Merhaba; adım Lloyd… Eskimeye yüz tutmuş ve unutulmuş bir otelde barmen olarak çalışıyorum.Buralarda hayatın nasıl geçtiğini tahmin etmeniz çok zor. Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve 10 metre kar… Bir de üstüne yalnızlık tabi. Sıkıntıdan her gün bardak siliyorum ve bu işte artık bir usta olduğumu söylemekten çekinmiyorum.
Yalnızlık diyorum ama geçen hafta yepyeni bir aile geldi otelimize, yıllar sonra. Bay Jack, Bayan Wendy ve küçük çocukları… Jack bir yazarmış ve yazmak için yalnızlığa ihtiyacı varmış. Otelimizi seçmesinin nedeni buymuş kendisinin dediğine göre. Jack her gün gelirdi buraya, bir bardak bourbon içer ve giderdi. Bayan Wendy ve oğlu gelmedi… Jack biraz bahsetti.Bayan Wendy biraz çekingenmiş sanırım. “Bey sen rahat rahat yaz. Ben yemek falan yapar çamaşırları da yıkarım. Vaktim kalırsa sen daktilo başındayken leğenle su getirir ayaklarını ovarım” modunda bir bayanmış sanırım. Çocukları da sünnet olmuş otelde haberimiz yok. İnsan pilavından getirir di mi? Neyse… Çükünde karton kutuyla geziyormuş, öyle demişti Jack. Bu da geceleri duyduğum çığlıkların ve Jack’in elinde sürekli gördüğüm baltanın açıklayıcısı olan bir konuşmaydı…
Tabi bununla da bitmiyordu. Bir ara gözü dönmüş bunun gitmiş rujla kapıya Anastas Mum Satsana yazmış… Jack de takım elbisesini giyip nasıl durduğunu merak edip aynaya bakınca farketmiş. “Lan bu tersten okununca da aynı, düzden okununca da aynı” diyip tırsmış bir an için.