20 Nisan 2009

Pazar Sporu

Berege'den;

Tatil için memlekete dönmüşken yaptığım yegane faaliyet TV'de spor müsabakaları izlemek oluyor. Dün gece başlayan NBA play-offlarını her ne kadar banttan takip edebilmiş olsam da, sonucunu bilmediğin maçı izlemenin canlı bir maçı izlemekten bana göre bir farkı yok.

Sağolsun Ntv, Cleveland- Detroit maçını yayınlamayı uygun görmüş; Doğu'nun ilk ve son sırası arasındaki farkı seyircilere yansıtmak açısından oldukça iyi bir maç oldu bence. Artık miyadını doldurmak üzere olan bir Detroit ile takım ruhunu ve oyununu en üst seviyede tutan bir Cleveland arasındaki mücadele ilk turun bundan sonraki maçları hakkında az çok bir fikir oluşturdu benim kafamda. LeBron atsın Cleveland coşsun tarzı bir oyun artık kalmamış Cavaliers'ta bunu açıkça söyleyebilirim. Nerede okuduğumu şu anda hatırlayamıyorum ancak Cavs'in yeni hücum koordinatörünün diğer oyuncuları oyuna dahil eden setlerini maç boyunca gördüm ve bu Cavs'in karşılaşacağı herhangi bir LeBron kuraklığını, Mo Williams başta olmak üzere diğer oyuncular nezdinde aşılabileceğini hissettirdi bana.

Cleveland - Detroit maçının Pistons cephesinde ise maçı izlerken aklıma sürekli Gökhan Özşahin'in sözleri geldi: “Michael 'Acur' Curry haddini bil!“, “Sistem ile oynama Acur, canın yanar.”, “Iverson: Cevap mı Soru mu?”. Bugüne kadar seçimleriyle Pistons'ı geçtiğimiz 5 yıl içinde istikrar abidesi yapan Joe Dumars, Michael Curry gibi oyunculuğundaki tek başarısı Oyuncular Birliği Başkanlığı olan ve saygınlığı konusunda ciddi şüpheler olan birini koç olarak takımın başına atadı. Koç seçimini bu yönde kullanırken takımın oyun kurucusu Billups'ı, Iverson karşılığında takas etti. Belli bir sistem içersinde oynayıp başarılarını kazanan bir Pistons için Iverson'ın kadroya dahil edilmesi sürekli sorgulandı ve yıl boyunca yaşanan Iverson- Curry çekişmeleri, Iverson'ın açıklamaları ve en sonunda Iverson'ın sakatlığı sebebiyle kadro dışı kalmasıyla nihayete eren bir hikaye oldu. Takımdaki bu sıkıntı hava ve verimsiz ortam Detroit'in play-offlardaki %50 barajı altındaki tek takım olmasının zeminini hazırladı bence. Dünkü maçı izledikten sonra da artık Detroit 'in yeniden yapılanma sürecini başlatacağını düşünmekteyim.

Evde yapacak bir iş olmadığından sürekli spor takibindeydim. Türkiye Süper Lig'indeki heyecanı(!) da takipten eksik kalmadım. Beşiktaş'ın lider Sivasspor'un, Konyaspor ile 0-0 berabere kalarak 2 puan kaybettiği haftada aynı skor ile Bursaspor ile beraber kalmasını da az çok izledim. Türkiye Ligi'nde oynanan futbol gerçekten ilginç. İbrahim Toraman'ın önce kendi ceza sahası önünde elle topa dokunmasından sonra rakip ceza sahasında bunu 10 dakika içinde gerçekleştirmesi, LigTV sunucusunun tabiriyle “ilginç bir enstantane” oldu. Buna rağmen Bursaspor'un 10 kişilik bir Beşiktaş'a üstünlük kuramaması ileri hatta Sercan gibi bitiriciliği iyi oyuncusundan mahzun kalmasından olabilir. Beşiktaş'ın 10 kişi kaldığı ortaya koyduğu mücadelenin bana göre en büyük etkeni Fabian Ernst'tir. Kendisindeki kondüsyon ve oyun bilgisi, Beşiktaş'ın orta sahasını çekip çevirmekte bana da Cambiasso'yu anımsatmaktadır.

