Neyse, gelelim asıl konuya. Bu yazıda seri ile, maçlar ile, oyuncular ile zerre kelam etmemeyi düşünüyorum. Olayın biraz daha romantizm boyutuna kaçacağım.

Gecenin bir saatinde uyanıp sabaha kadar televizyon başında, dünyanın öbür ucundaki basketbol liginin şampiyonluk maçını izlemek, onun hakkında yazı yazmak, hatta günlerini, işlerini bu maçlara göre ayarlamak bir çoklarının fikrince eziyetten başka bir şey değil. Hatta hammallık, aptallık, salaklık... Halbuki uyku gibisi yok değil mi? Sıcacık yatak, sen ne diye kalkıyorsun gecenin soğuğunda (sabaha karşı hakikaten soğuk oluyor arkadaş). Ertesi gününü de yarı uykulu geçiriyosun ; hiç akıl kârı değil bilader.

Bir kaç saat sonra içim inanılmaz bir heyecanın ateşi içinde yanarken, sahadaki her oyuncuların akıttığı terleri gözlerimle içeceğim oturduğum yerden. Belki son saniyeleri ayakta izleyip, hoplayıp zıplayacağım. Bu sayede günü sabah sporu sayesinde geçici bir zindelikle açacağım.
Yeşille beyaza bürünmüş binlerce insan ve onları televizyondan izleyen ben... Bir de şampiyon olursak, hayatımda bir ilki yaşayacağım. Tadından yenmez. Harbiden ölüm gibi bir sevinç olur.