncusu Anelka, ayrılmayı kafasına koymuştu. Velhasıl kelam Fenerbahçe 100. yılına girerken Dinamo Kiev karşısında oynadığı ön eleme maçlarına 3 yabancıyla çıkabildi. Can Arat'ın içinde bulunduğu bir savunma ve CL rüyası, ironik. Tebrikler Aziz Baba!



Zico kadrosunu toplayabildiğinde ligin 6. haftasına gelinmişti. Buna rağmen takım sezonu forse ederek, derbilerde rakiplerine büyük üstünlük kurarak rahat bir şampiyonluk kazandı. Çok eleştirilen Zico, her zaman hatalarından (biri hariç) ders aldı. Sakarya deplasmanında alınan mağlubiyetle birlikte, Daum'un 3 sezon boyunca oynattığı sistemine geri döndü. Doğrusu da buydu. Fenerbahçe gibi o da kendini geliştirdi. Avrupa'da bir sene sonra neler yapabileceğinin sinyalini verdi.

Aziz Yıldırım Forever

Aziz Yıldırım'da boş durmadı tabi bu arada. Fenerbahçe'nin en büyük değerinin yuvadan uçmasına göz yumdu. Sonra b.ku menajerlere atıp sıyrıldı. Tuncay Şanlı'nın sözleşmesinin sezon sonu biteceği, kendisiyle 3 yıllık anlaşma yapılan 2004 yılından beri biliniyordu. Denizli faciası sonrası (dikkat klişe geliyor) Tuncay'ın önüne boş mukavele koyulsa, imzalayacağına eminim. Pek çok futbolcu gibi Tuncay'da kendisini kulübe karşı borçlu hissediyordu ve Tuncay'ın o sırada pazarlık yapabilecek karakterde bir oyuncu olmadığını düşünüyorum. Zaten takımının en değerli genç oyuncusuyla 3 yıllık sözleşme imzalamanın manasını da çözebilmiş değilim ya neyse...

Geçtiğimiz yaza Roberto Carlos bombasıyla girdik. Amaan geçtiğimiz sezon işte hatırlatmaya gerek yok. Fenerbahçe tarihinin Avrupa'da Nisan ayında maç yaptığı ilk sezondu sanırım. Kupa 1'de elde edilen başarılar herkesi gaza getirdi. Beni asıl gaza getiren olaysa Sevilla deplasmanı sonrası Aziz Yıldırımın'ın açıklamalarıydı. Birçok klüp başkanı o gazla kalkıp '' şampiyonluk bizim, CL bizim'' tarzında taraftarlarını coşturacak açıklamalar yapardı. Fakat Aziz Başkan, önemli olanın her sene bu seviyelerde mücadele etmek olduğunu ve bunun için istikrarın şart olduğundan dem vurdu durdu. ''Ahanda'' dedim. Şimdi bir ''Avrupa kulübü'' olduk. Yoksa yemişim 2 milyar dolar bütçeyle dünyanın en pahalı klübü olma unvanını. Takımının en önemli oyuncularını elinde tutamadıktan sonra...


Galatasaray maçıyla birlikte kaybedilen şampiyonluğun ardından Aziz'in içindeki canavar tekrar ortaya çıktı. Açıkçası Türkiye Süper ligini kazanamamanın benim için bi sakıncası yok, CL'ye katılabildiğimiz sürece. Çünkü ertesi sezon yine siz şampiyon olacaksınız. Hadi en fazla 5 sene beklersiniz, herhangi 3 büyük takımın taraftarıysanız. Fakat Aziz Başkan elden kaçan şampiyonluğun faturasını Zico'ya kesti.

Sevaplarıyla, günahlarıyla bir Zico geçti Fenerbahçe'den. Yıllar sonra, CL'de çeyrek final oynatan hoca olarak hatırlayacağım ben kendisini. 2007-2008 sezonunda kaçırılan lig şampiyonluğunun mimarı olarak değil.

02 Ağustos 2008

Formula 1 ING Magyar Nagydij 2008 - Qualification



Pos
Driver Team



1
Lewis Hamilton McLaren-Mercedes



2
Heikki Kovalainen McLaren-Mercedes



3
Felipe Massa Ferrari



4
Robert Kubica BMW Sauber



5
Timo Glock Toyota



6
Kimi Räikkönen Ferrari



7
Fernando Alonso Renault



8
Mark Webber Red Bull-Renault



9
Jarno Trulli Toyota



10
Nelsinho Piquet Renault



11
Sebastian Vettel STR-Ferrari



12
Jenson Button Honda



13
David Coulthard Red Bull-Renault



14
Sebastien Bourdais STR-Ferrari



15
Nico Rosberg Williams-Toyota



16
Nick Heidfeld BMW Sauber



17
Kazuki Nakajima Williams-Toyota



18
Rubens Barrichello Honda



19
Giancarlo Fisichella Force India-Ferrari



20
Adrian Sutil Force India-Ferrari



01 Ağustos 2008

14 Milyon Avronun Kurası


Malum şampiyonlar ligi ve UEFA Kupası ön eleme kuraları çekilmekte, hatta bu yazı bittiğinde çekilmiş de olacaktır. Belirtmek istediğim, şampiyonlar liginde gruplarda elenen bir takımın bile olası kazanç şansı 13-14 milyon avro civarında. Galatasaray'a çıkması olası olan Juventus, Arsenal, Barcelona, Liverpool, Schalke ve Fenerbahçe'nin de muhtemel rakiplerinden Atletico Madrid ve Dinamo Kiev eğer kurada denk gelirse, özellikle Galatasaray için oldukça büyük zarar demektir. "Bu parayı elde etmek için Florya'da petrol kuyusu çıkması lazım" diyor Ahmet Çakır, haklı gerçekten de. 14 milyon avro ne yukarıdaki takımlara koyar, ne de Fenerbahçe'ye. Ancak Galatasaray'a dokunur bu miktar. Yazık olur yapılan transferlere, satılan kombinelere. Geçen senenin kahramanı Skibbe, sanadır çağrım. Borcunu öde bu taraftara.