Türkiye Ligi ile ilgili yazılacak pek çok şey bulunabilir belki ama bunu pek çok muhtelif yerde okumak mümkün olduğundan sadece kendi izlediğim Beşiktaş maçıyla kısa kesmek en iyisi olacak. Zira Beşiktaş maçından sonra yine banttan da olsa Lakers- Jazz müsabakasını izleme fırsatını NtvSpor ile buldum. Memleketimde kablolu yayın olmadığından elimde bulunan Ntv ve NtvSpor'un ne yayınlayacağına elim mahkum olarak bekliyorum. Bunu yapmayıp internetten de takip etme seçeneğim mevcut; ancak televizyonda izlediğin maç ile monitöründen takip ettiğin maç aynı keyfi vermiyor. Bunun da notunu düşeyim yeri gelmişken.

Maça gelirsek Lakers gerçekten geçen seneden kat be kat iyi oynuyor. Shannon Brown bile oyun kurucu mevkiinde sırıtmadan oynayabiliyor ve bana göre inanılmaz katkılar yapabiliyor hücumda. Ancak Deron Williams'ı durdurmak konusunda Lakers'ın hiçbir gardı yapması gerekeni yapamadı. Benim hatırladığım en son 17 asisti vardı. Buna karşın şut yüzdesi 3/12 idi. Jazz hücumu maalesef yıllardır izlediğim katlar[?](cut'lar) üzerinden boş şut bulmak olgusundan uzaktı. Sloan'ın bu taktiğini uygulayamayan bir takımın da ilk yarıyı 22 sayı farkla kapatması normaldi. İlk yarıdaki bu 22 sayılık farkın oluşmasında maçı izlemeyen birinin ilk fikri Kobe Bryant'ın çok iyi oynamış olması olabilir ancak bir ara Kobe 0 sayı, 4 asist ve 3 top kaybı ile oynuyordu. Her ne kadar Jazz'in Kobe'nin üstünde neredeyse her hücumda en az 2, zaman zaman 3 oyuncu ile savunma yapması sebebiyle Kobe sayı konusunda durdu. Ancak diğer oyuncular üçgen hücum anlayışının özelliğinden olsa gerek, özellikle Ariza ve Brown, öne çıkarak Lakers'ın mevcut farkı oluşturmasından katkıda bulundular. İkinci yarıda her ne kadar Jazz, farkı 20'lerden 10'lara çekse de oyunun tıkandığı her anda Kobe sazı eline alarak takımını rahat bir galibiyete taşıdı. Ayrıca bu maçta Kobe, 16 sayıdan fazla atarak Lakers tarihinde Magic Johnson'ı geçerek playofflarda Lakers adına en çok sayı atan 9. oyuncu oldu. Murat Kosova'nın yalancısıyım.

NBA Play-off larının başlaması benim için gerçekten ilaç gibi geldi. Okulumun bitmesine birkaç ay kaldığı şu aralarda, doğal olarak öyle ya da böyle bir belirsizliğin olduğu şu sıralarda, bir şekilde bir aidiyetlik hissettiğim basketbolu takip etmek benim için çok iyi oldu. Yine uzun bir ara verdiğim yazı yazma işine fırsattan istifade ederek geri döndüğüm için çok memnun oldum. NBA, Turkcell Superlig karması olan bir yazıyı gecenin sonunda izlediğim FA Cup ile kapamak istiyorum.

Manchester'ın Everton karşısında çıktığı kadroya bakıyorum ve oynanan futbolu düşünüyorum, bizim ligimiz o seviyeye gelmesi varolan düşünce yapısıyla imkansız geliyor. Oynayan oyuncuların mantığı ve felsefesinin Premier League seviyesine gelmesi için oyuncular kadar kulüplerin ve yöneticilerin de kafa yapılarını değiştirmeleri gerekiyor. Manchester'ın ilk 11'indeki oyuncuların en azından beşi 20 yaşının altındaydı ve tecrübelerinden bahsetmeye gerek bile yok. Ama teknik direktörleri bu adamlara güvenebiliyor ve 120 dakikalık bir maraton olarak gördüğü yarı final FA Cup mücadelesinden bu adamlara süre verebiliyor. Ligimizde geçen hafta derbide yaşanan istenmeyen olaylardan sonra bu hafta mücadelelerine mecburi şekilde yedek oyuncularıyla çıkan takımlardan biri olan Fenerbahçe'de oynayan topçular ne mental olarak ne de fiziksel olarak oyuna hazırlardı. Alınan sonuçta eldeki oyunculara göre sistem oluşturmayı denemeyen bir teknik adam olan Aragones'in rolü de olsa, yedeklerin maç boyunca gösterdiği mücadele ligimizin kaydetmesi gereken ne kadar uzun bir yol olduğunu gösterdi.

Daldan dala atlayan belki de uzun biraz da saçma bir yazı oldu; ancak günümün özeti buydu. Herkese sevgi ve saygı. Eyvallah.

Fotoğraflar: Yahoo